Cebinizde bir Amerikan casusu var!

Gizem ve cazibesini her dönem koruyan ajan, casus, istihbarat, gizli servis gibi kavramların kafamızda oluşturduğu algıda Ian Fleming’in 1953’te yarattığı 007 kod adlı James Bond karakterinin izlerini görmezden gelmek mümkün değil.

Kibar, yakışıklı, beyefendi, zeki, hazırcevap, çapkın, dövüşte yenilmez, marifette geçilmez kahramanımız Majesteleri Kraliçe’nin hizmetindedir. Bağlı olduğu İngiliz Gizli Servisi adına koşuşturmacısını yarım yüzyıldan fazla bir süredir heyecanla takip ediyoruz. Ama Bond’un bugünkü gerçek meslektaşları çok farklı profillere sahip.

Bunlardan biri de Gus Hunt.

Hunt, 1985’te analist olarak girdiği Amerikan İstihbarat Servisi ‘de (CIA) şu an CTO; yani Chief Technology Officer unvanıyla çalışıyor. Türkçesiyle dünyanın en büyük istihbarat ağının teknolojisinin başında.

Şanslı mı şanssız mı kestirmek güç. Üretilip ortalığa saçılan bilginin bunca bol olduğu bir çağda hammaddeden yana asla sıkıntı çekmediği kesin. Ama bu devasa veri yığınının ayrıştırılıp analiz edilmesi de bir o kadar güç. Kaybetmenin çok yüksek maliyete sahip olduğu bir kumar.
CIA, kendi görev tanımına göre ABD’nin ön savunma hattı. Tehlikelerden erken haberdar olma, olasılıklara karşı veri analizine dayalı öngörüler yapma ve izin aldığı gizli operasyonlarla tehditleri engelleme gibi fikirle eylemin örtüştüğü garip bir yetki listesi var.

Ve bir CTO’ya sahip.

Gus Hunt birkaç ay önce katıldığı bir konferansta çalıştığı kurumun veriye bakışı, ondan faydalanma hedefleri ve bunu gerçekleştirmek için yürüttükleri stratejiye dair ilginç (ve biraz da ürpertici) bilgiler paylaştı.

“Mobil güvenli değil...” Sunumda en sık tekrar edilen cümle buydu.

Mobil cihazlarımızla ne kadar çok veri üretip paylaştığımızın detaylarına girmeye gerek bile yok. Ama bizim isteğimiz dışında paylaştıkları ya da hackerların onlar aracılığıyla erişebilecekleri bilgiler konusunda neredeyse hiçbir bilgiye sahip değiliz.

Dijitalleşmeyle beslenenler

Ücretsiz, ticari bir örnekten yola çıkalım. ActiTracker adlı ücretsiz Android uygulaması aslen telefonunuzun hareket algılayıcılarından (sensor) topladığı bilgilerle gün içinde ne kadar hareket ettiğinizin kaydını tutup size raporlamayı vaat ediyor (bit.ly/17Wtfcp). Bunun için cihazınızın algılayıcılarını kullanıyor. Aklını da Fordham Üniversitesi’nde kablosuz algılayıcılardan veri madenciliği yapmaya yönelik geliştirilen WISDM adlı algoritmadan alıyor (bit.ly/17WtCE4).

WISDM sayesinde öğrenilebilenler ürpertici. Örneğin sadece telefonunuzdaki hareket ve yakınlık algılayıcılarını kullanarak ActiTracker (ve benzerleri) cinsiyetinizi yüzde 71 tutturma payıyla tahmin edebiliyor.

Kısa ya da uzun boylu, zayıf ya da şişman olduğunuza yönelik tahmininde başarı payı yüzde 80. Sizi tanıdıktan sonra o telefonu o an sizin kullandığınızı tahmin etme oranıysa yüzde 100. Bu yapının CIA ekibinin imkan ve araçlarıyla nereye vardığını da siz hayal edin.
En sıradan akıllı telefonun bile mikrofon, kamera gibi bileşenlere ek olarak hareket, ışık, dokunuş, yakınlık ve lokasyon gibi bir dizi algılayıcıya sahip olduğu bir çağdayız. Üstelik mantar gibi çoğalıyorlar. Hunt da bize telefonumuzu kapatsak dahi takipten kurtulamayacağımızı söylüyor.

Özetle, bugünün istihbaratçıları 20 yıl önceklerin rüyasında bile göremeyeceği kadar çok imkân ve veriye sahip.

Durumun özeti

1 milyardan fazla kişiyi içine çeken Facebook, dijital fotoğrafların yüzde 35’ini yutmuş durumda. Günlük eklenen verinin boyutu 500 terabayt (500 bin gigabayt). Google, 2009’daki son resmi açıklamasında 3 milyondan fazla sunucudan oluşan sisteminde 1 trilyondan fazla adresi takip ettiğini söylüyordu. Dünyanın neredeyse bütün dijital videolarına sahip olan ve her dakika 72 saat yeni video yüklenen Youtube, yüz milyonlarca kullanıcıya sahip Gmail, Google+ ve benzeri hizmetler de cabası.

Twitter’ın günlük hediyesi olan 390 milyon mesajı ve saniyede 192 milyondan fazla kısa mesajı (SMS) da unutmayalım!

Her şeyin bir algılayıcıya sahip olduğu, birbirine bağlandığı ve iletişim kurduğu bu dünyada Hunt ve ekibinin can simidiyse elbette teknoloji. CIA’in stratejisi bütün dijital verileri anında toplamak ve sonsuza dek saklamak. Elbette veriyi anında analiz edip sınıflandırmak da hayati önem taşıyor. Bunun için hem içeride geliştirmeler yapılıyor hem de dış teknoloji şirketlerinden destek alınıyor.

Kurum, Twitter’dan Instagram’a kadar irili-ufaklı on binlerce siteye hizmet veren Amazon’un meşhur bulut bilişim altyapısından 600 milyon dolarlık alan satın aldı! IBM’in süperbilgisayarı Watson toplanan verileri işlemek için özelleştirilen sistemlerden sadece biri.

Gus Hunt’ın sunumdaki sözleri düşündürücü: “İnsanlığın yarattığı ‘bütün’ veriyi işleyebilme yeteneğine çok yakınız”.

CIA, milyarlarca dolarlık yazılım, donanım ve hizmet alımına ek olarak bir yandan da bu yapıları kullanacak uzmanlar yetiştiriyor.

Matematik, istatistik, veri mühendisliği, örnek tanımlama, profilleme, veri görselleştirme, veri depolama ve yüksek performanslı bilişim konularındaki uzman ordusu yeni çağın petrolü olarak adlandırılan bilginin işlenmesi için çalışıyor.

Özetle internet en az bizim kadar bizim ne yaptığımızı merak edenlerin de işine yarıyor. Özel ve kamu kurumlarının merakının dineceğine, iştahının köreleceğine yönelik hiçbir emare de yok.

Aklımızda kalması gereken bilgiyi yine Gus Hunt’ın sunumunun satır aralarından çıkaralım: “Bilginize kim sahip çıkıyor ve onunla ne yapıyor, hiçbir fikriniz yok!”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.