Demokratik seçim sistemini Turgut Özal bozdu!
CHP Eskişehir milletvekili, Anayasa Profesörü Süheyl BatumTürkiye'de uygulanan seçim sistemine ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. 1961 ve 1980 sonrası seçim sitemlerini irdeleyen Batum çarpıcı sonuçları ortaya çıkardı.
 
1961 seçimlerinde 'nisbi temsil secim sistemi'ne geçildiğinin belirten Batum bu sistemin adaletli olduğunu belirtti. Bu sistemi 1980 sonrasında Turgut Özal'ın bozduğunu belirtenBatum verdiği oranlarla gerçekleri gözler önüne serdi.
 
Medyanın Erdoğan'a kıyaklarına değinen Batum 'Türkiye'nin tüm kanalları, yayınlarını, haber saatlerini, o düzmece toplantılara göre ayarlıyor. Bir kez naklen yayınlıyorlar. Sonra 2,3 kez tekrarını.' dedi
 
Batum'un Erdoğan'ı kızdıracak açıklamaları!
 
'Seçim sistemi ve sahte kabadayı fıkrası'
 
Türkiye'de 1961 secimleri ile "nisbi temsil secim sistemine"geçtik.
Nedir nisbi temsil ? Çok basit bir biçimde "ne kadar oy alırsan o oranda milletvekili çıkarırsın" diye açıklayabiliriz.
 
Yani seçimlerde yüzde 40 oy mu aldın, yüzde 40 milletvekilliği alırsın. Yüzde 50 oy mu aldın, yine yüzde 50 milletvekili kazanırsın.
 
Nitekim
1961 CHP % 36,4 oy ve 173/450 yani % 38 milletvekili,
1965 AP. % 52,87 oy ve 240/450 yani % 53 milletvekili,
1977 CHP % 41,39 oy ve 213/450 yani % 47 milletvekili çıkarmıştı.
 
İşte nisbi temsil seçim sistemi bu. Son derece demokratik. Ve hem gerçek oy oranlarına uygun. Hem de değişik görüşlerin, düşüncelerin, partilerin temsilini sağlıyor.
 
1) Ama 1980 SONRASINDA, özellikle de rahmetli Turgut Özal'ın oynamaları ile, seçim sistemi tamamen bozuldu. "Seçim barajları" ile, en büyük partiye inanılmaz bir güç veFAZLA TEMSİL sağlandı.
 
Yani örneğin Meclis'te yüzde 35-40 ile temsil edilmesi gerekirken, yüzde 50-55 hatta 60 ile temsil sağlandı. Buna daİSTİKRAR dendi.
 
Yani Türkçesi "diğer partilerin oyları ve milletvekili sayılarıÇALINIP, birinci gelen partiye verildi."
 
Böylece, Siyasal İstikrar adı verilen bu "Oy ve Milletvekilliği hırsızlığı" ile, şu sonuçlar sağlandı;
 
1987 ANAP % 36,31 oy ve 292/450 yani % 65 milletvekili (yani olması gerekenden 129 milletvekili fazla)
2002 AKP % 34,43 oy ve 365/550 yani % 66 milletvekili (yani 175 milletvekili fazla)
2007 AKP % 46,58 oy ve 341/550 yani % 62 milletvekili (yani 85 milletvekili fazla)
2011 AKP % 49,83 oy ve 327/550 yani % 60 milletvekili (yani 53 milletvekili fazla)
 
Şimdi Başbakan Erdoğan'a çok güçlü diyorlar. Bağırıyor, çağırıyor. Afralar, tafralar. 
 
Her gün, her gece düzmece toplantılar, düzmece mitingler düzenliyor. Her gece bir yandaş zengin ya da yandaş kuruluş iftarına katılıyor. Sonra gelsin 3 saat, 4 saat, 5 saat NAKLEN YAYINLAR. Türkiye'nin tüm kanalları, yayınlarını, haber saatlerini, o düzmece toplantılara göre ayarlıyor. Bir kez naklen yayınlıyorlar. Sonra 2,3 kez tekrarını.
 
Yani günde en az 4-5 saat Başbakan konuşuyor. Tek başına. Kimse olmadan, kimse yanıt veremeden. Kendine göre bir şeyler anlatıyor.
 
Doğru ya da yanlış. İsterse Atatürk'e ayyaş diyor. Sendikaya çatıyor, mimarlara kızıyor, yandaş olmayan gazetecileri tehdit ediyor. İş adamına dişini gösteriyor. Kolaysa yayınlama. 
 
Neymiş? Çok güçlüymüs, kızarsa mahvedermiş, Meclis'te 327 biat eden adamı varmış. En azından kendi yarattığı 50 iş adamı varmış. Yine kendi yoktan var ettiği 50 gazetecisi, yandaş aydını varmış. 
 
2) Ama meğerse bu GÜCÜ(!) kendinden gelmiyormuş.
 
Meğer ona bu afra tafraları yaptıran;
Bir Başbakan gibi değil de, ne olduğunu bilmiyorum ama "başka bir şeymiş" gibi davranmasına yol açan;
Atatürk ve İnönü gibi Kurtuluş savaşının ve bu ülkenin en büyük kahramanlarına utanmadan, yüzü bile kizarmadan, "iki ayyaş" dedirten;
 
Aldığı yüzde 50 oy değilmiş.
 
"Ben Başbakan'a aşığım" diyen yalaka iş adamları da değilmiş.
 
O çok güvendiği, ne olursa olsun gözünü kapatıp hiç açmayan ve "isterse gencecik çocuklarımızı dövdürtsün, öldürtsün, yine de ben Başbakanın g.... kılı olurum" diyen seçmenler de değilmiş.
 
Neymiş pekiyi ? 
 
O ahlaksız secim sistemi imiş. 
O aldığı % 49 oy karşılığı alacağı milletvekili sayısından yani 274 den tam 53 fazla milletvekili çıkarmasını sağlayan sistemmiş.
 
Yani oy ve milletvekili hırsızlığı sistemi imiş.
 
Yoksa isterse yüzde 49 değil, yüzde 52 oy almış olsun (Adalet Partisi gibi), ve "ben onun g.... kılı olurum" diye düşünen seçmenleri sayesinde, (bırakın 274 ü) 280 milletvekili çıkarmış olsaydı, bu kadar PERVASIZ, bu kadar ACIMASIZolabilir miydi ?
 
"Yaşamını yitiren gençlere karşı bu kadar acımasız olmayayım" ya da "Ayıptır, onurlu, şerefli askerleri, gazetecileri, aydınları, düzmece kanıtlarla, gizli taniklarla içeri artırmayayım, sonra 5 milletvekilimi KÜSTÜRSEM, Hakan Fidan için istediğimde, bir gecede yasa yaptıramayabilirim" diye düşünmez miydi?
 
Oysa bu "hırsız seçim sistemi" ile, şöyle düşünüyor; 53 milletvekilim fazladan var. BUNLARDAN 10 u küsse ne olur, 20 si kızsa ne olur, 30u sokağa çıkmaya utansa, ne olur". Ve ekliyor da; "Haydi bakalım görelim küssünler"AYNEN BÖYLE DÜŞÜNÜYOR.
 
3) Pekiyi düşünün bir, bu iş aynen şu meşhur fıkradakine benzemiyor mu? Hani "sahte kabadayının" fıkrasına. Kahvenin kapısını çalıp, "var mı bana yan bakan" diyor adamın biri. Kahvenin arkalarından bir adam kalkıyor. Sahte kabadayı bakıyor, kalkan boylu boslu, ense kulak yerinde, hemen ekliyor; "var mı abimle ikimize yan bakan ?" 
 
Demek ki fikradaki gibi, Başbakan'ı da güçlü(!) kılan, korkulur yapan, doğal(!) öfkesi, mizacı filan değilmiş. 
 
Sahte seçim sistemi imiş. Oy ve milletvekili hırsızlığı sistemi imiş.
 
Demek ki Başbakan da, (teşbihte hata olmaz derler) "var mı bana yan bakan" derken, esasında "var mı ahlaksız seçim sistemi ile ikimize yan bakan" diyormuş.
 
4) Düşünün, biri milletvekili sayınızı değil de, cebinizdeki parayı çalıyor. Sorunca da "ben başlatmadım ki, benden öncekiler de 1983 yılından beri sizin paranızı çalıyorlardı" diyor. 
 
Ne dersiniz? "Ha tamam, ötekiler de çalıyor idiyse, Özal da bu hırsız sistemin ürünü ve mimarlarından idiyse, bize ne" mi dersiniz ?
 
CHP olarak, defalarca hem yasa teklifi verdik. Hem de Anayasa görüşmeleri sırasında Anayasa teklifi verdik, "baraj kalksın" diye. Tümüne hayır diyen bir iktidar, artık "bana ne, bu oy ve milletvekili hırsızlığı sistemini ben getirmedim ki" diyebilir mi ?
 
Dese bile kim inanır? 
 
Olsa olsa "ben adama aşığım" diyen ihale rantçısı iş adamı ile, "ne yaparsa yapsın, ben onun g.... kılı olurum" diyen sözde seçmeni ve hayatın meşakkatli yollarında "yollarını bulmaya çalışan" sözüm ona gazeteciler inanır. O kadar. (BCE)
 
Süheyl Batum
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.