Devlet Bahçeli Isparta\'da dolup taşan Atatürk stadyumun\'da konuştu

Aziz Vatandaşlarım,

Muhterem Dava Arkadaşlarım,

Çok Değerli Hanımefendiler, Beyefendiler,

Bir kez daha Isparta’da olmaktan, güllerin diyarında, gül kokulu bir akşamda sizlerle buluşmaktan gurur duyuyorum.

Hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.

Sözlerimin hemen başında, Isparta Belediyemizin düzenlemiş olduğu 30 Ağustos Şenlikleriyle birlikte “Toplu Açılış Töreni”nin hayırlara vesile olmasını Yüce Rabbim’den niyaz ediyorum.

Bu anlamlı ve coşkulu etkinliği tertip eden Belediye Başkanımız Sayın Yusuf Ziya Günaydın Bey’e teşekkür ediyor, şahsıyla birlikte Belediye Meclis üyelerini ve tüm Belediye çalışanlarını kutluyorum.

Açılışını yaptığımız değerli hizmet ve yatırımların Ispartalı kardeşlerime hayırlı olmasını diliyorum.

Biliyor ve inanıyorum ki;

√ Isparta her şeyin en güzeline layıktır.

√ Isparta her şeyin en iyisini hak etmektedir.

Bize de düşen bu zamana kadar olduğu gibi, önümüzdeki süreçte de bunları yerine getirmektir.

Ispartalı kardeşimin sorunlarını bitirmek, yüzünü güldürmek ve hanesini tıpkı gül bahçesine çevirmek bizim vazgeçmeyeceğimiz hedeftir.

MİLLİYETÇİ HAREKET PARTİSİ GENEL MERKEZİ BASIN BİRİMİ TARİH: 30/08/2013

Sabahın erken saatlerinde dalından topladığınız güller gibi sizlere hizmet sunmak boynumuzun borcudur.

Dokuduğunuz dillere destan halı ve kilimlere sabırla işlediğiniz ve iliştirdiğiniz umutlarınızı, özlemlerinizi ve dileklerinizi karşılıksız bırakmamak için çalışacağız, koşacağız ve bir an olsun yanınızdan ayrılmayacağız.

Isparta’nın desteği bize güç vermektedir.

Isparta’nın vefası bize şevk vermektedir.

Ispartalı kardeşimin Milliyetçi Hareket’e sevgi ve yakınlığı, hamd ederim ki, bizim doğru yolda olduğumuza işaret etmektedir.

Isparta’yı daha da mahmur hale getireceğiz.

Bu mis kokulu şehri daha fazla gıptayla bakılacak vatan köşesi yapacağız.

Bunda iddialıyız.

Bunda kararlıyız.

Milli ve manevi değerleri kendine rehber yapan, inancının ve imanının yolundan ayrılmayan siz muhterem vatandaşlarımıza mahcup olmamak için durmayacağız, yorulmayacağımız ve yılgınlık nedir tanımayacağız.

İşte Isparta Belediyemizin çalışmaları meydandadır.

İşte başarılı Belediyeciliğin bütün örnekleri ortadadır.

Yüce Allah’a şükürler olsun ki, Isparta’nın talihi bizimle değişmiş, ufku Üç Hilal’le parlamıştır.

İnşallah bu hizmet kervanı beklemeyecektir.

İnşallah bu hizmet mücadelesi kesintiye uğramayacaktır.

İnşallah Isparta’da gül goncası gibi açarak herkesi kucaklayan Üç Hilal sizler sayesinde başarıdan başarıya koşacaktır.

Siz değerli vatandaşlarıma güveniyorum.

Hepinize inanıyor ve hepinizle övünüyorum.

 

Saygıdeğer Ispartalı Kardeşlerim,

Kıymetli Dava Arkadaşlarım,

Bugün sizlerle tarihi bir zaferimizin yıldönümünde bir araya gelmiş bulunuyoruz.

30 Ağustos Zafer Bayramı’nı, düzenlenen şenlik kapsamında heyecan içinde kutluyor ve hep birlikte anıyoruz.

91 yıl önce, yani 30 Ağustos 1922 tarihinde, Dumlupınar’da vatanımıza gün doğmuş, semalarımızda güneş açmıştır.

Varlığımıza göz diken emperyal güçler süngülerimizin aleviyle sarsılmışlardır.

Birliğimizden rahatsızlık duyan kirli postallar imanımızın kuvvetiyle devrilmişlerdir.

Topraklarımızda gözü olan zalimler, üzerimizde hesap yapan kanlı emeller milletimizin kahrına ve çelikten iradesine çarpmışlar, peşpeşe mağlubiyet yaşamışlardır.

Düşman savunma mevkileri taarruzun daha birinci gününde yarılmış, dördüncü gününde ise istilacıların hemen hemen tamamı çembere alınarak etkisiz bırakılmıştır.

İşgalcilerin tüm mevzileri Türk milletinin azmi ve haklı davası karşısında çökmüştür.

Tarihin en büyük meydan savaşlarından birisine sahne olan Dumlupınar, aynı zamanda Türk milletinin bir Ağustos sıcağındaki dirilişine ve heybetine tanıklık etmiştir.

Düşman unsurlarının perişan bir vaziyette, moralman ve fiziken çökmüş bir halde kaçmaktan başka da seçenekleri kalmamıştır.

Türk milletine yapılan haksızlıklar, hainlikler ve insanlık dışı saldırılar 30 Ağustos 1922’de hak ettiği cevabı almıştır.

Büyük milletimiz topyekûn ayağa kalkarak düşmanı İzmir’e kadar kovalamış ve sonunda da denize dökmüştür.

Takdir edeceğiniz üzere 26 Ağustos 1922’de başlayan Büyük Taarruz 30 Ağustos’ta kutlu bir zafer olarak işgalcilerin kafasına inmiş, bağımsızlığımızı ve Cumhuriyetimizin kuruluşunu adeta müjdelemiştir.

Bu özelliklerinden dolayı 30 Ağustos Zaferi geçmişimizin en mühim dönüm noktalarından birisidir.

Elbette tarihimiz çok parlak zaferlerle doludur.

Fakat ortaya çıkardığı sonuçlar itibariyle 30 Ağustos Zaferi geçmişteki tüm muzaffer günlerimizin tamamlayıcısı ve hatta tacı olmuştur.

Çünkü Türk milleti, uzun bir süreden beridir girdiği savunma pozisyonundan çıkıp taarruza geçmiş ve istiklali konusunda tavizsiz olduğunu ortaya koymuştur.

30 Ağustos 1922’de;

Türk milleti varlığına ve kaderine sahip çıkacağını fedakârlıklarla ispatlamıştır.

Son yurdumuzun üzerindeki kara bulutlar dağılmıştır.

Çekile çekile bugünkü sınırlarına kadar gerileyen milletimizin kaybetmeye, yıkılmaya, yok olmaya en ufak tahammülünün olmayacağı açıkça anlaşılmış ve teyit edilmiştir.

Türk milleti 30 Ağustos’ta geleceğini kurtarmış, son yurdunda payidar olarak kalacağını haykırmış ve garantiye almıştır.

Nitekim Çanakkale’den Dumlupınar’a kadar oluk oluk akan şehit kanları, katlanılan zahmetler, ödenen bedeller Türk vatanının etrafını manevi surla çevirmiştir.

Tam bir inanmışlıkla ifade etmek isterim ki, şehitlerimizin aziz ruhları Türkiye Cumhuriyeti’nin ebediyete kadar muhafızı, ecdadımızın hayır duası ise hepimizin yolunu aydınlatan ve gücümüze güç katan kutsal destektir.

Zaferlerimizden rahatsız olanlar, birliğimizden ve beraberliğimizden ürperenler ve ürkenler unutmasınlar ki, 30 Ağustos şuuru aynısıyla varlığını sürdürmektedir.

91 yıl önceki Büyük Zaferimizi gölgelemeye çalışanlara izin vermeyeceğiz.

91 yıl önceki muhteşem akınımızı, müthiş taarruzumuzu heba etmeye ve anlamsızlığa sürüklemeye gayret edenlere müsamaha göstermeyeceğiz.

Zira Samsun’dan Dumlupınar’a kadar yazılan tarih ve sahip olunan mücadele ruhu, aynı zamanda destansı azim ve kararlılık bizimledir ve milletimizin sinesinde kor gibi durmaktadır.

Türk milleti bir daha esaret tehlikesine uğramayacaktır.

Türk milleti bir daha işgal altında kalmayacaktır.

Kocatepe’den İzmir’e kadar adım adım temizlenen düşman emelleri bir kez daha görülemeyecek ve varlığımızı riske sokamayacaktır.

Ispartalı kardeşim bu konuda kesin kararlıdır.

Milliyetçi Hareket bu uğurda her şeyi göze almıştır.

Nitekim 30 Ağustos 1922’de yeniden doğan, yeniden doğrulan Türk milleti zillete düşmeyecektir.

Bilinsin ki;

√ 30 Ağustos son karardır.

√ 30 Ağustos milli iradenin köpürmesi ve inisiyatif almasıdır.

√ 30 Ağustos Türk milletinin egemenlik haklarına canı pahasına hâkim olacağının kahramanlık menkıbesidir.

Bu şanlı zaferden dönüş yoktur.

Bölünme meraklıları 30 Ağustos’tan ibretlik ders almalıdır.

Çözüm ve barış diyerek PKK dayatmalarına teslim olanlar, azgınlaşan terörist heveslere boyun eğenler 30 Ağustos’tan sonuç çıkarmalıdır.

Milli kimlik ve milli vicdanı sakatlamak, Cumhuriyet’in dayandığı tüm ilke ve esasları zayıflatmak maksadıyla, anlamı aşındırılmış, bununla beraber içeriği tahrip

edilmiş demokrasi ve özgürlük propagandasıyla oyalananlara mutlaka 30 Ağustos’tan aldığımız feyizle karşı duracağız.

Altını kalın olarak çizerek söylemeliyim ki, hiç kimse Türk milletinin saygınlığını ve hükmü şahsiyetini hafife almamalıdır.

Hiç kimse bin yıllık kardeşliğin bozulmasına umut bağlamamalıdır.

Fitne ve fesat dün kazanamadı, Allah’ın izniyle bugün de kazanamayacaktır.

Yanılıp yenilip yanlışa düşenler 30 Ağustos’un derin anlam ve mesajına bakmalıdır.

Son vatanımız üzerinde oynanan oyunlara tek cevap 30 Ağustos duruşuyla verilmelidir ve inancım odur ki, mutlaka da verilecektir.

Bunu da birilerinin çok iyi anlaması kendi hayırlarına olacaktır.

Asırları aşarak gelen kutlu vatan emanetinin gelecek kuşaklara devri konusunda sahip olduğumuz tartışılmaz niyeti ve göstereceğimiz milli gayreti sizlerin huzurunda bir kez daha ilan ediyorum.

Hepinizin Başkomutanlık Meydan Muharebesi Zaferi’nin 91. yıldönümünü kutluyor; başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere bütün milli mücadele kahramanlarını, milletimizin selameti için canlarından seve seve vazgeçen aziz şehitlerimizi rahmet ve minnet hislerimle anıyorum.

Cenab-ı Allah hepsinden razı olsun.

 

Muhterem Vatandaşlarım,

Değerli Dava Arkadaşlarım,

İç ve dış meselelerimiz ağırlaşmış ve ülkemizi zora sokmuştur.

Komşu ülkelerde yangın, iç karışıklık ve genişleyen anlaşmazlık kritik bir seviyeye gelmiştir.

Ortadoğu’da dirlik ve güvenlik kalmamıştır.

Askeri darbeler, iç savaşı aratmayacak görüntüler, her gün yaşanan katliam ve saldırılar elbette Türkiye’yi de yakından ilgilendirmektedir.

Hakikaten de Ortadoğu kangrene dönüşmüş, İslam toplumları felaketlere mahkûm olmuştur.

Irak’ta her gün bombalar patlamaktadır.

Mısır’da darbeciler can almakta, insanlık değerlerine kast etmektedir.

Suriye ise meçhule doğru hızla sürüklenmektedir.

Bu ülkede kimyasal silah kullanımı ve sonuçta yüzlerce masumun katledilmesi işlenen cinayetlerdeki pervasızlığı iyice su üstüne çıkarmıştır.

Suriye karmakarışıktır.

Suriye infial halindedir.

Suriye kan ve ölüm tünelinde çırpınmaktadır.

Esad yönetimiyle muhalifler arasındaki mücadele Suriye halkını canından bezdirmiştir.

Şam’ın Guta bölgesinde, kimyasal silah kullanılması haklı olarak Dünya’yı ayağa kaldırmıştır.

Şimdi Suriye’ye müdahale gündemdedir.

Ancak muhtemel müdahalenin şekli, zamanı, sınırları ve yöntemi konusunda henüz mutabakat sağlanmış değildir.

Suriye’ye yapılacak müdahalenin elbette sonuçları çok fazla olacaktır.

Her şeye rağmen silah son seçenek olarak ele alınmalıdır.

Uluslararası toplum siyasi ve diplomatik kanalları sonuna kadar kullanarak Suriye’deki kördüğümü açmalıdır.

Ve hepsinden de önemlisi, Birleşmiş Milletler kimyasal silah uzmanlarının Suriye Raporu beklenmeli, meşru olmayan, uluslararası hukuka uymayan her türlü tavır ve tercihten kaçınılmalıdır.

Birleşmiş Milletler Teşkilatına rağmen, sırf sözde insanlık vicdanını rahatlatmak adına Suriye’ye bomba yağdırılması bir yanlışın bir diğer fahiş hatayla tamir çabasından farksız olacaktır.

Biliyoruz ki, bugün insanlık nam ve hesabına müdahale hazırlığı içinde olanlar, bölgemizde akan kanın başlıca müsebbibidir.

Ortadoğu ve İslam toplumlarının hazin durumunun sorumlusu sömürgeci güçlerden başkası değildir.

Kimyasal silah kullanılmasından, otoriter yönetimlerden ve şiddet vakalarından şikayetçi olan küresel güçler önce aynaya bakmalı ve özeleştiri yapacak cesareti sergilemelidir.

Sormak lazımdır ki, Suriye’ye kimyasal silahı kim satmıştır?

Kitlesel ölümlere neden olan acımasız silahları rejim veya muhaliflerin kullanımına kim vermiştir?

Emperyalizmin sinsi tarafları kimi aldatacağını sanmaktadır?

Mısır’daki askeri darbeye darbe diyemeyen, çekingen ve sarsak davranan kim ya da kimlerse, bize göre kimyasal silahların sevk zincirinin başında da onlar vardır.

Sorarım sizlere, Batı’nın belirli aralıklarla, uçaklarıyla, donanmalarıyla gelip İslam coğrafyasını bombalaması hak ve reva mıdır?

İnsanlığın değerlerine bir tek bağlı, insanlığın erdemlerine bir tek sadık Batılı güçler midir?

Vashington, Londra, Paris Ortadoğu’nun terbiye ve ıslah makamı mıdır?

Asırlarca üzerinde yaşadığımız geniş coğrafyada önce kavga ve ihtilaf çıkarıp, sonra da müdahale şartları oluştu ve olgunlaştı diyerek ölüm saçmak ahlaksızlıkla, adaletsizlikle ve vicdansızlıkla eş anlamlı değil midir?

Yüce dinimiz İslam’ın mensupları, Allah’ın varlığına ve birliğine iman etmiş Müslüman toplumlar bu yenilgi psikolojisinden, bu sefaletten ne zaman ve hangi hallerde kurtulacaklardır?

Şam’ın kaderi, Bağdat’ın geleceği, Kabil’in ümitleri niçin ve ne hakla yabancı başkentlere bağlanmaktadır?

Sömürgeci güçlerin komşu coğrafyaları kontrol ve himaye altına alması bir defa hepimiz adına utanç vericidir.

Irak işgalinin neden olduğu facialar, 1 milyon insanın hayatını kaybetmesi henüz hafızalardadır.

Afganistan’da yaşanan insanlık dramları henüz tazeliğini korumaktadır.

Tunus, Cezayir, Libya ve Mısır’da şiddete dayalı, iç dinamiklerden beslenmeyen yapay barış ve huzur arayışlarının ağır maliyetleri hala sıcaklığını sürdürmektedir.

Nitekim Arap Baharı isimli BOP tuzağı ve bundan kaynaklı toplumsal buhranın cesametinde bir azalma da olmamıştır.

Komşu coğrafyalarda yaşanan kanlı halkaya Suriye’nin eklenmesi ülkemiz ve bölgemiz adına yeni ve ciddi sorunlara ardına kadar kapı aralamıştır.

Ayrıca Irak işgali, bu ülkenin toprak bütünlüğünü zedelemiş ve Türkiye’nin güvenliğini tehlikeye atmıştır.

Suriye’nin de benzer bir akıbete maruz kalması milli çıkar ve beka açısından vahim neticelere neden olma ihtimalini belirginleştirecektir.

Buna da kimsenin hakkı yoktur.

AKP hükümetinin Suriye’de milli menfaatlere göre hareket etmesi zorunluluktur.

Batılı güçlerin peşine takılıp Suriye’ye yönelik müdahale ortaklığı yaparak savaş açmak, hükümeti ve ülkemizi birçok musibetle yüz yüze bırakacaktır.

Başbakan ve hükümeti öncelikle Suriye kaynaklı tehdit ve tehlikelere kafa yormalı, tedbir geliştirmelidir.

Gönüllü ülkeler koalisyonu gibi Haçlı zihniyetini hatırlatan oluşum ve organizasyonlardan da uzak duracak dirayeti göstermelidir.

Suriye bölünürse bunun ülkemize yansıması ağır olacaktır.

PKK ve PYD zaten her fırsatı ganimete çevirmek için pusuya yatmıştır.

Kaldı ki sınırlarımızdan kim girip kimin çıktığı belli bile değildir.

Şu rezalete bakınız ki, Suriye tarafından gelen kaçakçı görünümlü saldırganlar hemen hemen her gün olay çıkartmakta, sınır birliklerimizi ateş altına almaktadır.

AKP hükümeti bir avuç eşkıyanın şımarıklığını ve küstahlığını felç halinde izlemektedir.

Doğal ve doğru olarak bunu kabul etmemiz mümkün değildir.

Tabiatıyla bunu sineye çekmemiz söz konusu olmayacaktır.

Açıktır ki, hükümetin düşünmesi gereken önce Türkiye’nin güvenlik ve esenliğidir.

Bunun dışında sırf Esad’ı devirmenin yanısıra, küresel mahfillere yaranmak ve göze girmek pahasına savaş dilinin tercih edilmesi çok acı sonuçları beraberinde getirecektir.

Başbakan Ankara’nın gerçeklerine dönmelidir.

Aklına estiği gibi hareket etmemeli, bari bu konuda sorumlu ve vakarlı bir siyasetçi duruşu göstermelidir.

AKP’nin hezeyanlar içinde, önyargılarla Türkiye’nin başına bela açması kuşku etmeyiniz ki karşılıksız kalmayacaktır.

Sizlerden aldığımız destek ve Cenab-ı Allah’ın yardım ve inayetiyle hükümete soracağımız hesap mahşere kalmayacak ve bu dünyada görülecektir.

 

Değerli Vatandaşlarım,

Muhterem Arkadaşlarım,

“İyi şeyler olacak” denilerek atılan yapay adımların, samimiyetsiz çıkışların, bereketsiz tekliflerin geldiği noktada, hepiniz şahitsiniz ki, iyi şeylerden bahsetmek mümkün değildir.

Görülmektedir ki,

√ Biteceği söylenen terör güç toplamış ve tehditlerini artmıştır.

√ Kandil kadroları tahkim edilmiş, şehirlere teröristler üşüşmüştür.

√ Kardeşliğimiz ağır hasar almıştır.

√ Habur, Oslo ve İmralı üçgeninde taviz ve teslimiyet alenileşmiştir.

√ Analar ağlamasın propagandası çökmüştür.

√ Önce demokratik açılım, arkasından Milli birlik ve kardeşlik ve nihayetinde de süreç olarak isimlendirilen üç ayaklı yıkım ve çöküş projesi ayrışma ve husumet doğurmuştur.

√ PKK talepleri bir bir karşılanmış, bölücülük dirilmiş ve canlanmıştır.

Ve bunların hiçbirisi ne müjdelenecek iyi bir şeydir, ne de sözde fırsat ve barış yılı ilan edilen 2013 yılındaki rezaletlerin ve önceki yılların üstünü örtmeye yetecektir.

İmralı canisi ile hükümet arasındaki pazarlıklar Başbakan Erdoğan ve hükümetinin maskesini düşürmüş ve aziz milletimiz acı gerçeklerle ve sorumlularıyla üst üste tanışmıştır.

Adalet ve Kalkınma Partisi;

√ Hala Habur’u kutsamakta, Habur’daki terörist teslim törenlerini özlemektedir.

√ Hala kanın durmasını müzakereye bağlamakta, İmralı’dan himmet beklemektedir.

√ Hala Kandil’in tehditlerine, terör örgütü mensuplarının küstahlıklarına kulak tıkamaktadır.

AKP için İmralı çözüm adresi, peşmerge reisi tek müttefiktir.

Şu pısırıklığa bakınız ki, terör örgütünün diklenmeleri, canilerin densizlikleri sürekli alttan alınmaktadır.

AKP hükümeti PKK’nın hakaretlerine, savaş ve saldırı tehditlerine birkaç fos ve ucuz çıkış dışında son derece sessizdir.

Tüm bunlardan anlaşılacağı üzere, hükümetin Türkiye’nin hayrına, milletimizin faydasına yapacağı katkı ve vereceği hizmet çoktan bitmiştir.

Bu iktidar yanılmış, yozlaşmış ve sorunlar karşısında kilitlenmiştir.

Bu iktidar çürümüş, küflenmiş ve eskimiştir.

Bu iktidar geriye gitmeye, beraberinde de ümitleri heba etmeye başlamıştır.

√ Terörle mücadelede sınıfta kalan AKP hükümetidir.

√ Dış politikada çuvallayan AKP hükümetidir.

√ Düşmanı dost sayan, şehitleri kelleyle bir gören, isyancılarla aynı anlayıştan gıdalanan AKP hükümetidir.

√ Ekonomide sanal başarılarla vakit geçiren, yoksulu kullanan, varlıklıyı havalara kaldıran AKP hükümetidir.

√ Milli ve manevi değerlerimize hücum eden AKP hükümetidir.

√ Demokrasiye bıçak vuran, özgürlükleri gerçek anlamından soyutlayan, hukuku tarafgirliğe mahkûm eden de AKP hükümetidir.

Ülkemizin biriken meseleleri, yığılan sorun başlıkları umursamazlığın mahzenine bu siyaset anlayışı tarafından bırakılmıştır.

Buna karşılık Başbakan’ın bireysel hedefleri, diktatörleri aratmayan sertlikleri, nezaket ve saygıyı hiçe sayan yaklaşımları her şeyin önüne geçmiştir.

Buna dur demek lazımdır.

Bu gidişe engel olmak milli bir görev olarak görülmelidir.

Bunun için de ilk durak 30 Mart 2014 tarihinde yapılacak Mahalli İdareler Seçimleridir.

Bu seçimler Türkiye’nin yakın geleceğini bire bir etkileyecektir.

Bu seçimler AKP’den kurtuluşun ilk durağı olacaktır.

Bu seçimlerde Türk milletinin varlığı, birliği ve güvenliği oylanacaktır.

Biz parti olarak Mahalli İdareler Seçimleri’ne çok önem veriyor, çok derin bir anlam yüklüyoruz.

Isparta’da tekrar başarıyı yakalamanın istek ve amacındayız.

Bunun için de diyorum ki, 30 Mart 2014 Mahalli İdareler Seçimleri’nden bir gün sonra, yani 31 Mart 2014 Pazartesi günü, Ispartalı kardeşlerimin yeni güne tekrar ‘Günaydın’ diyerek başlamasını temenni ediyorum

Ve huzurlarınızda halen görevini takdir edilecek bir şekilde yürüten değerli dava arkadaşım Sayın Yusuf Ziya Günaydın Bey’i, hizmette süreklilik başarıda devamlılık için yeniden Isparta Belediye Başkan Adayımız olarak ilan ediyor, kendisine başarılar diliyor ve hepinizin desteğini bekliyorum.

Allah’ın izniyle, Isparta ‘Günaydın’ diyerek günlerini aydınlatacaktır.

Şimdiden bütün Ispartalı kardeşlerime şükranlarımı sunuyor, önümüzdeki seçimlerin milletimize, demokrasimize ve ülkemize hayırlı olmasını diliyorum.

Cenab-ı Allah hepinizden razı olsun.

Konuşmamın sonunda bir kez daha siz muhterem vatandaşlarımı ve değerli dava arkadaşlarımı sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Yolunuz, bahtınız ve alnınız açık olsun.

Gül yüzünüz hep gülsün.

Sağ olun, var olun.

Ne Mutlu Türküm Diyene.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.