Erdoğan'ın dış politikası milli değildir

CHP Konya Milletvekili Abdüllatif Şener, TBMM Genel Kurulu’nda, Sanayi ve Teknoloji, Milli Savunma ile Dışişleri bakanlıklarının 2019 yılı bütçesi görüşmelerinde, “Erdoğan hükümetlerinin uyguladığı dış politika millî değildir, İslami değildir, insani değildir; millî menfaatlerimize aykırıdır, İslami ve insani değerlere de aykırıdır” dedi.  “İzlenen politikanın, 10 milyonlarca Müslüman'ın, Hristiyan'ın ve Ezidi'nin mallarının, canlarının, namuslarının, onurlarının ve inançlarının yağmalanmasına, korkunç bir çevre felaketine yol açtığını” ifade eden Şener, “Sekiz yıldır Orta Doğu ve Kuzey Afrika'da yaşananlar Arap Baharı değil bir Arap kara kışıdır. Kökleri siyonist stratejilerine dayanır” diye konuştu.

“Arap kara kışına giden yolda Türkiye’nin, Büyük Orta Doğu Projesi'nin demokrasi eş başkanı ilan edildiğini” söyleyen Şener, “Başbakan Erdoğan BOP'un eş başkanı olduğunu en az otuz kez tekrar etti. Aynı yıl, Amerika Birleşik Devletleri'nde American Jewish Congress tarafından kendisine Yahudi Cesaret Ödülü, 2005'te de ADL tarafından "Courage to Care" yani Cesaret Ödülü verildi” dedi.

Şener, “Arap kara kışı gösterdi ki BOP'un amacı hiç de demokrasi ve insan hakları, yöntemi ise barışçıl değildi, nedense bölgedeki en koyu diktatörlüklere uğramadı” diye konuştu.

 AKP kanadında tansiyonu yükselten Abdüllatif Şener’in bütçe konuşması şöyle:

CHP GRUBU ADINA ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Dışişleri Bakanlığı bütçesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Cumhuriyet Halk Partisi adına heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Erdoğan hükûmetlerinin uyguladığı dış politika millî değildir, İslami değildir, insani değildir; millî menfaatlerimize aykırıdır, İslami ve insani değerlere de aykırıdır. İzlenen politika, gönül coğrafyamızda yaşayan 10 milyonlarca Müslüman'ın, Hristiyan'ın ve Ezidi'nin mallarının, canlarının, namuslarının, onurlarının ve inançlarının yağmalanmasına, korkunç bir çevre felaketine yol açmıştır ve bu süreç, yaşananlardan daha tehlikeli ve yıkıcı olabilecek nitelikler kazanmakta, daha geniş kapsamlı mezhep savaşları hazırlanmakta ve Türkiye'ye doğru yaygınlaştırılmaya çalışılmaktadır. Sekiz yıldır Orta Doğu ve Kuzey Afrika'da yaşananlar Arap Baharı değil bir Arap kara kışıdır. Kökleri siyonist stratejilerine dayanır. 1980'lerde bu stratejiler "Oded Yinon Planı" olarak çok tartışılmıştır. Esası, İsrail'i kuşatan Müslüman ülkelerin küçük parçalara ayrılmasına ve İsrail'in bu küçük devletçikler üzerinde dominant bir güç hâline gelmesine dayanır. Belirtmeliyim ki antisemitist düşüncelere karşıyım, kimsenin diniyle, etnisitesiyle uğraşmam. Tüm insanlar, hatta hayvanlar, bitkiler ve çevre benim için değerlidir ve biliyorum ki pek çok Yahudi de Siyonizm'e karşıdır. 2004 Sea Island G8 Zirvesi'nde ele alınan temel konu "Genişletilmiş Orta Doğu ve Kuzey Afrika Girişimi" yani BOP oldu. Hedef, bölge ilkelerine demokrasi ve insan haklarına dayalı düzenler getirmekti. Arap kara kışına giden yolda bu ikinci aşamaydı ve Türkiye, Büyük Orta Doğu Projesi'nin demokrasi eş başkanı ilan edildi. Başbakan Erdoğan BOP'un eş başkanı olduğunu en az otuz kez tekrar etti. Aynı yıl, Amerika Birleşik Devletleri'nde American Jewish Congress tarafından kendisine Yahudi Cesaret Ödülü, 2005'te de ADL tarafından "Courage to Care" yani Cesaret Ödülü verildi.

Üçüncü aşamada ise Arap kara kışı patladı. Arap kara kışı gösterdi ki BOP'un amacı hiç de demokrasi ve insan hakları, yöntemi ise barışçıl değildi, nedense bölgedeki en koyu diktatörlüklere uğramadı. Nüfusuna oranla en büyük gösteriler Bahreyn'de gerçekleşti ama BOP'un patronlarının izin ve yönlendirmeleriyle Suud askerleri tarafından kanlı bir şekilde bastırıldı.

Başlangıçta, BOP'un demokrasi eş başkanı olan Başbakan Erdoğan'sa Esat'tan demokratik reformlar yapmasını isterken beş yıl sonra kendi ülkesinde demokrasinin en temel özelliği olan erkler ayrılığını ortadan kaldırmış, kendisini eleştirenleri ve muhaliflerini yargı vasıtasıyla cezalandırmaya ve susturmaya yönelmiş; hapishaneler siyasetçiler, düşünce suçluları, bebekler ve çocuklarla dolmuştur. Bu süreç dış güçlere müdahale bahaneleri oluşturmaktadır.

Arap kara kışı iç dinamiklerden daha çok dış dinamiklerin bir sonucudur. Yıllarca Afganistan'da, Pakistan'da, işgal sırasında Ebu Gureyb gibi Irak hapishanelerinde yetiştirilen ve örgütlendirilen seyyar teröristler başta Suriye, Irak, Libya, Yemen olmak üzere bölge ülkelerine sevk edildiler, silahlandırıldılar, finanse edildiler, lojistik destek gördüler, ABD, İsrail ve Batı ülkelerinin özellikle Suriye ve Libya devlet güçlerine yönelik askerî operasyonlarıyla takviye edildiler. Suudi Arabistan, Katar ve Başbakan Erdoğan hükûmetleri ABD'yle aynı safta yer aldılar. Milyonlarca insan hayatını kaybetti, milyonlarca kadın tecavüzlere uğradı, köle pazarlarında satıldı, milyonlarca çocuğun çocukluğu mahvoldu, Müslümanlar Müslümanların şerrinden kurtulmak için ilkel botlarla Avrupa'ya, Hristiyanlara sığınmaya çalışırken Akdeniz'in sularında boğuldu. Yakılarak öldürülen askerler, kafası kesilen çocuklar, kalbi tekbir eşliğinde yenen insan görüntüleri dünyaya servis edildi, İslam, dünya insanlığının gözünde çirkinleştirildi. Bu sonuçlar, Erdoğan hükûmetlerinin milletvekillerinin desteklediği politikaların sonucudur. Bu hâliyle bin beş yüz yıllık İslam tarihinin en günahkâr iktidarı sizlersiniz. (CHP sıralarından alkışlar)

ABDÜLLATİF ŞENER (Devamla) - Sadece Suriye'ye 100'ün üzerinde ülkeden yüz binlerce yabancı terörist girdi, şehirleri, köy ve kasabaları işgal etti. İlk günden itibaren ne Dera'da ne Cisri Şuur'da ne de başka bir yerde hiçbir gösteri barışçıl değildi, silahlı militanların asker, polis ve sivillere yönelik katliamlarıyla iç içeydi. Yıllardır hazırlanan uluslararası dezenformasyon ağıyla Türkiye ve dünya kamuoyu yalan haberlerle meşgul edildi. Bir milyon insan öldü, mal mülk, namus yağmalandı, çocuklar mahvı perişan oldu. 22 milyonluk Suriye'de 5 milyon insan yurt dışına göç etti, en az 8-10 milyon insan iç göç yaşadı. Suriye topraklarının yüzde 20'sinin devlet kontrolünde olduğu dönemde bile Suriye nüfusunun yüzde 90'a yakını devletin hâkim olduğu bölgelerde yaşıyordu. Yani insanlar terör çetelerinden ya dışarıya veya devletin hâkimiyetinin olduğu bölgelere göçüyordu.

Arap karakışında ölen milyonlarca masumun katilleri emperyalist güçler değildir. Bunların katilleri emperyalizmin iş birlikçisi Suud, Katar değildir. Emperyalizmin tetikçisi yüzlerce çete, terör örgütleri, IŞİD ve Nusra değildir. Bu ülkelerde var olan meşru devletlerdir diyenler emperyalizmin dezenformasyon ağının taşıyıcılarıdır. Yemen'de 85 bin çocuk açlıktan öldü. 12 milyon insan şiddetli açlıktan acı çekiyor. Bu zulmün kaynağı BOP'un patronları ve Suud değilse kimlerdir?

Söylenecek son söz şudur: Savaş felakettir, barış hayattır. Dünya Müslümanları için savaş en büyük felakettir. Dünyanın müstekbirleriyle savaşacak finansman gücü nerede? İslam İşbirliği Teşkilatına üye 57 İslam ülkesinin toplam millî geliri tek başına Japonya'nınkinden azdır. ABD'ninkinin beşte 1'i kadardır. Müslüman ülkelerin birbirlerini öldürürken kullandığı silahlar müstekbirlerin ürettiği ve pazarladıkları silahlardır. Kimin kazanmasını istiyorlarsa bir derece gelişmiş silahı onun eline verirler, Müslümanlarsa birbirlerinin boğazlamaya devam ederler. Hele yaygın bir savaş ortamında emperyalist güçlerle iş birliği yapan Müslüman ülkeler sadece onların yörüngesine girmeye, onların stratejisine hizmet etmeye mahkûm olurlar. Belki de bazı milletvekillerimiz "Fırat'ın doğusuna askerî harekât yapacağız, sen barıştan söz ediyorsun, şimdi şu söylediklerinin zamanı mı?" diyecekler. Bence tam zamanıdır. En kritik konuyu cesaretle söylemek vatan sevgimin bir gereğidir. Garip bir şekilde bu Hükûmet iç ve dış politikada sürekli sorunlar üretiyor, sonra kendi ürettiği sorunları çözmek için didiniyor; kendi ürettiği sorunlarla uğraşırken kahramanlık naraları atıyor. İşte kabul edilemeyecek olan nokta budur. Bu harekâtla ne elde edeceğimiz sakin bir şekilde değerlendirilmelidir.

Bir: Ele geçirdiğimiz Suriye topraklarını ilhak edip Türkiye'nin topraklarını mı genişleteceğiz? Böyle bir niyet varsa bilmem ama yok. Hükûmet de zaman zaman, girdiğimiz Suriye topraklarından çıkacağımızı, Suriye'nin toprak bütünlüğünü koruyacağımızı söylüyor.

İki: Bazıları "Hükûmet seçime girerken ekonomik krizi unutturmak istiyor." diyor. Buna hiç ihtimal vermiyorum çünkü bunun anlamı, Türkiye'nin Suriye'ye girişine izin vererek ABD seçimlerde AK PARTİ'ye destek veriyor demektir.

Üçüncüsü ise "PYD'den kaynaklanan bir terör sorunumuz var, onu çözmemiz lazım denilebilir." O zaman şu nokta önemlidir: ABD, harekâtı PYD'nin bitmesini sağlayacak şekilde gevşetecek mi? Hayır çünkü niyeti bu olsaydı zaten desteklemezdi.

Başka bir nokta var. Vaktiyle Hükûmet, PYD'nin Eş Başkanı Salih Müslim'i 3 kez Türkiye'ye davet etti, görüştü ve altına kırmızı halılar serdi. Hatta bir ara Türkiye PYD'yi desteklemiştir, peşmergenin Türkiye üzerinden PYD'ye destek için girmesine izin vermişti. Peki, PYD o zaman terör örgütü değilse şimdi ne oldu veya o zaman da terör örgütüyse aranız iyi miydi? Bunları bir tarafa bırakalım, bence Hükûmet stratejisini şu soru üzerine oturtmalıdır: Suriye'deki PYD varlığı mı yoksa ABD varlığı mı daha tehlikelidir? Hangisi daha tehlikeli derseniz deyin fark etmez, ABD'nin Suriye'de kalmak için PYD'ye ihtiyacı vardır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.