Abdülhamid\'in torunundan \'Bize sahip çıkılsın\' çağrısı

Geçtiğimiz günlerde Malta Köşkü’nde Sultan İkinci Abdülhamid Han’ın doğumunun 171. yıldönümü anısına tertiplenen toplantıya, Sultan’ın Fransa’da yaşayan torunlarından Bülend Osman bir mektup gönderdi. Osman, mektubunda, “Osman Gazi’yi, Fatih’i, Yavuz’u, II. Abdülhamid’i yok sayabilir miyiz? Bu topraklar için canını verenleri bir kenara atmak hangi vicdana sığar. Bizim ailemiz 200 kişi, nasıl oluyor da bizim kurduğumuz bu devlet bizi yok kabul ediyor. Camiler, köprüler, saraylar, çeşmeler dedelerimizin bu topraklara miras bıraktığı eserler. Bu eserler herkesin gözü önündeyken dünyaya mal olmuşken, bu topraklara bir imza gibi işlenmişken bu eserleri meydana getiren aileye sırtını dönmek vicdana sığmaz" dedi.
Mektubunda, 'Orta Asya’dan kopup gelen bu şanlı medeniyetin temsilcilerinin göz ardı edilmeden itibar verilmesini' rica eden Osman, "Aile üyelerinin tamamının vatandaş yapılmasını, maaş bağlanmasının iyi olacağını düşünüyorum. Bu eserleri bırakanların torunlarına bir vefa borcu sağlanmış olur. Osmanlı her zaman adalet veren bir yapıydı. Bu yapı üzerine teşekkül etmişti. Belki bu yolla gurur duyulan bu eserlere karşılık bir adalet dağıtılmış olur. II. Abdülhamid olmasaydı Türkiye olmazdı belki de. Polonya olurdu. Bulgaristan, Romanya olurdu. Bunu Batı’da herkes söylüyor. Bu çok aşikâr bir gerçek Batı için" ifadelerine yer verdi. Bülend Osman'ın mektubunun tamamı şöyle:
"Sayın katılımcılar, ailemin değerli üyeleri, saygıdeğer konuklar,
Büyükannem II. Abdülhamid’in kızı Naime Sultan’ın ve diğer aile efradının sürgüne gönderilişi üzerinden yaklaşık 90 sene geçti. Bizler ilk önce İtalya’nın San Remo kentine gittik. Orada ailem San Remo’ya alışamamıştı.
Şartlar son derece kötü idi. Daha büyük bir kent olan Nice’e gitmeye karar verdiler. Fransa’nın Cote D’azur bölgesine yerleştik. Orada iki büyük aile vardı. Büyükananem Naime Sultan’ın ailesi ve büyük teyzem Zekiye Sultan’ın ailesi. Ama burada da şartlar bizim için yine zordu. Annem terzilik, elbise tamiri, babam da kapı kapı dolaşarak jilet satıyordu. Geçimimizi böyle sağlıyorduk. Büyükannem hasta olmuştu kızları da hasta oldu. Şartlar hep zor oldu. Uzun bir müddet sıkıntılar yakamızı bırakmadı.
Sonra babamın Avrupa’da okurken sınıf arkadaşı olan Evian Düşesi’nin haberdar olması sonucu Evian’a gittik. Babam bisiklet fabrikasında çalışmaya başladı. Daha rahat idik. Sonra da Paris’e yerleştik. İntibak sürecimiz daha rahatladı. Ancak Türk olarak yabancı topraklarda yaşamak kolay olmuyordu.
Babam Musul ve Kerkük petrolleri ile ilgili olarak çok şey biliyordu. Belge ve vesikaları muntazam biriktirmişti. Ancak babam şaibeli bir trafik kazasında Hakk’ın rahmetine kavuştu. Elindeki belgeler de otelinden çalındı. Hiçbir şey kalmamıştı. Çok teşebbüsler oldu. Amerikalılar ve İngilizler tarafından. Çünkü dedem buraları kendi şahsi parasıyla almıştı, oradaki makinaları da kendisi ödedi. Devletin parasını harcattırmadı. İngilizler petrol payı olarak para yolladılar ama buna da devlet el koydu. Daha sonraki seneler o da yok oldu.
Kıymetli katılımcılar, asıl mesele bize ‘yoksunuz’ muamelesi yapılmasıdır. Gerçi son zamanlarda iade-i itibar konusunda bir hassasiyet var, lakin bu büyük Osmanlı İmparatorluğu mensupları aleyhine yapılanlar kabul edilmesi mümkün olmayan şeylerdir. Türkiye Cumhuriyeti’ni kim oluşturdu sormak lazım. Osman Gazi’yi, Fatih’i, Yavuz’u, II. Abdülhamid’i yok sayabilir miyiz? Bu topraklar için canını verenleri bir kenara atmak hangi vicdana sığar. Bizim ailemiz 200 kişi, nasıl oluyor da bizim kurduğumuz bu devlet bizi yok kabul ediyor. Camiler, köprüler, saraylar, çeşmeler dedelerimizin bu topraklara miras bıraktığı eserler. Bu eserler herkesin gözü önündeyken dünyaya mal olmuşken, bu topraklara bir imza gibi işlenmişken bu eserleri meydana getiren aileye sırtını dönmek vicdana sığmaz.
Sayın Cumhurbaşkanından, Sayın Başbakandan, sayın hükümet üyelerinden, bu kadim medeniyetimizin Orta Asya’dan kopup gelen bu şanlı medeniyetin temsilcilerini göz ardı etmeden itibar verilmesini rica ediyorum. Aile üyelerinin tamamının vatandaş yapılmasını, maaş bağlanmasının iyi olacağını düşünüyorum. Bu eserleri bırakanların torunlarına bir vefa borcu sağlanmış olur. Osmanlı her zaman adalet veren bir yapıydı. Bu yapı üzerine teşekkül etmişti. Belki bu yolla gurur duyulan bu eserlere karşılık bir adalet dağıtılmış olur.
II. Abdülhamid olmasaydı ‘Türkiye’ olmazdı belki de. Polonya olurdu. Bulgaristan, Romanya olurdu. Bunu Batı’da herkes söylüyor. Bu çok aşikâr bir gerçek Batı için.
Bülend Osman
II. Abdülhamid Han ve Gazi Osman Paşa’nın torunu.”

BÜLEND OSMAN KİMDİR?
Bülend Osman, 2 Mayıs 1930 tarihinde Fransa’nın Nice şehrinde doğdu. Babası, Sultan İkinci Abdülhamid Han’ın kızlarından Fatma Naime Sultan’ın oğlu Sultanzade Mehmed Cahid Beyefendi’dir. Fatma Naime Sultan, Plevne kahramanı Gazi Osman Paşa’nın oğullarından Mehmed Kemaleddin Paşa ile evliydi. Bülend Osman’ın babasının da ayrıca hazin bir hikayesi vardır.
3 Mart 1924 tarih ve 431 sayılı Kanunun 2'nci maddesi, Osmanlı Hanedanı’nın “erkek, kadın bilcümle azası ve damatlar Türkiye Cumhuriyeti memaliki dahilinde ikamet etmek hakkından ebediyyen memnudurlar. Bu hanedana mensup kadınlardan mütevellit kimseler de bu madde hükmüne tabidirler” şeklindeydi.
Bu listedeki zevattan biri de Sultanzade Mehmed Cahid Beyefendi idi. Annesi Sultan İkinci Abdülhamid Han’ın kızı Fatma Naime Sultan da listedeydi. Babası Mehmed Kemaleddin Paşa olup 1920'de vefat etmiş idi. Amcası Ali Nureddin Paşa, Sultan İkinci Abdülhamid Han’ın diğer bir kızı Zekiye Sultan’ın eşi olup her ikisi de listedeydiler.
Mehmed Cahid Efendi o sırada 25 yaşındaydı. Annesi, üvey babası, kız kardeşi ve hanımıyla birlikte yerleştikleri Nice şehri pek çok Hanedan mensubu gibi onlara da ev sahipliği yapmıştı. Tam 50 yıl sonra 1974'de, Hanedan’ın hayatta kalan erkek mensuplarının da yurda dönebilmeleri için nihayet izin çıkmıştı. Mehmed Cahid Beyefendi, çıkan kanundan istifadeyle 80'nine dayanmış olarak yurda döndü. En büyük arzusu, yıllar sonra da olsa Türk tabiyetine geçmekti. Ama bu o kadar kolay değildi. Kendisinden pek çok evrakı tamamlaması istendi. İhtiyar haliyle, o resmi daire senin, bu resmi daire benim dolaşıp dururken, 1977 yılının 29 Mart Salı günü Beyoğlu'nda kendisine bir araba çarptı. Ağır yaralanıp hastaneye kaldırıldı. Ertesi gün de vefat etti. Kozlu Kabristanına defnedildi.
Mehmed Cahid Beyefendi’nin oğlu ve yukarıdaki mektubun sahibi Bülend Osman’ın Cengiz Osman isimli bir oğlu ve ondan da Selim Osman isimli bir torunu vardır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.