Erdoğan: Kimse o başörtülü kadına yapılan tacizin üstüne gitmedi

Türk Metal Sendikası Kadın İşçiler 20. Büyük Kurultayı'nda konuşan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan,  "Ayaklarının altına cennet serilen kadının analık vasfına vurgu yapmak kadına ayrımcılık değil ama tam tersine ona karşı sonsuz bir hürmetin ifadesidir. Bazıları diyor ki bize ana demeyin, biz kadınız. Ben diyorum ki doğuran, doyuran, yetiştiren…" dedi.

Erdoğan, "Ben anasının ayaklarının altını öpen bir evladım. Anacığım ayağını çekerdi, ben zorla öperdim. Derdim benden cennetin kokusunu mu esirgiyorsun anacığım derdim. Bu idrake varabilmek kolay bir iş değil. Bak babaların ayaklarının altında değil, annelerin ayaklarının altında. O makama ulaşmak herkesin de kârı değildir. Kadınla erkek arasındaki fıtri farklara işaret etmek ayrımcılık değil, onun haklarının korunmasının kollanmasının garantisidir" diye konuştu.

Erdoğan, Kabataş saldırısı iddialarıyla ilgili olarak "Gezi olayları yaşadık, bu esnada bir anne yanında cocuğu olduğu halde bir grup taciz etti.  Bunlara kimse bir şey demedi. Kimse o başörtülü hanımefendiyi taciz edenleri kınamadı, onların peşine düşmediler. O kadınaysa etmediklerini bırakmadılar. Vicdansızca, terbiyesizce üstüne gittiler, gitmeye devam ediyorlar. Olumlu yazılar yazan 4 bayan köşe yazarına da etmedik hakaret bırakmadılar, sosyal medyada da üstlerine gitmeye devam ediyorlar. Hani tacizde esas olan kadının beyanıydı?" dedi.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Ankara'daki Büyük Anadolu Oteli'nde düzenlenen Türk Metal Sendikası Kadın İşçiler 20. Büyük Kurultayı'nda konuşuyor.

Erdoğan'ın konuşmasından satırbaşları şöyle:

Bugün yakın çevremiz başta olmak üzere dünyanın pek çok yerinde çok büyük acılar, yıkımlar yaşanıyor. Sadece Suriye’de ölenlerin sayısı 300 bini aştı. Bu rakamın bir milyona kadar çıktığını söyleyenler de var. 5 milyon ülkesini terk etmek zorunda kaldı. İnsanlar mağdur oldular, tüm bu felaketlerin yükünü en çok sırtlananlar hiç şüphesiz kadınlar.

Sığınmacıları gördünüz değil mi televizyonda. O hanımların yavrularıyla beraber sırtlarında evlerinden çıkarabildikleri birkaç çuval veya valizle nasıl Türk topraklarına sığındıklarını gördünüz. O ne çiledir değil mi? Dün eşim Türkiye’nin en büyük kampı Suruç’a gitti. Yeni mekanların açılışını yaptılar. Oradaki çileyi bana anlattı. Bütün bunlar bir sorumluluğun gereğiydi. Şimdi buradan dünyaya sesleniyorum. Ey dünya, ey batı, lafa geldiği zaman kadın haklarını konuşuyorsunuz ancak benim ülkeme Suriye ve Irak’tan sığınan 2 milyon insanın hakları konusunda ne yaptınız, ne yapıyorsunuz?

‘Mali destek verince yanaşmazlar’

Herhangi bir destekleri de söz konusu değil ha. 250 milyon dolar. Bizim yaptığımız harcama 5,5 milyar dolar. Ama yanımıza geldikleri zaman da “yaptıklarınız bu işler her türlü tebrike şayan, gerçekten çok başarılısınız.” Tamam da, hadi biraz mali destek verin deyince yanaşmazlar. Tüm Batı’da, Avrupa’da 150 bin sığınmacı var. Bizde 2 milyon. Bütün bu gerçekler ortada. Peki bu nereden geliyor? Bu bizim bir medeniyet anlayışımızın, kültürümüzün, inancımızın gereği olarak yaptığımız bir uygulama. Onun için bu millet büyüktür, Türkiye güçlüdür, büyümeye devam edecektir.

‘Bana göre büyük ülke…’

Bana göre insana değer vermeyen hiçbir ülkeyi ben büyükler kategorisinde değerlendirmiyorum. İnsana değer vermeyen, acısını paylaşmayanları asla büyük kabul etmiyorum. Büyüklük o garibin, fakirin, yoksulun, gurebanın, mağdurun, yolda kalmışın, sokağa atılmışın sahiplenenidir.

Evladının, eşinin, babasının, kardeşinin cansız bedeni üzerine kapanıp ağlayan mazlum kadındır. Yıkılan evinin başında gözyaşı akıtan garip kadındır. Eşini kaybettiği için yüreği yanan ama bu arada ailesinin tüm sorumluluğunu da üstlenen mağdur yine kadındır. Evinden, yuvasından uzakta verilen hayat mücadelesini sırtında taşıyan kadındır. Feryadı duyulmayan, gözyaşı fark edilmeyen, acısı hissedilmeyen bu kadının yaşadıkları insanlığın kanayan yarasıdır.

‘Amerika’daki kadın da…’

Bir tarafta kadın hakları diye kamuoyu ayağa kaldırılırken bir taraftan kadının hayat hakkına karşı inanılmaz duyarsızlık var. Bir taraftan eşitlik diye yer gök inletilirken bir tarafta ölümde eşitlik gözetiliyor. Avrupa’daki, Amerika’daki kadın da Suriye’deki, Irak’taki, Myanmar’daki Türkiye’deki kadın değil mi?

Kadının önce yaşama hakkına saygı duyulmalı. Kadının sürdürdüğü mücadeleye destek vermeyen kusura bakmasın, boş konuşuyor. Hayatı her an tehdit altında bulunan aile fertlerinin her birinin geleceğiyle ilgili endişe duyan bir kadına siz Kadınlar Günü’nü anlatamazsınız. O kadın kendisine hediye verilmesini, çiçek uzatılmasını istemiyor. Her şeyden önce huzur istiyor, güven istiyor, barış istiyor, yaşama hakkına saygı gösterilmesini istiyor.

‘Esma’ya gözünü kapatan ‘kadın’ demesin’

Bunca zulme, katliama ses çıkarmayan hiç kimsenin kadının adını ağzına almaya hakkı yoktur. Mısır’da Tahrir Meydanı’nda haklarını ararken ekin gibi biçilen Esma’lara gözünü kapatanların kadının adını dahi ağzına almaya hakkı yoktur.

Kendi ülkesinde her köşe başında bir meta gibi alınıp satılan kadınları görmezden gelip örtünen kadına yasak getirenlerin kadının adını ağzına almaya hakları yoktur. Kadın istismarı asıl budur. Kadın bedeninin istismarı asıl budur. Kadının ötekileştirilmesi, sınıf ayrımına tabi tutulması asıl budur.

Birbirlerinden yaradılış, güç kuvvet bakımından çok farklı olan kadınla erkeği aynı yarışa sokmak asla eşitlik değildir. Kadını Allah’ın emaneti olarak görmek, ayrımcılık değil kadını baş tacı etmektir, kadını yüceltmektir.

‘Kadınla erkek arasındaki fıtri farklar…’

Ayaklarının altına cennet serilen kadının analık vasfına vurgu yapmak kadına ayrımcılık değil ama tam tersine ona karşı sonsuz bir hürmetin ifadesidir. Bazıları diyor ki bize ana demeyin, biz kadınız. Ben diyorum ki doğuran, doyuran, yetiştiren… Ben anasının ayaklarının altını öpen bir evladım. Anacığım ayağını çekerdi, ben zorla öperdim. Derdim benden cennetin kokusunu mu esirgiyorsun anacığım derdim. Bu idrake varabilmek kolay bir iş değil. Bak babaların ayaklarının altında değil, annelerin ayaklarının altında. O makama ulaşmak herkesin de kârı değildir. Kadınla erkek arasındaki fıtri farklara işaret etmek ayrımcılık değil, onun haklarının korunmasının kollanmasının garantisidir.

'Kabataş saldırısı' iddiası

Gezi olayları yaşadık, bu esnada bir anne yanında cocuğu olduğu halde bir grup taciz etti.  Bunlara kimse bir şey demedi. Kimse o hanımefendiyi taciz edenleri kınamadı, onların peşine düşmediler. O kadınaysa etmediklerini bırakmadılar. Vicdansızca, terbiyesizce üstüne gittiler, gitmeye devam ediyorlar. Olumlu yazılar yazan 4 bayan köşe yazarına da etmedik hakaret bırakmadılar, sosyal medyada da üstlerine gitmeye devam ediyorlar. Hani tacizde esas olan kadının beyanıydı? Müftünün karısıyım diye istismar yapanlara kimse bir şey yapmadı. Demek ki bunlar için önemli olan kadın değil 'sadece bazı kadınlar'. Kendileri için malzeme çıkarma peşinde koşanlar var ya asıl ayrımcı olanlar.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.