Milliyetçi Hareket Partisi Teşkilat İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Sayın Şefkat ÇETİN’in, Tayyip Erdoğan’ın yapacağı cumhurbaşkanı yemini ve yeni başbakana verilen üç görev hakkındaki yazılı basın açıklamasını ilgi ve bilgilerinize sunarız.

 

TAYYİP ERDOĞAN’A AKP’NİN DEĞİL TÜRK MİLLETİNİN CUMHURBAŞKANI SEÇİLDİĞİ HATIRLATILMALIDIR

 

10 Ağustos Cumhurbaşkanlığı seçimleri, Türkiye’nin 12. Cumhurbaşkanını belirlemek amacıyla yapılmıştır. Ancak sandığa giden seçmenin yüzde 51,7’sinin, toplam seçmenin ise yüzde 38’inin desteğiyle Cumhurbaşkanı seçilebilen Tayyip Erdoğan, bütün bir milletin değil sanki AKP’nin cumhurbaşkanı seçilmiş gibi bir görüntü vermektedir. Toplam seçmenin yüzde 62’sinin desteğini alamaması nedeniyle yeterli temsil gücünden yoksun olsa dahi Türkiye Cumhuriyeti’nin 12. Cumhurbaşkanı sıfatını elde eden Tayyip Erdoğan’a, bu yüce makama uygun bir şekilde eski siyasi bağlarını geride bırakarak milletin tamamını temsil etmesi gerektiğini hatırlatmak isteriz.

 

YSK’nın cumhurbaşkanlığı seçimi resmi sonuçlarını açıkladığı 15 Ağustos’ta Tayyip Erdoğan başbakanlıktan ayrılmamakla suç işlemektedir. Seçim sonuçlarını Resmi Gazetede yayınlatmamak gibi basit ayak oyunlarıyla Başbakanlık makamını illegal bir biçimde elinde tutan Erdoğan, koca Türk devletini çadır devletine dönüştürmüştür. Milletvekilliği ve başbakanlığının yanı sıra parti genel başkanlığının da düşmüş olması gereken Erdoğan’ın 15 Ağustos’tan bu yana bütün faaliyetleri yasadışıdır ve anayasal suç işlemektedir.

 

27 Ağustos’ta yapılacak Olağanüstü Kongre’de delegelerin oyu ile belirlenmesi gereken AKP Genel Başkanı ve dolayısıyla yeni başbakan, Tayyip Erdoğan tarafından resmen atanmıştır. Yani Tayyip Erdoğan daha Cumhurbaşkanlığı makamına oturmadan başbakanı ve bakanları belirleyerek tek adam rejimini kurmuştur. Bu yüzden AKP’de yapılacak kongre formalitedendir. AKP delegelerinin vereceği oylar millete dayanan irade olmaktan çok uzakta, tek adamın buyruklarına uygun olarak sergilenen tiyatronun birer parçasıdır.

 

Türkiye’nin dışarıdaki imajını ve gücünü bitiren, içeride ise toplumu kamplaştıran, ötekileştiren, bölücü terörle mücadele yerine teslimiyet müzakeresine girişen, yolsuzluk ve rüşvet skandallarının tam ortasında kalan Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı yapılması, onun için bir kurtuluş ve ödül olmuştur. Türkiye’yi yöneten zihniyetin başbakanlıktaki başarısızlığının karşılığında cumhurbaşkanlığı ile taltif edilmesinden sonra, gelmiş geçmiş en kötü ve sığ dış politikanın sahibine başbakanlık ödülü verilmesi şaşırtıcı değildir. Davudoğlu Dışişleri Bakanı iken kaçırılan 49 diplomatımızın akıbeti hâlâ belli olmamışken, Başbakanlık makamına hangi yüzle ve hakla oturacaktır? Davudoğlu’nu başbakanlık makamına yükselten dışişlerindeki başarısızlıkları mıdır, yoksa Tayyip Erdoğan ve küresel efendilere ettiği sadakat yeminleri midir?

 

Cumhurbaşkanlığı seçiminin ardından, hükümet cephesinde atanmışlar tarafından seçilmişlere karşı bir tasfiye hareketi uygulanmaktadır. Tayyip Erdoğan ve birkaç yıldır yeniden şekillenen yakın çalışma ekibi, AKP içinde belli bir ağırlığa sahip çok sayıda önemli ismi dışlayarak Türkiye’nin en kritik kurumlarını ve temel politikaları diledikleri gibi şekillendirmektedir. Nitekim yeni başbakan Davudoğlu’nun atanmasını sağlayan kriterler arasında “paralelle mücadele, açılım süreci ve yeni Türkiye” konularındaki tavrı belirleyici olmuştur.

 

Tayyip Erdoğan başbakanlığa atadığı Ahmet Davudoğlu’na iyi bir miras bırakmamış, tam aksine bizzat yürüttükleri Türk Devletinin çözülme ve tasfiye sürecinde önemli sorumluluklar yüklemiştir. 17 ve 25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarına karşı başlatılan ve devlet içerisinde cadı avına dönen sözde paralelle mücadele görevi, içeriden çökertilmeye çalışılan milli devlete karşı kurgulanan Ergenekon ve Balyoz gibi davalarla aynı amaca hizmet etmektedir. Yakın bir zamanda Abdullah Gül ve önde gelen bazı eski olacak AKP yöneticilerinin dahi paralel suçlamasına maruz kalması şaşırtıcı olmayacaktır.

 

AKP içerisinde ve hatta Bakanlar Kurulu’nda önemli bir kesimin dahi yeterli bilgiye sahip olmadığı açılım adlı ihanet sürecinde, İmralı’daki cani ve terör yuvası Kandil’le yapılan gizli pazarlıkları yürüten Beşir Atalay ve Hakan Fidan gibi birkaç kişilik dar ekibe Davudoğlu da dâhil edilmiştir. Bugüne kadar PKK’nın hangi tavizleri verdiği ve karşılığında Devletimiz adına nelerin vaat edildiğini hiç kimsenin bilmediği bu görüşmelerin dünyada devletlerle terör örgütleri arasında bir benzerinin yapılmadığı kesindir. Kesin olan bir şey daha varsa, o da PKK’nın ülkemizin bir bölgesinde artık devlet gibi hareket ediyor olması, insanlarımızı birlikte yaşama çabasından ziyade büyük bir kalkışmaya hazırladığının görülmesidir.

 

Tayyip Erdoğan’ın yeni başbakan Davudoğlu’ndan beklediği hizmetlerden üçüncüsü ise milli ve üniter yapının yıkılarak yerine etnik ve dinsel-mezhepsel olarak parçalanmış ucube yeni Türkiye’nin inşası görevidir. Bu yeni Türkiye’nin parçalanmış Irak ve Suriye’den ya da kanun ve nizamın şeyhler ve kralların buyruklarından ibaret olduğu ülkelerden bir farkı olmayacağı, Tayyip Erdoğan ve ekibinin yasa tanımaz işlerinden anlaşılmaktadır.

 

27 Ağustos Çarşamba günü düzmece bir kongre ile önceden tayin ettiği ve sözünden çıkmayacağına inandığı yeni genel başkana AKP’yi emanet edecek olan Tayyip Erdoğan, 28 Ağustos Perşembe günü ise Cumhurbaşkanlığı yemini edecektir. Yani başbakanlık makamı ve belki daha da önemlisi dokunulmazlık zırhı Tayyip Erdoğan için o kadar önemlidir ki, 24 saatten fazla sade bir vatandaş gibi yaşamayı göze alamamaktadır. Bir koruma ordusuna sahip olan Erdoğan’ın güvenlik endişesinden daha çok, yasalar karşısında dokunulmazlığa ihtiyaç duyduğu çok açıktır.

 

Diğer taraftan bugüne kadar takip ettiği politikalarla ettiği milletvekili yemini hiç uyuşmayan Tayyip Erdoğan’ın Köşk’e çıkarken edeceği Cumhurbaşkanlığı yeminini ne kadar tutacağı ise şüphelidir. Çünkü Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olurken, namusu ve şerefi üzerine yemin etmesi gerekecektir. Bizim bildiğimiz Tayyip Erdoğan şerefini PKK ile oturduğu müzakere masasında bırakmıştır. Ayrıca milletin malına el uzatıldığı iddialarının ayyuka çıktığı 17-25 Aralık operasyonlarından bağımsız yargı önünde aklanmadığı sürece namus sözünü nasıl verebilecektir? Henüz bu can alıcı soruların cevabını verememiş bir ismin Köşk’teki meşruiyetinin sorgulanmaması ve milletin tamamını temsil etmesi mümkün değildir.

 

Cumhurbaşkanlığı yemininde hitap edilen “Büyük Türk Milleti”ni bugüne kadar telaffuz etmekten çekinen Tayyip Erdoğan’ın yeminin ne kadar inandırıcı olacağı ise şüphelidir. Başbakanlığını gayet iyi bildiğimiz ve memnun olmadığımız Tayyip Erdoğan’ın bir an evvel Türk milletinin cumhurbaşkanı olarak Köşk’e çıktığını idrak etmesini diliyoruz.

 

Tayyip Erdoğan’a Perşembe günü edeceği Cumhurbaşkanı yeminini bir kere daha hatırlatıyor ve Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı olarak;

 

“Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağına;

 

Anayasaya, hukukun üstünlüğüne, demokrasiye, Atatürk ilke ve inkılâplarına ve lâik Cumhuriyet ilkesine bağlı kalacağına;

 

Milletin huzur ve refahı, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerinden yararlanması ülküsünden ayrılmayacağına;

 

Türkiye Cumhuriyetinin şan ve şerefini korumak, yüceltmek ve üzerine aldığı görevi tarafsızlıkla yerine getirmek için bütün gücüyle çalışacağına;

 

Büyük Türk Milleti ve tarih huzurunda, namusu ve şerefi üzerine” içtiği andın Milliyetçi Hareket Partisi olarak her daim takipçisi olacağımızı kamuoyunun bilmesini istiyoruz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.