Erdoğan Türkiye’de devlet kurumunu bitirdi, hesabı sorulmalı

AKP’nin kurucu kadrosu içinde yer alan, Abdullah Gül hükümetinin başbakan yardımcılığı yapan Ertuğrul Yalçınbayır, AKP yönetiminin ve Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’de devlet kurumunu bitirdiğini söyledi. Yalçınbayır, “Siz devletin konulmuş kurallarını yükseltmek yerine keyfi hareket ederseniz devletin kuvveti yerine paralel bir kuvvet ikame edersiniz. Bunların hesabının sorulması gerekir” dedi.

Cumhuriyet gazetesinden Ayşe Sayın’a konuşan Ertuğrul Yalçınbayır, AKP’nin siyasetini eleştirdi. Sayın’ın “Devleti dinamitlediler” başlığıyla yayımlanan röportajı şöyle:

Devleti dinamitlediler

Sizin, kurucularından olduğunuz AKP’nin bugün düştüğü durum yüzünden çok kaygılandığınızı biliyorum. Hatta bu kaygılarınızı ve MİT’in hesap verebilir duruma getirilmesi gerektiğini Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığının son döneminde kendisine ilettiğiniz de basına yansımıştı. Siz kaygılarınızı iletince Gül’ün tepkisi ne olmuştu?

Dedim ki: Burada terör var, MİT var, devletin istihbaratı var. Ben bu devletin vatandaşıyım. Siz de bu devletin başısınız. Devletin vatandaşı başına soruyor. Ben hangi devletin vatandaşıyım? Üniter devletin mi, paralel devletin mi, derin devletin mi, federatif devletin mi, teokratik devletin mi, demokratik devletin mi? Bir başbakan, “Paralel devlet” diyorsa bunu neye dayanarak söylüyor?

Gelin istihbaratı ele alalım. MİT’i, Jandarma İstihbaratı, Genelkurmay İstihbaratı, Emniyet İstihbaratı, Kamu Düzeni Müsteşarlığı’na bakalım. Karşısına da olayları söyleyelim. Yani, Oslo, Uludere, KCK, Ergenekon, Reyhanlı, Adana, İran, Irak, Suriye, IŞİD... Ben bunu şunun için soruyorum. Siz istihbarata güveniyor musunuz? Bu istihbarat hesap verebiliyor mu? İstihbaratın hesap verebilirliği, demokratikliği şart. Sadece Türkiye’nin değil, bütün dünyanın en önemli konularından birisi istihbaratın görevlerinin arttırılıp genişletilmesi değil, hesap verebilirliği, güvenilirliği ve demokratikliğidir. Almanlar bizi dinliyorlar, dinlendiğimizi onlardan öğreniyoruz.

İstihbarat tek başına Tayyip Bey’e bağlı olamaz. Bir kere kilit personelin atanmasında, mevzuatın hazırlanmasında muhalefetin görüşlerini almıyorsunuz. MİT ikinci başkanını Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’na (TİB) atıyorsunuz. MİT hafiyeliktir. Gizlilik dereceli çalışmaktır. TİB ise özgürlüktür. Siz özgürlük alanını hafiyelikle meşgul ve meşhur olan birisine bırakıyorsunuz. Olacak iş değil. Abdullah Bey söylediklerimi dinledi.

Musul Başkonsolosu olmak üzere konsolosluğun 49 görevlisinin IŞİD tarafından rehine alınması üzerine konuyla ilgili her türlü yayını yasaklayan kanunu alelacele çıkarmaları karşısında tepkiniz ne olmuştu?

Şimdi olay bitti. Rehineler serbest bırakıldı. O yayın yasağının kalkması lazım.

Siz Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanı seçildiğinde Türkiye’nin nasıl bir Türkiye haline geleceğini düşündünüz?

Daha otoriter, kurumlara daha hâkim, kurum ve kuruluşları daha etkisi altına alacak bir anlayışın hâkim olacağını düşündüm. Bunun açık örneğini de mesela Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu’nun (DEİK) Ekonomi Bakanlığı’na bağlanmasında, Bank Asya’ya yapılan baskılarda, yürütmenin dahi yapamayacağı şekilde söylemlerinde gördük.

Tayyip Bey konuşmadan işler yürürse toplumda gerginlik azalır. Daha daha öz, daha genel, somut olaylarla ilgili konuşmasın. Toplum içinde uyumu, birliği sağlasın. Somut olarak Bank Asya’yı, bir cemaati, TÜSİAD’da görüş bildirenleri hedef göstermek, bana göre bütün bunlar Cumhurbaşkanı’nın görevleri arasında değildir.

Hafiye başı oldu TİB Başkanı

Bir dönem cemaatle AKP el ele Türkiye’yi yönettiler. Ama ne zaman ki 17 ve 25 Aralık skandalları patlak verdi cemaat tu kaka, hatta paralel devlet ilan edildi; bu nasıl iş?

El ele demek de yanlış. Çünkü yönetme erki iktidarda. İktidar çeşitli elemanları kullandı. Hatta o kadar da ileri gitti ki, “Ne istediniz de vermedik?” dedi. Burada bir cemaati değil de bunlara yakın olan kişileri kastederek bunları söyledi.

Bir devlet olabilmesi için gücün kullanılması lazım. Güç iktidarda. Siz iktidar gücünü kullanırken çeşitli kurumlarda birbirlerine yakın olan insanların bir arada olmasını devletin gücünü kullanma olarak mı değerlendiriyorsunuz yoksa görevlerin ihmali veya kötüye kullanılması olarak mı değerlendiriyorsunuz? Buna devlet demek yanlış.

Devlet diyorsanız, örneğin bir yerde askere alma işini devletin asli fonksiyonu yerine başka bir örgüt yapıyorsa, bir yerde vergi toplama işini devletin asli organı yerine başka organlar yapıyorsa, bunlar sürekli hale geldiyse hatta uyuşturucuyla mücadele konusunda onlar özel olarak örgütleniyorsa, bu trafiği düzenliyor, yolları açıp kapatıyorlarsa burada devlet fonksiyonunu icra eden bir örgütle karşı karşıyayız demektir.

Askere alma işini bir örgüt yapıyorsa dediniz...

Evet. O örgüt hem başka bir ülkeyle savaşıyor, senin yüce menfaatlerine bir başka ülkenin bağımsızlığını ihlal etmeme kuralını ihlal ediyor. Buradaki paralellik nerede? Bütün bunlara göz yumabilir misiniz?

Siz devletin konulmuş olan kurallarını yükseltmek yerine kendi keyfinizle istediğiniz gibi hareket ederseniz devletin kuvveti yerine paralel bir kuvvet ikame etmeye çalışırsınız. Bunlar geometride aslında hiç kesişmeyen, o fonksiyonları birbirine paralel olarak icra eden kişiler, kurumlar olur. Bunların kimi terörist gruplardır kimisi de keyfi gruplardır.

Paraleller AKP eliyle oluşturulmadı mı?

Eğer böylesine güç icra edenler varsa bunların üzerine gitmemek suretiyle görevi ihmal vardır. Devletin meşru güçlerinin kullanılması konusunda önce ihmalden başlayıp daha sonra artan bir şekilde ihmaller kötüye kullanmalara kadar varır. Bunların hesabının sorulması gerekir.

Bu konuda yeterli bilgilendirme yapılmalıdır. Terörle mücadele, MİT’le ilgili kanunları çıkarıyorsunuz ve diyorsunuz ki: “Bu konuda halkı doğru bilgilendireceğim.”

Örneğin 16 Temmuz’da yayımlanan 1551 sayılı terörün sona erdirilmesini amaçlayan kanun var. Bu kanun tek bir terör grubunu ele almıyor. Bütün terörist grupları ele alıyor. Buna IŞİD de, PKK de, Türkiye ve dünya kimlere terörist diyorsa onlar dahil. Bu kanun kapsamında neleri yaptığınızı ve ne gibi tedbirler aldığınızı, kamuoyunu doğru ve zamanında bilgilendirmeniz lazım. Siz muhalefeti de, TBMM’yi de bilgilendirmediniz.

İş tezkere zamanında bilgilendirmek değil. İş o tezkerenin tartışılmasıdır. Kamuoyunun doğruları, gerçekleri öğrenme hakkı vardır. Bunlarla ilgili, IŞİD’le ilgili ne yaptınız? Musul konusu neydi? Onunla ilgili haberlerin yasaklanmasının sebepleri nelerdi? Yasaklanma sebebi kalktığına göre şimdi siz ne yapacaksınız? Bütün bunları kamuoyuna anlatmanız gerekmez mi?

Hazretler hep demokrasiden söz ederler ama bu söylediklerinizin hiçbirini yapmamaları ne kadar demokrasiye sığar?

Demokraside bilgi edinme, doğruları öğrenme hakkı, hesap verebilirlik, açıklık, şeffaflık, katılım vardır. O bilgi edinme aynı zamanda denetimi de içerir. Siz her metinde bunları söylüyorsunuz. Alın 62. hükümetin programını, uluslararası kuruluşlara sunduğunuz metinleri. Bunlara bakın. Söz olarak son derece güzel. Ama ya uygulamaya gelince? Bu nasıl?

Size kanunen emanet edilen iş hakkında neler yaptığınızı da anlatın. Hesap vermeyecek misiniz? Hesaplar sadece sandıkta verilen hesaplar değildir. Siz yolsuzlukla ilgili ne yaptınız?

Paralel, yolsuzluklara örtü oldu

17 ve 25 Aralık skandallarını örtbas etmek için ellerinden geleni yapmadılar mı?

Siz 17 Aralık sonrası kolluk yönetmeliğini değiştirdiniz. İki bakanın (dönemin Adalet ve İçişleri Bakanları Sadullah Ergin ve Muammer Güler) imzasıyla değişti. Sadullah Ergin’in kendi imzasıyla ihaleleri filana verin yazılı metinler vardı. Bunlar TBMM’de okundu.

Kasım 2011 tarihli 17 yönetmelik çıkarıldı. Bunlar Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nda (HSYK) kabul edildi. Bu yönetmeliklerin hepsi AB sürecinde uyumla ilgili çıkarıldı. AB’nin bilgisi dahilinde yapıldı. Ama siz bu yönetmeliklerin hepsini iptal ettiniz. Özellikle yedi ve on numaralı yönetmeliklerin iptali suretiyle kolluk güçlerini tart ettiniz. Sonra da “paralel yapı” dediniz. Peki, hangisi paralel yapı? Bunu da milletin bilmesi lazım. Bir kişi mi, bir cemaat mi? Kimdir? Siz bunlarla ilgili işin önünü kapattınız. O kadar da ileriye gittiniz ki yaptığınız operasyonlarla görevden aldığınız kişilerin dava açmalarını, açtıkları davalarla ilgili mahkemelerin alacağı kararların uygulanmaması sonucunu doğuracak işlemleri yaptırdınız. Bu işlemleri yapanların hukuki ve cezai sorumsuzluğunu da getirdiniz.

Emanete hıyanet edilmez

Eh, bütün bunlara bakıldığında Türkiye demokrasisinin şu anda dünya sıralamasında 88. olmasına şaşırmak gerekiyor mu?

Üstelik bunun süratle 100’ün altına doğru gittiğini görüyoruz. Bütün temel hak ve özgürlüklerin toplamı olan insani gelişmişlikte 93. sıradayız. O da hızla 100’ün altına inme eğiliminde. Türkiye’nin demokrasi ve insani gelişmişlik kriterleri bilimsel ve objektif. Demokrasi notu Freedom House’dan (Özgürlükler Evi), insani gelişmişlik notu da BM Kalkınma Teşkilatı’ndan (UNDP).

Bunlar AKP’ye muhalif olanların koydukları kriterler değil. O zaman da sorgulamayı bilimsel açıdan ele almak lazım. Adaletten kaynaklanan bir anlayış getirilmelidir. Burada bir emanet var. Bu uluslararası hukukun öngördüğü emanettir. Siz bu emanetlere ne kadar riayet ettiniz?

Türkiye’de emanet deyince hıyanet akla geliyor. Hemen herkes hain olabiliyor. Ama ben o anlamda söylemiyorum. Verdiğimiz sözleri, emanetleri bizim dikkate almamız lazımdır. Bunun denetlenebilir olmasını hesaba katmalıyız.

Bilal’in vakfı da devletleştirilsin

Cumhuriyetin 100. yılına yaklaşırken AKP hükümeti bu sıralamalarla epeyce başarılı görünmüyor mu?

100. yıla yaklaşırken ne olursa olsun zengin olalım anlayışı doğru değildir. DEİK özel bir kurum. Bunu nasıl devletleştirirsiniz? O kuruma katkıda bulunan kuruluşların bütçelerinden belirli bir payı devletleştirdiğiniz kuruma nasıl aktaracaksınız? O kurumun üyelerini kendi keyfinize göre atıyorsunuz. Bunlar özel sektörün kurumlarıydı. Kamudan desteklenen kurumlar değil. Kamudan desteklenen birtakım kurumlar, vakıflar var. Siz o zaman o vakıfları devletleştirin. Oğlunuz, kızınız o vakıfların başında da olsa sizin göreviniz kanun önünde eşit davranmaktır. Onların içinde kanunlara aykırı davrananlar varsa göreviniz onlarla ilgili suç duyurusunda bulunmaktır. Kaldı ki o, Cumhurbaşkanı’nın değil yürütmenin görevidir.

Ertuğrul Yalçınbayır kimdir?

Hasköy, Bulgaristan, 1946 doğumlu. Ortaöğrenimini Bursa Erkek Lisesi’nde, yükseköğrenimini İÜ Hukuk Fakültesi’nde yaptı. Bursaspor Genç Takımı’nda futbol oynadı. Serbest avukat olarak çalıştı. 1970’lerde bir süre CHP içinde yer aldı. 1980’li yıllarda Milli Görüş hareketine yakınlık duydu. 1995’te RP’den Bursa milletvekili seçildi. Kısa süre sonra parti yönetimini eleştirince RP’den koptu. 1999’da ANAP’tan Bursa milletvekili olarak yeniden seçildi. ANAP yönetimiyle sorunlar yaşayınca 2001’de partiden istifa etti. AKP’nin kurucu kadrosu içinde yer aldı. Kasım 2002 seçimlerinde AKP Bursa milletvekili seçildikten sonra Abdullah Gül başkanlığında kurulan 58. hükümette başbakan yardımcısı olarak görev aldı. Ancak parti içi muhalefet yapması nedeniyle ismi Tayyip Erdoğan tarafından çizilerek 2007 seçimlerinde aday gösterilmedi.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.