Demirel: Halkın Verdiği Yetki Her Şey Değildir

9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel dün gece Kanal D'de yayınlanan Abbas Güçlü ile Genç Bakış programında uzun süren sessizliğini bozarak gündeme ilişkin önemli açıklamalar yaptı. Demirel'in Çankaya Güniz Sokak'taki evinde gerçekleştirilen röportajda, Halkın verdiği yetkinin her şey olmadığını vurgulayan Demirel, "Sandıktan çıkan hukuku elinden almaya kalkarsa sandıktan aldığı gücü yanlış kullanıyor demektir. Halkın verdiği yetki her şey değildir. Halk yönetim yetkisi vermiştir. Yoksa bir gün çık ortaya halkın ne kadar hakkı hukuku varsa elinden al. Bu değildir" dedi.

Çankaya'nın taşınmasını önemsemediğini belirten Demirel, Cumhuriyet'in ayakta olmasının daha önemli olduğunu vurgulayarak, "Çankaya'nın taşınmasını çok önemsemiyorum. Bunlar şekli şeyler. Mühim olan cumhuriyetin kendisidir ve ayaktadır" dedi.

"Halkın bir Türk-İslam devleti talebi yok" diyen Demirel, "Bugün halkın bir Türk-İslam devleti talebi yok. Halkın Türkiye Cumhuriyeti'nden şikayeti de yok. 91. Yıldönümünde Türkiye Cumhuriyeti bir fantezi değil. Bir gerçek varlık. Ve halkın bundan bir şikayeti yok" dedi.

"BU COŞKU HALKIN CUMHURİYET'E BAĞLILIĞININ ESERİ"

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'nı kutlayan Demirel, "Halkımızın Cumhuriyet Bayramı'nı kutluyorum. Her sene çok coşkuyla, sevgiyle, cumhuriyet bayramı kutlanır. Bu halkımızın cumhuriyete olan bağlılığının eseridir. Cumhuriyet büyük Atatürk'ün Türk milletine yaptığı rehberlikle kurduğu en büyük eserdir" dedi.

"ÇANKAYA'NIN TAŞINMASINI ÖNEMSEMİYORUM CUMHURİYETİN KENDİSİ AYAKTADIR MÜHİM OLAN BU"

Çankaya'nın taşınmasını önemsemediğini belirten Demirel, Cumhuriyet'in ayakta olmasının daha önemli olduğunu vurgulayarak, "Çankaya'nın taşınmasını çok önemsemiyorum. Bunlar şekli şeyler. Mühim olan umhuriyetin kendisidir ve ayaktadır. Ve Türk milleti Cumhuriyet'in değerlerinin ve temel prensiplerinin zedelenmesine razı olmaz. Hepinize vereceğim mesaj cumhuriyete iyi sahip çıkın. Cumhuriyet büyük hadisedir. Gelin Cumhuriyet'in temel değerlerini zedelemeyelim. Birliğimizi, beraberliğimizi, kardeşliğimizi koruyalım" diye konuştu.

"HAKKIN HUKUKUN YERİNİ ZULMÜN VE KEYFİLİĞİN ALMADIĞI BİR İDARE KIRMIZI ÇİZGİDİR"

Cumhuriyet'in kırmızı çizgilerinden birinin laik hukuk devleti olduğunu belirten Demirel, "İkincisi çağdaş hukuk devleti. Üçüncüsü laik hukuk devleti… Bunlar Cumhuriyet'in kırmızı çizgileri. Hakkın, hukukun adaletin aranabildiği bunların yerini zulmün ve keyfiliğin almadığı idare kırmızı bu çizgilerdir. Yetkinin, gücün sınırı halkın kabul edebileceği sınırdır" açıklamasında bulundu.

"HALKIN BİR TÜRK-İSLAM DEVLETİ TALEBİ YOK"

"Halkın bir Türk-İslam devleti talebi yok" diyerek konuşmasına devam eden Demirel, "Bugün halkın bir Türk-İslam devleti talebi yok. Halkın Türkiye Cumhuriyeti'nden şikayeti de yok. 91. yıldönümünde Türkiye Cumhuriyeti bir fantezi değil. Bir gerçek varlık. Ve halkın bundan bir şikayeti yok" ifadelerini kullandı.

"SANDIKTAN ÇIKAN HALKIN HUKUKUNU ELİNDEN ALIRSA GÜCÜ YANLIŞ KULLANIYORDUR"

Halkın verdiği yetkinin her şey olmadığını vurgulayan Demirel, "Sandıktan çıkan hukuku elinden almaya kalkarsa sandıktan aldığı gücü yanlış kullanıyor demektir. Halkın verdiği yetki her şey değildir. Halk yönetim yetkisi vermiştir. Yoksa bir gün çık ortaya halkın ne kadar hakkı hukuku varsa elinden al. Bu değildir" dedi.

"ARIZALAR GİDERİLİRSE HER GÜN HUKUK DEVLETİ İHTİYACI OLMAZ"

Türkiye'de eğer hukuk devleti iyi işlerse her gün hukuk devleti ihtiyacı olmayacağını ileri süren Demirel, "Eğer bugün bir takım itirazlar ya da eleştiriler varsa, hukuk devleti üzerine birtakım sözler söyleniyorsa bu aslında Türkiye'nin hala dönüşüm içerisinde olduğundan dolayıdır. Türkiye'de eğer hukuk devleti iyi işlerse, bu arızalar giderilirse, adalet tam doğru sağlanırsa o zaman hukuk devleti ihtiyacı başka şekle gelir. Yani her gün hukuk devleti ihtiyacı olmaz" diye konuştu.

"OYLA GELEN OYLA GİTMELİ, KANSIZ, HİLESİZ, KAVGASIZ"

Oyla gelenin oyla gitmesi gerektiğini vurgulayan Demirel, "Oyla gelen oyla gitmeli. Ülkeyi yönetme hakkını halktan alacaksınız. Halktan alamadığınız takdirde, memleket çöküyor gibi bahanelerle seçilmiş hükümetlerin ve parlamentoların boğazına sarılıp onları alaşağı etmeyeceksiniz. Ettiğiniz takdirde hem Cumhuriyeti, hem halk iradesini, hem de halkınızı bir demokrat ülkenin halkı olmaktan çıkarır, bir müstemleke halkı haline getirirsiniz, tahrip edersiniz. O yüzden kimsenin seçilmiş iktidarlara dokunmaması lazım. İktidarlar kansız, hilesiz, kavgasız, entrikasız el değiştirebilmeli. 'Biz buna razı değiliz' deyip gelip kendisi oturmak ya da istediği birini oturtmak yanlış ve ayıp" ifadelerini kullandı.

"LAİK DEVLET DİNSİZLİK DEĞİL"

"Laik devlete geçmek dinsizlik değildir" diyen Demirel, "Laik devlete geçmek dinsizlik değildir. Aksine dine daha çok sağlıklılık getirmektedir. Herkes istediği şekilde din ve inanç ve ibadet hürriyetine sahiptir. Laik cumhuriyet kimin vicdan hürriyetini, ibadet hürriyetini, inanç hürriyetini ihlal etti? Kimsenin. Herkes yine bildiği gibi yaptı. Bugün hala birtakım sıkıntılar varsa, bu işin zorluğundandır. Ama Türk halkı hem laik devletin, hem cumhuriyetin ve hukuk devletinin değerini biliyor" dedi.

"SİYASETÇİNİN İŞİ UMUT SATMAKTIR"

Her koşulda demokrasinin egemen olması gerektiğini vurgulayan Demirel, "Şartlar ne olursa olsun sakın ola demokrasiden cayma. Ve sabret, her şeyin sonu selamettir. Ama kötülüğe razı olma, iyiliği ara. Ve bu ülkenin geleceğine olan inancına en ufak bir arıza olmasın. Yani gelin geleceğimize hep beraber inanalım birbirimize yardımcı olalım. Siyasetçinin işi umut satmaktır. Ümidi olmayan geleceğe güveni olmayan siyasetçi olmaz." açıklamasında bulundu.

"HALKI BİRBİRİNE DÜŞÜRMEDEN LAİKLİĞE GEÇMEK KOLAY İŞ DEĞİL"

"Halifelikle, laik devleti bir arada yürütemezsiniz" diyen Demirel, "Eğer devlet laikse din ile devlet ayrı olacak. Yani halifelikle laik devleti bir arada yürütemezsiniz. Laiklik, kolay bir şey değildir. Yüzlerce yıl din kurallarıyla idare edilen bir devleti hukuk kuralları ile idare edilir hale getirmek kolay değil. Bunu halkı birbirine düşürmeden ve içeride sorun çıkarmadan yapabilmek durumu hasıl olmuştur. O yüzden zaten başlangıçta Türkiye Cumhuriyeti'nin dini İslamdır der. 1924'te bu ibare kaldırılmış 1928'de de laiklik kabul edilmiştir. Yani Türkiye'nin bir şeriat devletinden laik devlete geçişi kolay olmadı ama ağrısız sancısız geçilebilmiştir" diye konuştu.

"SAHİBİ HALK DEĞİLSE CUMHURİYET ANCAK TAKMA AD OLUR"

Cumhuriyet'in sahibinin halk olması gerektiğini vurgulayan Demirel, "Misak-ı Milli sınırları içerisindeki bugünkü Türkiye ancak devletin elinde zor bela kalmış. Onu da Kurtuluş Savaşı kurtarmış. Onun için diyoruz bir kurtuluş savaşına dayanan Türkiye ve bu Türkiye'nin sahibi halk. Sahibi halksa bu cumhuriyet. Sahibi halk değilse bu cumhuriyet değil takma ad olur" dedi.

"OSMANLICA TÜRKLERİN DİLİ DEĞİL"

Osmanlıca'nın Türklerin dili olmadığını söyleyen Demirel, "Osmanlıca, Türklerin dili değil. Osmanlı Devleti'nin o günkü şartlar içerisinde benimsediği dil. Yarı Arapça, yarı Farsça, yarı Türkçe, karışık bir dil. Bunun yerine kendi kültürünü, kendi kökünü ve özünü arama ihtiyacı duyulmuş. Atatürk'ün ortaya koyduğu reformlar arasında kendi benliğimize dönüş hareketi içerisinde dil ve tarih meselesi de çok önemle ele alınmıştır. Bu önemli ve çok büyük bir reformdur" ifadelerine yer verdi.

"İSTEYEN İSTEDİĞİ LİSANI ÖĞRENSİN"

Kişilerin istediği dili öğrenmesinin temel insan haklarının bir gereği olduğunu ifade eden Demirel sözlerini şöyle sürdürdü: "Bugün hangi lisanı öğrenmek istiyorsanız öğrenmek serbest zaten. Ama devletin resmi dili Türkçe. Ben ülkede halkın hür iradesinin savunucusuyum. Eğer halk hür iradesini kullanamıyorsa ona cumhuriyet de denmez ve orada kalkınma da olmaz. Ben yoksulluğa ve sefalete karşı açılmış bir mücadelenin adamıyım. Uygarlık için bu mücadeleyi yaptık. Uygarlığın birinci şartı hürriyettir, hür olmaktır. Hür olmak, vatandaşı bir kukla haline getirip onu şekil olarak kullanmak ise biz bu mücadelenin içindeyiz."

"MESELEYİ HALK HALLETTİ"

Demirel, "27 Mayıs ok acılar getirdi. Bir daha böyle bir şey olmamalıydı. Ve bir daha böyle bir şey olmamalı diye bayrak açan biziz. Ve bu şekilde açılan yaraları sarmak halkı birbirine düşürmeden, kana ve kavgaya gitmeden, meseleyi halka hallettirmekti. Biz onu yaptık sabrettik ve halk kendisi halletti. Halkı unutan bir kalkınma hamlesi devamlı olmaz. Bir yerden sonra su koyuverir" açıklamasında bulundu.

"KÖTÜ ÖRNEKLERE BAKIP SİYASETÇİYİ KÖTÜLEMEYİN"

Siyasetçiye sahip çıkmak gerektiğini vurgulayan Demirel, "Siyasetçiye güvenmek lazım. Kötü emsallere bakıp siyasetçiyi kötülemeyin. Siyasetçiye sahip çıkmak lazım. Siyasetçiye sahip çıkarsanız millet iradesine de sahip çıkarsınız" dedi.

"NAZMİYE HANIM IZDIRAP ÇEKMEMİ İSTEMEZDİ"

Eşi Nazmiye Demirel'i kaybetmekten duyduğu üzüntüyü dile getiren Demirel, "Hayat devam ediyor. Tabii insanlar teker teker yaratılmış. Bence acınız ne kadar büyük olursa olsun onu göğüslemek gerekiyor. Zor bir şey ama bunun karşısında metanet mukavemet göstermek gerek. İnsan bir parça hüzne kapılsa, işin ucunu kaçırsa hayat yaşanmaz hale geliyor. Hayatı yaşanmaz hale getirmemek lazım. İnsanlar birbirini seviyor, arkadaşlık, dostluk, eşlik yapıyorlar ama sonunda bir yerde bitiyor bunlar. Allah rahmet eylesin Nazmiye Hanım'a. 65 sene beraberdik. Düşündüğüm zaman tabii ki hüzne kapılıyorum, üzülüyorum. Ama o da razı olmazdı benim çok fazla ızdırap çekmeme. Çare yok, herkes kendi hayatını yaşayacak" diye konuştu.

"1950'DE DİKTATÖRLÜKTEN HALK İDARESİNE SAKİNCE GEÇTİK"

1950 seçimleri ile diktatörlük rejiminden halk idaresi rejimine geçildiğini söyleyen Demirel, "Türkiye'de demokrasiye geçiş sakin olmuştur. 1950 seçimleri gayet medenidir. Diktatörlük rejiminden halk idaresi rejimine geçişmiştir. Halkın üstündeki örtü kalkmıştır. Veren halk isteyen halk haline gelmiştir. Tek partili zamanda vergi veren halk, hizmet isteyen halk haline gelmiştir. Cumhuriyete geçtiği zaman halkın sorunlarına eğilen, çareyi halkla beraber arayan devlet ve konuşan Türkiye, sesi çıkan halk. Bunlar cumhuriyetin emareleridir" ifadelerini kullandı.

"KÖY VE KÖYLÜ UNUTULMAMALI"

"Köy ve köylü unutulmamalı" diyen Demirel, "Bu ülkenin meşakkatini ben İslamköy'de karşıladım. Orada kuraklığı, yoksulluğu gördüm. Orda karanlığı gördüm. Orada anamın kolları uzayıncaya kadar su çektiğini gördüm. Köy sefalet demekti ve Türkiye nüfusunun yüzde 76'sı köydü. Bugün yüzde 20'si köydür. Köy ve köylü unutulmamalıdır. Ve köylü, şehirli ayrımı yapmaksızın bu ülkenin bütün insanları hakkına hukukuna sahip çıkmalıdır" diye konuştu.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.