AKP\'nin Şeyhülislamından AKP\'ye destek

Devamlı 'laik' olduğu hatırlatılan bir ülkede, her şeye rağmen halkın hayatında iyi kötü devam eden İslam sağa sola çekilerek kullanılıyor. Son günlerde bazı çevrelerde birden bire 'yolsuzluk hassasiyeti' depreşti, onunla yatıp onunla kalkıyorlar, İslam'ı da 'yolsuzluğa karşı çıkmanın ve yolsuzları cezalandırmanın farz, örtmenin haram olduğu' noktasında kullanıyorlar (İlahiyat cephesinden kullananlar var). İşte bu yaklaşıma karşı benim de bazı diyeceklerim var:

1. İslam bir bütündür, onu hayatn rehberi edinecek olanlar parçalayamazlar; işine geldiği yerde Müslüman, işine gelmediği yerde laik olunamaz.

2. Evet, İslam'a göre yolsuzluk, kamu hukukuna tecavüz, kul hakkına el uzatmak büyük günahtır; engellemek için –başta din ve ahlak eğitimi olmak üzere- her türlü tedbir alınmalıdır. Ama İslam'ın başka kuralları da vardır: a) Berâet-i zimmet asıldır: Suçu usulüne göre ispat edilmeyen kimse masumdur, suçsuzdur, sicili temizdir, şeref ve haysiyeti dokunulamazdır. b) Kötü zan, iftira, gıybet, itham haramdır. c) Ceza yalnızca suçu işleyene; doğrudan veya dolaylı olarak suçlu olana verilir; suçluyu aşan ve taşan ceza zulümdür. d) Hikmet, 'bilgiyi ve kuralları yerinde kullanmayı, dengeleri gözetmeyi, pire için yorgan yakmamayı, iki kötüden birine mecburiyet varsa az zararlı olanın tercihini, özel menfaatin kamu menfaati için terk edilmesini…' gerektirir. Mesela bir hastayı ameliyat edip vücudundan habis olmayan bir uru çıkarmak istendiğinde bakılır; 'hasta bu ameliyatı kaldırmaz, kalbi durabilir' denirse ameliyat ya terk veya tehir edilir; hikmet bunu gerekli kılar.

3. Ağzını açan 'yargının bağımsız olması'ndan, 'yargıya müdahale edilmemesi'nden söz ediyor. Öyle şeyler söylüyor, öyle tedbirler ve teklifler ileri sürüyorlar ki, insan şöyle düşünmeden edemiyor: Bu ülkede güvenlik güçleri, valiler, diğer bürokratlar, milletvekilleri, bakanlar, başbakan ve cumhurbaşkanı ahlaktan ve adaletten sapabilir, kendi menfaatlerini ülkenin menfaatine tercih edebilirler, yolsuzluk yapabilirler ancak bir sınıf müstesnadır: Savcılar ve hakimler; bunlar gökten yeni inmişlerdir, tamamı masumdur (günahsız ve hatasızdır), ancak bunlara güvenilebilir ve ülke yönetimi (sözde denetim, ama aslında yönetimi) bunlara bırakılmalıdır…

Allah aşkına, böyle bir gerçeklik tarihte ve günümüzde, bizde ve dünyada nerede ve ne zaman görülmüştür, var mı böyle bir şey!?

Tarih boyunca, hak edenler yanında masumları ve mazlumları da idama, zindana, sürgüne, ağır tazminata mahkum edenler yargı mensupları değil mi?

Bazen 'Vicdan ile cüzdan arasında sıkıştıklarını' kendi mensupları içinden 'dürüst' olanların da itiraf ettiği yargı mensupları herkesi denetleyecek, peki onları kim denetleyecek? Kendileri mi?

Bu ne demektir?

Demokrasilerde son söz milletindir. Doğrudan veya dolaylı olarak milletin denetimi söz konusu değilse demokrasi de yoktur.

İslam'a gelince, hakimlerin cahil, hain ve hatalı da olabileceklerini bizzat Peygamberimiz (s.a.) açıklamışlardır:

'Hakimler üçe ayrılır: İkisi cehennemde, biri cennettedir. Hakkı bilen ve onunla hükmeden hakim cennettedir. Bilgi eksikliğine rağmen halkın davalarını hükme bağlayan kimse cehennemdedir. Hükmünde bilerek haksızlık eden kimse (hakim) de cehennemdedir'.

Bu hadis, tecrübe ve akıl bize, bütün 'hakimlerin ve savcıların masum olmadıklarını' bildiriyor.

HAYRETTİN KARAMAN

YENİŞAFAK

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.