CHP'li Mustafa Balbay:Osmanlı’da ‘Lale Devri’ şimdi ‘Sülale Devri’

CHP İzmir Milletvekilli Mustafa Balbay Cemaat’a yönelik 14 Aralık operasyonuna ilişkin, “AKP, cemaati devleti ele geçirmekle, cemaat AKP’yi hırsızlıkla suçluyor. Ben de diyorum ki, ‘İkinizde haklısınız’” diye konuştu. Balbay, gözaltıların 17-25 Aralık operasyonlarını unutturmak ve bunun intikamını almak için yapıldığını söyledi. Balbay, Zaman Gazetesi’nin basılmasına ilişkin ise, “Düşüncesi ne olursa olsun hiçbir gazetenin basılmaması gerekiyor. Bu kabul edilebilir bir şey değildir” ifadelerini kullandı.Balbay’ın sorularımıza verdiği yanıtlar şöyle:

'Paralel yapı'yla mücadele adı altında cemaate yönelik operasyonda Zaman Gazetesi’ne bir baskın düzenlendi. Bir gazetenin basılmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Düşüncesi ne olursa olsun hiçbir gazetenin basılmaması gerekiyor. Bu kabul edeceğimiz bir şey değil. Uğur Mumcu’nun bir tarifi vardı, ‘Eğer bir kişi, kurum, bir yazar geçimini yaşamını sadece kalemiyle sağlıyorsa, düşüncesi ne olursa olsun ben ona saygı duyarım’ derdi. Bu anlamda da ben bu çerçevedeki gazetelerin, televizyonların özgürce yayın yapmasından yanayım. Tabi Zaman Gazetesi ve Samanyolu Televizyonu’nun yayın politikası ayrı bir konu, bir gazetecinin baskı altında olması ayrı bir konudur.

“İkiniz de haklısınız”

Cemaatle AKP arasındaki bu kavga ne zaman başladı ve ne zaman bu ayrılıklar bu kadar derinleşti?

Bu kavganın asıl altında yatan benim de izlediğim, hatta Devlet ve İslam kitabımda, şuanda tabi AKP koalisyonu içindeki çok derin bir kavga olarak değerlendiriyorum. Bu kavga 1970’li yıllarda bugün AKP’nin kökenlerini oluşturan Erbakan hareketi olan, “Ben sandığı kullanarak iktidara geleceğim” diyerek dini siyasetin ortasına oturtmuştu. Cemaat ise, 'sandıkla uğraşmayacağım' dedi ve yeni nesillerle birlikte devleti ele geçireceğim dedi. Bu iki yapı 2002’de bir arada buluştu. AKP’nin siyasal gücü, cemaatin insan gücü vardı. 2011 seçimlerinden sonra ise ciddi bir gerilim başladı. O dönemde gardiyanlara sormuştum, onlar da hepsi birlikte, “Cemaat kazanır” demişlerdi, yani cemaati o kadar güçlü görüyorlardı. Bir koalisyon halinde geldiler ve biri mutlak güç olmak istedi. AKP cemaate, ‘Sen devleti ele geçirmek istiyorsun’ diyor, cemaat AKP’ye, ‘Sen hırsızsın’ diyor. Ben de, ‘İkiniz de haklısınız’ diyorum. Bu kavgalar Türkiye üzerinden yapılıyor. Türkiye’nin tepesinde bu kavgaların olmaması gerekir. Bu ülkenin genel sağduyusunun ve aydınlarının bu kavganın bir rant ve iktidar kavgası olduğunu görmesini bekliyorum. Bize de çok büyük görevler düşüyor.

'İntikam sözcüğü hafif kalır'

Bu yapılan 17-25 Aralık operasyonlarına yönelik bir intikam mıdır?
İntikam sözcüğü çok hafif kalıyor. Bu operasyonlar yapılırken geçmişte, yine belli tarihler hedef alınıyor. Küçük bir örnek biz Tuncay Özkan’la 28 Şubat gecesi cezaevinde yalnızlaştırıldık. AKP açısından önemli tarihlerde hep bir operasyon yapılacağı algısı vardı. Çok sadistçe bir tutum. Mafyavari gününde mesaj verme var. 17-25 Aralık operasyonları yerine 14 Aralık operasyonun konuşulması isteniyor. Denk getirilmesindeki ana nedende budur. Perde arkasında da, “Ben senden daha güçlüyüm” mesajı veriliyor.

“Adalet herkes lazım”


Sizler Ergenekon’dan, Balyoz’dan ve diğer davalardan içeride yatarken bazı medya organları sizi 'vatan haini' ilan etmişti. Şimdi bu yayın organlarına bir operasyon yapıldı, operasyonları duyduğunuzda ne hissettiniz?
Çok trajik bir durum. Bizim Silivri mahkemelerinde en sık kullandığımız cümleler, “Adalet herkese lazım”, “Keser döner sap döner”, “Tetikçilik yaparsanız size geri döner”di. O dönemlerde bir medya mahkemesi kuruldu. Medya mahkemesinin en aktif ve an acımasız kurumu bugün hukuksuzluğa hedef olanlardı. Tabi ki biz bu hukuksuzluğa maruz kaldık onlar da tetikçilik yaptı 'oh olsun' demiyorum. Ama bu bir gerçek. Herkes bunu görüyor. Bir basın kuruluşu bu şekilde bir baskına uğramamalı. Gözaltına alınan herkes hakkındaki suçlamaları bilmeli. Bu kişileri suçlarken kendilerini savunma zemini hazırlanmalı. Aleyhteki deliller toplanırken varsa lehteki deliller de toplanmalı. Toplamında adil bir yargılama olmalı. Bu gözaltına alınanlar bizlere karşı acımasız kampanyanın en önde gidenleriydi. Şuanda “Geçmişte bu acımasızlıkları yaptınız” diye gözaltına alınmadı. İktidar onları, “Siz bana bunları yaptınız” diye gözaltına alıyor. Bu önemli bir nokta.

“Orantısız suçlamalar var”

17-25 Aralık operasyonlarına ilişkin “darbe” denmişti. Şimdi bu yapılan nedir?
Bir ressam çıksa, “Ben bu resmi fırça darbeleri ile yaptım” dese onu darbeci ilan edecek bir iktidar var. Darbe sendromu ile karşı karşıya bu iktidar. Ben geçen gün Giresun’a gittim. AKP’nin kongresinde ikinci bir aday çıkınca ona 'darbeci' demişler. Darbe sözcüğünü bile yıprattılar. AKP’nin varlığına yönelik her türlü olumsuzluğu darbe ilan etme yöntemi var. Şuanda orantısız bir suçlama söz konusu. Devleti ele geçirme, casusluk yapma gibi suçlamalar var. Bunlar suçlanan kişileri masum gösterecek şeylerdir. Çünkü bütün bunları nasıl yapmışlar gösterin der. Ceza mahkemelerinde en önemli şey suç ve delil bağlamıdır. Yani sen bu delillerle bu suçu işlemişsin der. Bu da yok. Diğer önemli bir konu ise, Ergenekon davaları başlamadan önce yasalarını hazırladılar. Özel Yetkili Mahkemeler, Gizli tanıklık… şimdi de bu paralel davaları önce Yargı paketi, İç Güvenlik Paketi ile zemin hazırlandı. Hukuk şuanda bir terazi değil silah haline getirilmiş durumda. En vahim olan durumlardan biri bu. Paralelle mücadele için Parlamentoyu kullandılar. Polise yargı yetkisi veriliyor mesela. Elinde silah olan kişiye terazi verilmez.

“Baş yargıçlığa oynuyor”

Tam bu bağlamda 4 bakan yolsuzluktan dolayı ifade verdi. Bakanların Yüce Divan’a gönderileceğini düşünüyor musunuz?
İktidarın başka çaresizliğidir bu. Bu operasyonlar bu yolsuzluğu yok etme yönündedir. AKP içerisinde iki görüş hakim. Bir görüş ‘Ne olursa olsun kelle vermeyelim’ diğer bir görüş ise ‘Biz bu arkadaşları taşıyabilecek durumda değiliz. Taşıyamayacaklarımızı Yüce Divan’aa gönderelim’… bana sorarsanız iki bakan Yüce Divan’a gönderilecek. Erdoğan kendini her şeyin üzerine çıkarmak istiyor. Şuanda da baş yargıçlığa oynuyor. AKP şuanda da böyle bir çıkmazsın içerisinde.

2015 seçimleri yaklaşıyor. CHP seçimlere nasıl hazırlanıyor?

Tam bu noktada CHP olarak diyoruz ki, Yeni Türkiye değil Sanal Türkiye değil, Gerçek Türkiye… 2015 seçimlerinde CHP olarak seçmenin karşısına net ve kesin çözümlerle çıkacağız. Türkiye’nin bütün temel konularında sadece AKP’nin yaptıklarını eleştirerek değil bizim vaadettiklerimizi paylaşarak hazırlık içindeyiz. 1 aylık bir zaman dilimi içinde bunları kamuoyuyla paylaşacak noktaya geleceğiz. Şu an eğitim, ekonomi, tarım ve sağlık gibi 4 temel konuda CHP’nin önerileri olacak. Dış politikada zaten şuan bir muhatap arayışı içinde. Dünya Türkiye’de muhatap olacakları ciddiyette bir yönetim göremiyor. Zaman zaman CHP ile temas kurmalarının sebebi de bu.

“Başbakan olmadığını gösterdi”

2015 Bütçe maratonunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Kemal Bey 10 soru sorduğunda biz milletvekilleri olarak Davutoğlu ne yapacak diye bekledik. 8-10 dakika Kılıçdaroğlu’nun sorularına cevap vermeye ayırır geri kalanını da kendi Başbakanlığını kanıtlayacak konuşma yapar diye düşündük. Böyle yapmadı konuşmasının çok büyük kısmında Kılıçdaroğlu’na cevap verdi. Gerçekten Başbakan olmadığının göstergesiydi. Parlamentonun görevi bütçeyi denetlemektir. Bugün denetim mekanizmaları tamamen ortadan kalktı. Bugünkü Türkiye’yi Osmanlıca konularıyla birlikte Osmanlı Devleti ile kıyaslarsak, Osmanlı'da Lale Devri vardı şimdi "Sülale Devri", Osmanlı'da Fetret Devri vardı şimdi "Fıtrat Devri var. Osmanlı'nın son 300 yılı gerileme ve çöküştür. Bu iktidar Osmanlı’nın çöküş devrine talip. Osmanlı'da yıllarca reform çabası içinde olmuş padişahlar gelmiş o dönemin şeyhülislamlar başta olmak üzere bağnaz yapısına teslim olup geri çekilmişler ya da öldürülmüşlerdir. Bu yapıya başarılı bir şekilde direnen tek kişi Mustafa Kemal’dir. Bugün Mülkiye, Danıştay, Yargıtay ve Polis Teşkilatı gibi kurumların 150 ila 170. yıllarını kutluyoruz. O dönemin faydalı kurumlarını cumhuriyet zaten aldı ve taşıyor ama AKP o dönemin çürüyen bağnaz kesimini temsil ediyor.

‘Osmanlı’nın çöküşünü örnek alıyor’

MEB Şurası'ndan çıkan skandal kararlar, gündemi değiştirmek için diyebilir miyiz?
Amaçları hem gündemi değiştirmek, hem de kendi kafalarındakini yapmak. Tarihçiler Osmanlı’nın çöküşünü medreseden felsefe dersinin kaldırışına bağlarlar. Çöküş rakamsal olarak 1699 Karlofça Antlaşması ile başlamıştır. Onun altını deştiğinizde Osmanlı aydınlanma ve bilim çağını ıskaladığı için çöküşe geçtiğini pek çok tarih bilimci söyler. Bugün de Türkiye Cumhuriyeti'nin çöküşünü getirecek bir MEB planlaması yapmak istiyorlar. Osmanlı’da çöküşün sebeplerinden biri olarak da Rasathane’nin 3. Murat devrinde yıkılması gösterilir. Adnan Adıvar konuyla ilgili olarak o Rasathane yıkıldıktan sonra 150 yıl boyunca kimse araştırma yapmaya cesaret edemedi diyor. Rennan Pekünlü hoca bir uzay bilimcisi ve hapishanede. Bu mantıkla anaokulundaki çocuğun başını örten mantık aynı mantık. Bugün eller Mars’a gitti biz bilimde mars olmuş durumdayız, eller uzay araştırmaları yapıyor biz bir uzay profesörünü hapse atmış durumdayız. Gerçekten çok kara bir tablo. Havanın en karanlık olduğu an sabahın yaklaştığı andır. Şuan çok karanlık bir an ama bunun da sabahı var. Dünyada şuan büyük bir bilgi ve bilim çağı var ve böyle bir çağda siz çocukların başını mı örtelim, eğitimi ayrı mı yapalım, din dersini nereye koyalım diye tartışıyorsunuz. Böylesine Osmanlı’nın çöküşüne talip olan bir heves var… Bunun karşısında her şeyi göze almış mücadele eden bir de halk var. Gençlere bu mücadeleyi bırakıyor olmanın onuru içindeyim.

YURT GAZETESİ

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.