“28 Şubat’ta idamla yargılandım,mücadelem hala sürüyor”

Doğu Eroğlu’nun haberine göre, AKP’nin ayrımcılıklara karşı kalıcı, anayasal çözümler geliştirmediğini ifade eden Kaya, yeni rejimle uzlaşamamasının sebeplerini, farklılaşan devlet baskısını ve AKP’nin kendine karşıt toplumsal unsurları ‘Müslümansızlaştırma’ çabasını Türkiye’den Şiddet Hikayeleri anlattı.

28 Şubat süreci başlamadan önce türbanla ilgili yasal durum neydi? Yasaklar nasıl karşılanıyordu?

12 Eylül 1980 ile 28 Şubat 1997 arasında iktidarlara, popüler politikalara göre inişli çıkışlı, bölgelere özgü bir yasaklar süreci yaşandı. Örneğin bir üniversitenin bir bölümünde türban yasakken, başka bir fakültede serbest olabiliyordu. Bazı yerlerde türbanlı kadınlar okullara, hastanelere kabul edilmiyor, doktor, hemşire olarak çalışmalarına izin verilmiyordu fakat yasakların olmadığı yerlerdekiler “Durduk yere başımıza iş açmayalım, uyuyan yılanın kuyruğuna basmayalım” diye düşünüp direnişlere destek vermekten imtina ediyorlardı. Fakat 1998’e gelinip yasaklar tüm ülkeye yayılınca yılanın uyumadığı da anlaşılmış oldu.

 

Yasağa karşı verdiğiniz mücadeleden ötürü ilk baskıyla ne zaman karşılaştınız?

Ekim 1998’de Cuma namazından sonra evime dönerken yanıma polisler geldi ve bir yazımdan ötürü komiserin benimle görüşmek istediğini söylediler. Sokakta yürürken gözaltına alındım fakat polis eylem yaparken gözaltına alındığımı ileri sürdü. Başörtüsü sebebiyle ilk defa bir kadın hapsediliyordu ve üstelik gerekçesi de Malatya gibi bir yerde yazılmış bir yazıydı. O Pazar günü için bir eylem hazırlıyorduk ve tüm arkadaşlarımı da aynı sıralarda gözaltına aldılar.

 

Gözaltı sürecinde polislerin size karşı tavırları nasıldı?

Ağlayan, “Burada başörtülü kardeşlerimiz varken utancımızdan mescide gidip namaz kılamıyoruz” diyen polisler de vardı; kızlarımı dövüp, diğer erkek arkadaşlarımıza işkence edip, “Siz buna şükredin, başka ideolojiden olsanız başınıza gelecekleri görürdünüz” diyenler de vardı. Cezaevlerinde dağlardan gelen veya sol fraksiyonlardan olan kadınların neler yaşadıklarını biliyorduk. Biz de her çeşit fiziksel ve psikolojik şiddetle karşılaştık ama cinsel şiddete maruz kalmadık. Fakat beraber alındığımız erkek arkadaşlarımıza çok daha ciddi işkenceler yapıldı.

 

Gözaltına alınmanıza ve sonrasında tutuklanmanıza yol açan yazının içeriği neydi?

“Ulusal bir heyecan gecesi ve başörtüsü” isimli yazım, milli eğitim müdürlüğünün önünde bir eylem yapan ve müdürle görüşmek isteyen liseli kızlarımızla ilgiliydi. O eylemde hiçbir erkek yoktu; kimi zaman erkeklerin destek verdiği eylemler olduysa da kızlarımız hep yalnız kaldılar. İlahiyatçı, imam hatip öğretmeni olan bir aile dostumuz o günkü eylem hakkında kızına ve eşine, “Sizi orada görürsem ayaklarınızı kırarım” demişti ve bu yasakçı tavırdan, dindar erkeklerin bizleri yalnızlaştırmalarından ötürü üzüntülüydüm. Duygularımı ifade eden, Müslüman erkeklere olan serzenişimi dile getiren bir yazıydı. Ama devlet bunu kendi üzerine aldı ve TCK 312’den 20 ay ceza verdi.

 

\"282003’te hapisten çıktığınızda artık AKP iktidardaydı. Ümitleriniz ne yöndeydi?

Başörtülülerin hiç bir ayrıma tabii tutulmadan çalışma ve eğitim hayatının her alanında özgürce var olabilmelerini sağlayacak bir anayasal değişiklik hâlâ gerçekleştirilmedi. AKP iktidara geldiğinde “Başörtüsü konusunda bize 3 yıl verin” dedi ancak durum değişmedi. Bugün insanlar “Niçin AKP’ye karşısınız? İnsanlar her yere başörtüsüyle girebiliyorlar, öğrenim görüp çalışabiliyorlar” diyor fakat bu manzara sadece psikolojik ve konjonktürel. Yani, rüzgâr ters esmeye başladığında 28 Şubat’takinden daha ağır baskılar ortaya çıkabilir.

 

Gezi Direnişi karşısında özellikle Erdoğan, camilere saygısızlık yapıldığı, Müslümanlara saldırıldığı gibi iddialar ortaya attı. “Faiz lobisi” tartışması da dâhil olmak üzere, bir süredir duymadığımız İslami tonda ifadeler kullandı. Erdoğan Müslümanları Gezi Direnişi ve ardından gelişen toplumsal kalkışmadan ayırmaya mı çalışıyor?

 

Müslüman kimlikli insanların orada oluşu AKP için büyük bir sıkıntı yarattı. Şiddete Karşı Müslüman Kadınlar İnisiyatifi’nin yaptığı eyleme biz de destek verdik ve iktidar yanlılarından inanılmaz hakaretler işittik. O tavrımız, dindışı olmakla eşdeğer tutuldu. Başbakan sanki sermayeyle yıllardır birlikte hareket eden kendisi değilmiş gibi bugün faiz lobisini diline doladı. İnsanları kamplaştırıp, Müslümanları yanlarında tutmak istiyorlar. O çokça konuşulan caminin hocasına soruşturma açılıyor. Camiler kamusal alanlardır ve kamuya hizmet etmek için vardırlar. Orada yalnızca namaz kılınmaz; camiler insanların dayanışmasına da hizmet ederler. Şiddetten, gazdan kaçan eylemcilere sığınak olmak, caminin gerçek işlevidir. Fakat inanılmaz bir bilgi kirliliği var. Gezi’deki bin parçanın binde birlik kısmı öne çıkarılarak bir imaj oluşturuldu. Gezi Direnişi boyunca bu yayınları izleyip kafası karışan dostlarıma, olayları gelip yerinde görmeleri tavsiyesinde bulundum. Bugünkü medya ulusal ve küresel anlamda deccal vazifesini yapmaktadır; doğruyu yanlış, siyahı beyaz, zalimi mazlum gösteren bir medya vardır. Maalesef insanlar da medyanın yansıtmayı seçtiği algıya mahkûm oluyorlar.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.