Cindoruk:Partili MİT Başkanı olmaz

Muhalefetede eleştiriler yönelten kurt siyasetçi Cindoruk  Muhalefet de kusurlu. Birbiriyle konuşmayan, birbirinin elini sıkmayan, ama çoğunluğu temsil eden muhalefet partileri olmaz. Siyasi tarihimizde bunun örneği yok. Ayrıca Türkiye’nin böylesine büyük badireler atlattığı bir dönemde, böyle bir hakları da yok, yetkileri de yok. Bugün bu hükümet anayasaya uygun değilse, bunda muhalefet partileri de kusurlu dedi.

Terör artık şehirde. Artık teröristlerden değil milislerden söz ediyoruz” tespitini yapanCindoruk’a göre, güney sınırımızdaki başıboşluk büyük tehdit oluşturuyor. “Teröristler ellerini kollarını sallaya sallaya geldiler” diyen tecrübeli siyasetçi, “Sınırlar tutulmadıkçao milis güçleri Ankara’ya kadar da gelir, korkarım İstanbul’da da vardır” diye konuştu…
Hüsamettin Cindoruk, haziran ayında hayatını kaybeden Dokuzuncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in en yakınında yer alan isimlerden biriydi. Yarım asırı aşan siyasi yaşamında parti liderliği, milletvekilliği ve TBMM Başkanlığı yaptı. Duayen politikacının, “92’nci kuruluş yıldönümünde Türkiye Cumhuriyeti nereye koşuyor” sorusuna yanıtı ve gündeme dair diğer değerlendirmeleri şöyle:
TEPEDEKİ İKİ İSİM CUMHURİYETİ SEVMİYOR
- Türkiye Cumhuriyeti zor günlere doğru koşuyor. Bizim siyasi iktidarlarımızda ilk kez cumhuriyet tartışılıyor. Biliyorsunuz, bugünkü başbakan bir konuşmasında 2003’te önceki döneme fetret dönemi demişti. Açıklaması; kargaşa ve başarısızlık dönemi demek. Dini söylemlere göre ise, iki peygamber arasındaki dinsizlik dönemi! İşte bu zat; bugün Türkiye’yi yönetiyor, ya da yönettiğini zannediyor. Yani cumhuriyeti sevmeyen ve cumhuriyete bu kadar ağır ithamlarda bulunan bir başbakanımız var.
- Aynı şekilde fetret dönemi tabirini kullanan bir de cumhurbaşkanımız var. Bu ülkeyi yöneten iki önemli devlet adamı, cumhuriyete saygı, sevgi ve bağlılık göstermiyor. Cumhuriyete sahip çıkmayanların idare ettiği bir cumhuriyeti yaşatmak çok zor. Ancak biz yaşatıyoruz. Merhum sanatçı Levent Kırca’nın giderken bıraktığı o mektuptaki gibi; Atatürk’le kalıyoruz, cumhuriyetle kalıyoruz, demokrasiyle kalıyoruz. Çünkü biz çok güçlü bir devletiz. Bizim cumhuriyetimiz de çok güçlü bir cumhuriyet.
VATANDAŞLIK TARİFİ BELLİ
- Son zamanlarda Başbakan ve Cumhurbaşkanı, Türkiye’yi ve Türk Milleti’ni tarif ederken saymaya başlıyorlar; Azeri, Gürcü, Çerkez, Kürt vesaire… Sanki konfederasyon tarif ediyorlar. Elbette Türkiye’ye gelmiş bir takım insan kümeleri var. Ama bunların aidiyetleri Türk. 1921 Anayasası Türkiye’de vatandaşlığın tarifini yapmış. O tarif de Atatürk’ün tarifidir. Der ki; vatandaşlık bağı ile cumhuriyetle bağı olan herkes Türk.
PARTİLİ MİT BAŞKANI OLMAZ
- Sivas olayı iç kaynaklıydı. Ankara’daki saldırı ise dış kaynaklıdır. Bu; Suriye ile kavgamızdan başlayan ve sınırlarımızdaki boşluktan doğan bir hadisedir. MİT’in bunu atlaması çok zor. Aslında bizim Milli İstihbarat Teşkilatımız, Ortadoğu’daki en güçlü milli istihbarat teşkilatıdır. MOSSAD’dan bile güçlüdür. Vaktiyle İsrail’in 6 günlük savaşını bilen tek örgüt MİT’tir. Eğer MİT’in başında, MİT’in kendi içinden çıkan bir MİT mensubu olsaydı, Türkiye bu sıkıntıların çoğunu yaşamazdı. Partisini belli etmiş bir MİT başkanı tekrar MİT’in başına getirilmez.
- Vaktiyle bu hatayı Adnan Menderes de yaptı. Benim de hocam olan Hüseyin Avni Göktürk’ü 27 Mayıs’tan 3-5 ay evvel MİT Başkanı yaptı. 27 Mayıs’tan sonra Hüseyin Avni Hoca ile Balmumcu’daki sıkıyönetim hapishanesinde karşılaştım. O da orada tutukluydu. “Hocam böyle bir hadise olacağını niye başbakana haber vermediniz” diye sorduğumda; “Bana haber vermediler ki, ben haber vereyim” dedi.
BÖLÜNME TEHLİKESİ VAR
- Terör bugün şehirdedir. Teröristlerden değil, milislerden söz ediyoruz artık. PKK’nın gücü, bir milis güç haline gelmiştir. Türkiye ise bugün sınırları olmadığı için zayıflamış bir ülkedir. Güney sınırımız yok bizim! Bu teröristler nereden geldi, bu canlı bombalar nereden geldi diye öğrenmek için bir polis örgütüne, bir MİT’e ihtiyaç yok. Açık ve kesin olarak söylüyorum; teröristler ellerini kollarını sallayarak geldiler. Sınır kapılarımız yok, gümrük kapılarımız yok. Dağımıza, tepemize duvar örerek bu işin içinden çıkamazsınız. Çin Seddi yapmanız lazım. Öyle bir şey de yok. Türkiye o sınırları tutmadıkça, o milis güçleri Türkiye’nin sınırları içinden Ankara’ya kadar da gelirler, korkarım ki İstanbul’da da vardır.
- Söylemekte çok zorlanıyorum ama bunu söylemek benim vicdani borcum; devlet bugün bölünme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Çünkü halk bölünmüştür. Hergün halkın üstüne üstüne giderseniz, 6-7 tane kimlik sayarak, onlara bölünmenin varlığını hissettirirseniz, o halkın birlik sağlaması çok zor olur. Bütün bu yaşananların sorumlusu da bunları telaffuz edenlerdir.
Erdoğan’ın diktatör olacak yeteneği yok
- Aslında ben de diktatör demiyorum Erdoğan’a. Diktatör olacak gücü de yok, yeteneği de yok. Ama anayasa hukukunda bir tabir vardır; “Hegemonik cumhurbaşkanı” diye. Yani hegemonya kurmak isteyen bir cumhurbaşkanı var. Bunlara Afrika tipi cumhurbaşkanı denir. Çünkü Afrika’da vardır böyle cumhurbaşkanları. Başkancı derler. Diktatör müdür, kuşkuludur. Hükümet var mıdır, vardır. Bizde de demin söylediğim gibi; bir başbakan da var, hegemonyayı kurmuş bir cumhurbaşkanı da var. Erdoğan, üstün otoritesi olduğunu zannediyor.
ANAYASA MAHKEMESİ MÜDAHALE ETMELİ
- Ben burada Anayasa Mahkemesi’ne bir suçlama getirmek istiyorum ama Anayasa Mahkemesi bu cumhurbaşkanını durdurabilir, anayasal sınırlara çekebilirdi. 60 yıllık bir hukukçu olarak açıkçası bu konudaki tavrı nedeniyle Anayasa Mahkemesi’ni ayıplıyorum.
Türkiye demokrasiyle değil bürokrasiyle yönetiliyor
- Anayasa der ki; seçim hükümeti siyasi partilerin Meclis’teki temsil oranlarına göre kurulur. Ama gördük ki; o stajyerlik yapan başbakan kapalı zarf usulü ile bakan tayinine kalkıştı. Bir kere bu yanlıştı. Gelinen noktada, müsteşarlar ve emekli valilerden oluşan bir hükümet kuruldu ve bugün bu hükümet Türkiye’de devlet idare ediyor! Siyaset neresinde bu hükümetin? Parlamento nerede? 6 aydır kanun yapmayan bir Meclisimiz var. 6 aydır toplanıp da tek bir soru önergesini bile incelemeyen, yani yasama denetimi yapmayan bir parlamentomuz var.
- Hükümet, tamamen başbakana bağlı bir Ak Parti hükümeti. Azınlıktaki parti bugün hem hükümeti yönetiyor, hem de o hükümeti valiler, kaymakamlar, bürokratlardan kuruyor. Bugün Türkiye demokrasiyle değil, bürokrasiyle idare ediliyor. Yemin etmemiş milletvekilleri ve dışarıdan tayin edilmiş kişiler Türkiye’yi yönetiyor. Cumhuriyet tarihinde görülmemiş boyutta birbirinden büyük hadiseler oluyor. Bu çok hazin bir durum.
Davutoğlu başbakanlık stajı yapıyor
- Türkiye Cumhuriyeti’nin en büyük başarısı laiklik ilkesidir. Türkiye, Osmanlı’nın mezhep kavgalarını cumhuriyete taşımadı. Cumhuriyet dinde birliği sağladı.
Ama bu hükümet döneminde siyasi İslam ortaya çıktı. Bu siyasi partinin projesi zaten siyasi İslam. Bunu gerçekleştirmek için bir ideolojiye ihtiyaçları vardı. O ideoloji de; hegemonik bir devlet kurmaktı. Hegemonyası İslam’a dayalı bir devlet kurmak! Emperyal bir İslam kurmak!
BAŞARISIZ BİR DIŞİŞLERİ BAKANIYDI
- Ahmet Davutoğlu kim?.. Malezya İslam Üniversitesi’nde kariyer yapmış bir zat. O da İslamiyet’in günün birinde bir imparatorluk kuracağına inanmış bir aktivist aslında. Onun başbakan olmasını yadırgıyorum. Biliyorsunuz Dışişleri Bakanlığı’nda Türkiye Suriye ile kavga etti. Başımıza bir sürü dert geldi. Tek komşumuz kalmadı.
- Tam anlamıyla başarısız, cumhuriyetin ilke ve inkılaplarına karşıt bir dışişleri bakanıydı. Başarısız bir dışişleri bakanından başarılı bir başbakan çıkarmaya çalışıyoruz. Tek bir iyi tarafı var; dürüst bir adam kendisi. Siyaset bilmeyen ve siyaset içinden gelmeyen bir adam, bugün Türkiye’de başbakanlık stajı yapıyor!
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.