28 Şubat Davası'nın 73. duruşması bugün görülüyor!

Mahkeme, salonun çok dolu olması sebebiyle gerginlikle başladı. Mağdur müştekilerin ayakta kaldığını belirten mahkeme başkanı Fevzi Şungar, sanıkların tutukluların oturduğu bölüme oturmasını istedi. Sert bir şekilde bir kaç kez sanıkları oraya oturmaları konusunda uyaran başkan, gelmeyeni salondan dışarı çıkarmakla tehdit etti. Bunun üzerine bazı sanıklar, tutukluların bölümüne geçmek zorunda kaldı.
Duruşmada ilk olarak 28 Şubat döneminin İçişleri Bakanı TBMM Başkanvekili Meral Akşener'in ifadesi alındı. Mahkeme başkanı "Şikayetçi misiniz?" diye sorunca Akşener şunları söyledi: "Beni siz davet ettiniz. Vatandaşlık görevimi yerine getirmek için buradayım. Bir şey söylemeyeceğim sorularınza cevap vereceğim."

Sonrasında Başkan, "28 şubatta mağdur oldunuz mu" diye sordu. Akşener şuları anlattı: "Pek çok insan mağdur oldu. 54. hükümet, İçişleri Bakanlığı, en önemlisi Türk milleti mağdur oldu. Bu milletin Peygamber Ordusu kabul ettiği Metehan'ın kurduğu Türk ordusu bazı yöneticilerin tavrı yüzünden bu imajı sarsıldı. Kendimi mağdur saymıyorum. Başkaları daha mağdur olduğu için kendimi mağdur saymaktan hicap duyarım.

 

Refah Yolu hükmeti kurulduktan sonra özellikle 'İrtica geliyor' adı altında bir gerginlik atmosferi oluşmaya başladı. Kasım 96'da bakan oldum. İki MGK'dan sonra meşhur 9,5 saaatlik MGK toplantısına katıldım. Burada irtica ile mücadele için 18 madde kararlaştırıldı. Buna göre irticai odaklarla mücadele hükümetin görevi olduğu halde bazı askerlerin konuşmaya başladığı görüldü. Elime 5 Nisan tarihli Batı Çalışma Grubu (BÇG) belgesi geldi. Bunu incelediğim zaman.... (Başkan 'Size bu belgeyi kim getirdi' diye sordu ) Bülent Orakoğlu ve dönemin Emniyet Genel Müdürü Kemal Çelik getirdi, inceledim. Bu belgeyi Başbakan Yardımısı Çiller'e, Şevket Kazan üzerinden verilmesi konusunda anlaşma sağladık. Sonrasında Erbakan'ın Çiller'le görüştüğünü duydum ama içeriğini bilmiyorum.

 

Mayıs sonunda yapılan MGK toplantısında ise bu BÇG üzerinden casusluk, köstebeklik, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'nı izlemek ve dinletmekle suçlanır buldum kendimi. 4 veya 5 Temmuz'da hıyaneti vataniye ile Divan-ı Harp'te yargılanacağım haberleri yazıldı. Bunun üzerine 8 Temmuz 1997'de bir basın açıklaması yaptım. Söylediklerimin bugün de arkasındayım." Akşener'e yine Başkan tarafından herhangi bir tehditle karşılaşıp karşılaşmadığı soruldu. Akşener, "Kişisel olarak yüzüme karşı herhangi bi zorlama ve tavırla karşılaşmadım" dedi.

Mahkeme Başkanı dönemin İçişleri Müsteşarı Teoman Ünüsan'ın kendisine getirdiği "yağlı kazığa oturtma" mesajını sordu. Akşener, bununla ilgili olarak da şunları söyledi: "İçişleri Müsteşarı ismini zikretmekten utandığım bir generalle bir görüşmesi esnasında şahsımla iglili herkesin bugün çok sıklıkla kullandığı 'yağlı kazığa oturturum' dediğini anlattı. Aslında bana doğrudan anlatmadı. Önce Bekir Aksoy'a anlatmış, o Çiller'e, Çiller de bana iletti. Ünüsan'ı çağırdım. Yemin ettiğini ismini söyleyemeyeceğini ama böyle bir tehdit olduğunu açıkladı. Ben buna Rumeli kökenli, İzmitli bir öğretmen olan şahsıma değil, TC İçişleri Bakanlığı'na yapılmış bir tehdit olarak kabul ettiğim için hiyerarşik düzende gereğinin yapılması için Cumhurbaşkanı yani Başkomutana ilettim. Gereği yapılmadığı takdirde de kamuoyuna anlatacağımı söyledim. Sayın Cumhurbaşkanı gereğini yapacağını ama bir kişinin edep dışı davranışının kurumlara mal edilmemesi gerektiğini söyledi. Çiller de ona katıldı. Bu olayı kişisel olarak algılamadım, algılamış olsam aynı şekilde gereğini yapardım. Çok rencide oldum, Türk ordusunun bir generalinin bağrından Atatürk'ü çıkarmış bir ordunun generalinin bula bula Balkanlardan bir komutanı örnek alması... Anlatacağım başka bir şey yok. Sorarsanız cevap veririm."

Mahkeme Başkanı bir kez daha şikayetçi olup olmadığını sordu. Akşener,"BÇG ile organize edilen 28 Şubat'ta pek çok insanın hayatı değişti. Onları gördüğüm zaman kendimi mağdur sayamıyorum. Burada TBMM Başkanvekili olarak duruyorum. Kendimi mağdur saymadığım için de şikayetçi değilim" karşılığını verdi. 

Başkanın sorularının ardından sanık avukatları Akşener'e çok sayıda soru yöneltti. Çevik Bir'in avukatı Ümit Kara 5 Nisan belgesinin hiyerarşi dışı bir yapıyı gösterdiğini nasıl anladığını ve gördüğü diğer belgelerin neler olduğunu sordu. Akşener, "Orakoğlu- Sarmısak davasında Genelkurmay'dan gönderilen savunmaya baktığımızda o grubun neye göre kurulduğu belli değildi. Siyasi partilerin yöneticileri, basın, tüm STK'ların fişleneceğine dair bir talimatnameydi" dedi. 

Kara "Sizi tehdit eden kimdi" diye sordu. Akşener, "Çevik Bir için söylenmişti ancak Çetin Saner'in olduğunu çok sonra öğrendim"karşılığını verdi. Avukat Kara'nın bir diğer sorusu, "Bu belgelerin çalınmış olabileceğini düşündünüz mü" şeklinde oldu. Akşener şu karşılığı verdi: "MGK'da Deniz Kuvvetleri'nin bilgisayarlarını benim boşalttırdığım söylendi. Detay veremem. Bunun üzerine soruşturma başlattım. Tabi hükümet tek benden oluşmadığı için üstte yapılan görüşmelerde Orakoğlu'nun görevden alınması yoluna gidilmesi konuşuldu. Açığa alınırsa casusluk işinin halledileceği söylendi. Almayacağımı suç işlemediğimizi Çiller'e ve Erbakan'a söyledim. Sonra Orakoğlu'nu New York'a ateşe olarak gönderdim. Sonra hükümet düştü. Ben size bir soru sorayım. Bir onbaşı Deniz Kuvvetleri'nin bilgisayarlarını nasıl boşaltabiliyor? (Avukatın 'kolay' demesi üzerine) Öyleyse yandık. Ben o bilgisayarları o çalışmaların nasıl elde edildiğini bilmiyorum. Bilgisayarcı hukuçu değilim, İçişleri Bakanıyım, bana gelen belgeleri sümen altı edebilirdim. Bu bir risk, o zaman sövülmez, tehdit edilmezdim. Ben bunu Yunan başbakanına Amerikan elçisine götürmüyorum. Türkiye Cumhuriyeti Başbakanına, o da Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı'na götürüyor. Sonrasını bilmiyorum. Ben bunlar için darbe belgeleri demedim. İllegal TSK'nın kanunlarına görev alanına uymayan hiyerarşi dışı bir grup ve onlara ait belgeler dedim." 

Bazı sanıkların avukatı Aykanat Kaçmaz, MGK'da askerlerin dayatmasıyla karşılaşıp karşılaşmadığını sordu. Akşener, gülerek MGK'daki oturma ve konuşmadaki düzenini anlattıktan sonra, "Cumhurbaşkanına hitap edilen bir yerde sövgü, avaz avaz bağırış olmaz, hakaret olamaz, zira hitap bire bir cumhurbaşkanınadır. 9 buçuk saaat evet gergin soğuk ama belli bir nezaket çereçevesinde sürdü. Tabancayı uzatıp da imzalayın diye bir şey soruyorsanız hayır, olamaz da" dedi. 

Avukat Kaçmaz Sincan'da tankların yürümesi Belediye Başkanı Bekir Yıldız'ın görevden alınması ve şahsıma yönelik başka tehdit olup olmadığını da sordu. Akşener şunları söyledi: "Hayır şahsıma herhangi bir şahıs, silah dayayıp imzala demedi. Dese tersine inadına yapardım. Sincan'da soruşturma emrini ben verdim ben açığa aldım. Ama bununla yetinilmedi. Tanklar yürüdü. Sordum niye, tanklar yolunu şaşırmış. Tank silah değil mi, siyaset çözüm bulma aracıdır. 54. hükümet, merhum Erbakan yerli ve milli bir insandı, TSK'ya saygısı olan bir insandı, kumandanım, komutanım diye gezen bir insandı. Merhum Erbakan RP ile ilgili iritca algısını ortadan kaldırmak için bu beyefendiye kendilerini anlatmaya çalıştı. Çalıştıkça kaşlar çatıldı. Tansu Hanım da terörle mücadele ettikleri için hepsini silah arkadaşı zannediyordu. Aman ne olur dendi, tanklar yürüdü, başbakana sövüldü. Böyle bir atmosferde size tabancayı dayayan olmadı ama dayanmış gibi bir atmosfer oluştu."

Akşener, 28 Şubat MGK'sında irtica ile ilgili brifinge MİT müsteşarının sunup sunmadığının sorulması üzerine de şunları anlattı: "Profesyonel powerpoints dedikleri sunumla çok şey sunuldu. MİT de sundu. MGK genel sekreteri Emniyet Genel Müdürlüğü, Genelkurmay.. Sadece o gün değil, her seferinde sunulmuştur. O dönemde bir emniyet mensubunun MİT müsteşarına gidip emniyetteki çürük elmaları konuştuğunu biliyorum. Öyle günlerdi. Bir dakika karanlık eylemleri, bir üst düzey askeri yetkiliye göre diyerek kan damlayan yazılar, STK'ların sokaklara dökülmesi, tankların yürüyüşü, yolda bir ataya gelmeyen insanların irtica gitsin demesi, eyvallah gitti. Bu iktidar ekonomi bozulduğu için mi, terörde her gün 25-30 şehit verildiği için mi, işçi memur maaşı ödenemediği için mi gitti yoksa faiz lobisi mi götürdü? Yıllar sonra JİNSA 'biz götürdük' dedi."

Akşener, konuşmasının bir yerinde salona dönerek "Çok üzgünüm, neden? Benim gibi kadınların doğurduğu çocuklardan oluşuyor bu ordu, göçmen,İzmitli öğretmen... Biz çocuklarımızı askere davul zurnayla göndeririz. Ya şehit ol, ya gazi deriz. Asıl benim gibi kadınları tahrip ettiler, asıl mesele bu. Herkes hakkında bilgi toplayalım derken bu millet kaybetti, mağdur oldu, dindar kesimin vatan duygusu tahrip oldu. Herkesin ders çıkarması gerek. Bir rövanş istediği asla söz konusu değil, herkesin ders çıkarmasında fayda var. Kim kazandı hiç kimse." 

BAŞKAN AVUKATI SALONDAN ATTI

Mağdur müşteki avukatlarından Ömer Kavili, Meral Akşener'in önündeki bazı notlardan faydalanmasına itiraz ederek elinden bu notların alınmasını istedi. Bunun üzerine mahkeme başkanı ile avukat arasında tartışma yaşandı. 

Başkan: "Oturun yoksa sizi dışarı çıkaracağım" 

Avukat: "Bağırmayın" 

Başkan: "Polisler duruşma salonu dışına çıkarılmak üzere gelsin"

Avukat: "Kendinizi kaptırmayın sakin olun bu mahkemeden karar çıkar adalet çıkmaz, ben terk ediyorum." 

Kavili'nin duruşma salonu dışına çıkarılmak istenmesi üzerine sanık avukatları da sert bir şekilde tepki gösterdi. Bunun üzerine mahkeme başkanı Fevzi Şungar, "Meslek hayatımda ilk kez bir avukatı dışarı çıkardım. Evraka el konsun dedi, hayır dedim ben de üzgünüm, Meral Hanım'ın evraklarına el konulması talebini sizler doğru buluyor musunuz?"dedi.

Diğer sanık avukatlarının sorularına da cevap veren Akşener, o dönemde milletvekili transferleriyle ilgili olarak şunu anlattı: "Bir arkadaşımızın partiyi terk edeceğini öğrenirdik, bir arkadaşımızı görevlendirirdik, sonra ikisi birden giderdi."

Meral Akşener, İsmail Hakkı Karadayı'nın avukatı Erol Aras'ın "O dönemde Cumhuriyet elden gidiyor, şeriat geliyor şeklindeki kaygılarımızı anlayabiliyor musunuz" diye sordu. Akşener şu ilginç cevabı verdi: "Evet insanlar özellikle başörtülü kadınlar, bir el gelip baş örtümü çekecek mi diye korkuyordu. Başı açık kadınlar da bir el saçlarımı çekecek mi diye korkuyordu. Erkekler işe karışınca da böyle oldu."

Soru sırası Akşener'i yağlı kazığa oturtmakla tehdit eden dönemin istihbarat başkanı Çetin Saner'in avukatı Murat Tansağ Türemen'e geldi. Türemen, Akşener'e Teoman Ünüsan'ın Çetin Saner'i neden ziyaret ettiğini bilip bilmediğini sordu. Akşener'in "bilmiyorum" cevabı üzerine avukat Türemen, bazı polislerin Ankara Zırhı Birlikler ile Yalova'daki Deniz Hava Üst Komutanlığı'nın kapısına dayandığını, buna ilişkin bir yazıyı almak üzere geldiğini söyledi ve Çetin Saner'in bir anlamda, çocukları gibi gördüğü askerlerine yapılan bu muameleye tepki için o sözü söylediğini açıkladı. Avukat Türemen'in, soru soruş şekli Akşener'i rahatsız etti ve "Siz niye agresifsiniz? Söven tehdit eden sizsiniz, agresif olan sizsiniz" diye teki gösterdi. Akşener'in bu sözü salondaki mağdur müştekiler tarafından alkışlandı. 

Avukat Türemen, Mehmet Ali Birand'ın 28 Şubat kitabında kendisine atfen,"Teklif bana gelse kabul etsem ara dönem başbakanı olurdum"ifadesinin yer aldığını belirtip doğrumu diye sorunca Akşener öfkeyle "Bunu yazan alçak şerefsiz müsterihdir, bundan sonraki sorularınıza cevap vermiyorum" dedi. Ancak öfkesi dinmeyen Akşener şunları söyledi: "Genç avukata dilerim ki kızınıza karınıza annenize teyzenize inşallah biri çıkıp onu çırılçıplak soyup yağlı kazığa oturtturun demez. (Avukatın gereğini kendim yaparım cevabı üzerine) Gereğini kendisinin yapacağını söyledi. Bu tehdidi kadın olarak üzerime almamıştım, İçişleri Bakanı olarak almıştım. O zaman ailemin erkekleri gereğini yapmak zorundadır. Bir şey olursa da sayın avukatı tanık göstereceğim."
Akşener'in tanıklığının ardından sıra Şevket Kazan'da olacak. 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.