15 Temmuz darbe değil iç savaş girişimidir

 15 Temmuz darbe girişimine 15 maddelik bir reçete sunan Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Mustafa Kamalak; hükümet açısından, ülke yönetimi bakımından asıl sınavın şimdi başladığına vurgu yaptı. Kamalak, “15 Temmuz cuntası, sadece bir darbe girişimi değil, aynı zamanda tıpkı Suriye gibi, tıpkı Irak gibi, tıpkı Libya gibi, Türkiye’de de bir iç savaş çıkarma girişimidir” değerlendirmesinde bulundu.

 
ANKARA BÜROSU
SAVUNAN ADAM’IN YANINDA OLSALAR BUGÜNLER YAŞANMAZDI
Bugünün demokratları      28 Şubat döneminde apoletin değil demokrasinin yanında olsaydı bugün bunların yaşanmayacağını söyleyen Kamalak, “Eğer o günün muhafazakârları, o hocanın, bu hocanın değil,  Erbakan Hoca’nın sözünü dinleseydi, Türkiye bugün bunları yaşamak zorunda kalmazdı. Daha açık söyleyeyim… Eğer o günün gazetecileri, o günün siyasetçileri, o günün yenilikçileri ‘Savunan Adam’ın yanında dursaydı Türkiye 15 Temmuz’u yaşamak zorunda kalmazdı” dedi. 
 
REFAHYOL’DAN SONRASI HEP AYNI
“Refahyol hükümetinden sonra işbaşına gelen bütün iktidarlar 3 konuda hep aynı davrandılar. Nedir bunlar? 1) İsrail’in güvenliğini sıkıntıya sokacak hiçbir adım atmadılar. 2) ABD’nin İslam coğrafyasında yaptığı operasyonlara destek oldular. 3) Ilımlı İslam’ın yani faizle barışık İslam’ın meşrulaşması için gayret ettiler.”
 
BU ÜLKE 15 TEMMUZ GECESİ GİBİ BİR HAİNLİĞİ GÖRMEDİ
“Hem ülke olarak, hem de bölge olarak çok zor günlerden geçiyoruz” diyen Kamalak, “Bu topraklar elbette her türlü kumpası yaşadı. Her türlü ihaneti gördü. Ama 15 Temmuz gecesi kadar bir hainliğe şahit olmadı. Bu yüzden 15 Temmuz gecesi sadece bir darbe girişimi önlenmemiştir. Bu asil millet, 15 Temmuz’da, kendisine vurulmak istenen prangaları bir kez daha kırıp parçalamıştır. Bağımsızlığına ve iradesine konulmak istenen ipoteği bir kez daha yırtıp atmıştır. Tıpkı Çanakkale’de olduğu gibi, tıpkı Kurtuluş Savaşı’nda olduğu gibi Küresel Emperyalizmin Sevr emellerini, Türkiye’yi bölme heveslerini bir kez daha bozguna uğratmıştır” diye konuştu.
Saadet Partisi, Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı’yla Başkanlık Divanını, Genel İdare Kurulu üyelerini, il başkanlarını, il müfettişlerini ve il sorumlularını Ankara’da topladı. Önceki gün açılışı gerçekleştirilen Balgat Eğitim Merkezi Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı’nda Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Mustafa Kamalak, gündeme ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. 15 Temmuz hain darbe girişimini hatırlatan Kamalak, “Eğer bugünün demokratları 28 Şubat’ta, apoletin değil, demokrasinin yanında dursaydı bugün Türkiye bunları yaşamak zorunda kalmazdı. Eğer o günün muhafazakârları, o hocanın, bu hocanın değil,  Erbakan Hoca’nın sözünü dinleseydi, Türkiye bugün bunları yaşamak zorunda kalmazdı.  Daha açık söyleyeyim… Eğer o günün gazetecileri, o günün siyasetçileri, o günün yenilikçileri Savunan Adamın yanında dursaydı Türkiye 15 Temmuz’u yaşamak zorunda kalmazdı” dedi.
 
BU ÜLKE 15 TEMMUZ GECESİ GİBİ BİR HAİNGLİĞİ GÖRMEDİ
“Hem ülke olarak, hem de bölge olarak çok zor günlerden geçiyoruz” diyen Kamalak, “Bu topraklar elbette her türlü kumpası yaşadı. Her türlü ihaneti gördü. Ama 15 Temmuz gecesi kadar bir hainliğe şahit olmadı. Bu yüzden 15 Temmuz gecesi sadece bir darbe girişimi önlenmemiştir. Bu asil millet, 15 Temmuz’da, kendisine vurulmak istenen prangaları bir kez daha kırıp parçalamıştır. Bağımsızlığına ve iradesine konulmak istenen ipoteği bir kez daha yırtıp atmıştır. Tıpkı Çanakkale’de olduğu gibi, tıpkı Kurtuluş Savaşı’nda olduğu gibi Küresel Emperyalizmin Sevr emellerini, Türkiye’yi bölme heveslerini bir kez daha bozguna uğratmıştır.  Bu münasebetle, bu alçak girişime kararlılıkla ve cesurca karşı koyan Şanlı Silahlı Kuvvetlerimize, Kahraman polisimize, emniyet mensuplarımıza ama hepsinden önemlisi ‘Söz konusu vatansa gerisi teferruattır’ diyerek canını ortaya koyan aziz milletimize şükran ve minnetlerimizi sunuyor, şehitlerimize cenabı Allah’tan rahmet, yaralı kardeşlerimize acil şifalar diliyorum” diye konuştu. 
 
TBMM’YE KOŞAN İLK VE TEK GENEL BAŞKAN
15 Temmuz gecesinin bütün vahametine rağmen, ülke, millet ve geleceğimiz adına bir umut ortaya koyduğunun altını çizen Kamalak şunları kaydetti: “Bu umut, dâhili ve harici bütün ihanet şebekelerine rağmen, bu milletin sahip olduğu iman ateşinin hiçbir zaman söndürülemeyeceğini gösteren bir umuttur. Bu umut, üzerinde oynanan her türlü hile ve desiseye rağmen kalbindeki vatan aşkının hiçbir zaman yok edilemeyeceğini gösteren bir umuttur. Bir umut, vatanı ve namusu söz konusu olduğunda, her türlü farklılığa rağmen nasıl tek bir vücut gibi kenetlenebildiğini gösteren bir umuttur. İşte biz bu umudu yok etmeme adına sorulması gereken soruları bugün sormayacağız. Ama herkes bilsin ki, suskunluğumuz feraset, dirayet ve asaletimizdendir. 15 Temmuz gecesi filizlenen umudun solmasını istemediğimizdendir. Davamızın ulviliğinden, yüceliğindendir. Bu Ulvi Hareket’in, Milli Görüş’ün kurduğu 5 partiden 4’ü darbeciler tarafından kapatılmıştır. Herkesin tankların arkasına saklandığı 28 Şubat’ta, bir tek bu hareket tankların karşısında durmuştur. Ben demekten Allah’a sığınırım. Ama bir kısım istismarcılar bilsin diye söylüyorum. 15 Temmuz gecesi, bomba ve mermi yağmuru altında arkadaşlarıyla beraber, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne koşan ilk ve tek genel başkan Saadet Partisi genel başkanıydı.”
 
ERBAKAN HOCA’NIN SÖZÜNÜ DİNLESELERDİ BUNLAR OLMAZDI
“Bugünün demokratları 28 Şubat’ta apoletin değil, demokrasinin yanında dursaydı Türkiye bunları yaşamak zorunda kalmazdı” diye Kamalak, sözlerini şöyle sürdürdü: “Eğer o günün muhafazakârları, o hocanın, bu hocanın değil,  Erbakan Hoca’nın sözünü dinleseydi, Türkiye bugün bunları yaşamak zorunda kalmazdı. Daha açık söyleyeyim… Eğer o günün gazetecileri, o günün siyasetçileri, o günün yenilikçileri Savunan Adamın yanında dursaydı Türkiye 15 Temmuz’u yaşamak zorunda kalmazdı. Bu ülke 27 Mayıs’ı, 12 Mart’ı, 12 Eylül’ü, 28 Şubat’ı ve en son 15 Temmuz’u görmüştür. 15 Temmuz’u sadece bir terör örgütünün kalkışması olarak görmek tarihi bir yanılgı olur. Safdillik olur.  Türkiye’nin önemini, Türkiye’nin jeopolitiğini bilmemek anlamına gelir.  Peki, Türkiye’den ne istiyorlar? Türkiye, jeopolitiği çok yüksek olan bir ülkedir. Türkiye, üç kıtanın tam ortasındadır. Türkiye iki okyanusun; Atlas ve Hint Okyanuslarının arasındaki geçişi kontrol edebilecek konumdadır. Türkiye sekiz denize, Unutmayın, denizlere hâkim olan ticarete hâkim olur, ticarete hâkim olan ise dünyaya hâkim olur. Bütün bu sebeplerden dolayı Türkiye, küresel güçler tarafından kontrol altında tutulmak istenen bir ülkedir. 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat, 27 Nisan ve 15 Temmuz darbe ve girişimleri öncelikle bu bağlamda ele alınmalıdır.”
 
REFAH’TAN SONRAKİ HÜKÜMETLER 3 KONUDA AYNI ŞEYİ YAPTILAR
Siyonizm’in planlarını bozan Erbakan Hoca’yı engellemek için her yola başvurulduğuna dikkat çeken Kamalak, “Lütfen buraya dikkat buyurun. Refahyol hükümetinden sonra işbaşına gelen bütün iktidarlar 3 konuda hep aynı davrandılar. Nedir bunlar? 1) İsrail’in güvenliğini sıkıntıya sokacak hiçbir adım atmadılar. 2) ABD’nin İslam coğrafyasında yaptığı operasyonlara destek oldular. 3) Ilımlı İslam’ın yani faizle barışık İslam’ın meşrulaşması için gayret ettiler. Her şeye rağmen umudumuzu koruyoruz. İnşallah her şerde bir hayır vardır. Dileriz ki; 15 Temmuz şer gecesi de, darbeciler için bir son, Türkiye’miz için aydınlık bir geleceğin başlangıcı olur.  Dileriz ki; 15 Temmuz başarısız darbe girişimi Türkiye’nin aslına, özüne ve ruh köküne dönmesine vesile olur. Dileriz ki; Batı ile birlikte yürünerek, İslam dünyasına hizmet etmenin mümkün olmadığının anlaşılmasına vesile olur. Milletimiz bu konuda üzerine düşen görevi fazlasıyla yapmıştır. Lakin hükümet açısından, ülke yönetimi bakımından ise asıl sınav şimdi başlamaktadır.  Atılacak adımlar da, en az 15 Temmuz gecesi milletimizin ortaya koyduğu basiret ve feraset kadar önemlidir” şeklinde konuştu.
 
1- 15 Temmuz cuntası, sadece bir darbe girişimi değil, aynı zamanda tıpkı, Suriye gibi, tıpkı Irak gibi, tıpkı Libya gibi, Türkiye’de de bir iç savaş çıkarma girişimidir. 
2- Bu hain girişimin arkasında, nihai hedefi Büyük İsrail’i kurmak olan Irkçı Siyonizm’in, Türkiye’yi bölme ve Ortadoğu’yu yeniden şekillendirme planları (BOP) vardır.
3- Bu nedenle, kanlı cunta girişiminin ardındaki dış güçler asla ihmal edilmemeli, kukla ile uğraşırken, kuklacı unutulmamalıdır. Bu hain kalkışmanın ardındaki karanlık mihraklar cesurca deşifre edilmelidir.
4- Sicili ve geçmişi zaten karanlık olan İncirlik Üssü’nün 15 Temmuz gecesi üstlendiği rol ve ihanet ortadadır. Bu ihanet merkezi ya derhal kapatılmalı ya da tümüyle kahraman Türk subaylarının emrine verilmelidir.
5- Yine darbe gecesi, sözde müttefiklerimizin sinsi tavırları açıkça görülmüştür. Bu gerçek ışığında, dost ve müttefik tanımlaması yeniden gözden geçirilmeli, dış politikada D-8 oluşumu, Şangay 5’lisi gibi alternatif dengeler geliştirilmelidir.
6- Dış politika, topyekûn yepyeni bir anlayış ile ele alınmalıdır. Çevre ülkelerle düşmanca ilişkilerin sadece teröre değil fakat aynı zamanda darbeci zihniyetlere de zemin hazırladığı net bir şekilde görülmüştür. İslam ülkeleri ve komşu ülkelerle ilişkiler güvenlik başta olmak üzere dostluk ve işbirliği zemininde yeniden dizayn edilmelidir. 
7- Yaşadığımız coğrafya güçlü bir orduyu zorunlu kılmaktadır.  Bu bakımdan, Ordu’muz en modern silahlarla donatılmalıdır.
8- Ordu içindeki darbeci hainler ile vatansever Mehmetçiğin ayrımı iyi yapılmalı, Ordumuza, “Peygamber Ocağı” hüviyeti kazandıracak yeni ve köklü düzenlemelere gidilmelidir. 
9- Her zaman söylediğimiz gibi bir ülkenin en büyük gücü tankı, tüfeği değil, vatanına bağlı, imanlı ve ihlaslı evlatladır. Bu noktada önemli olan, askeri okulların Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlanıp bağlanmamasından daha çok, bu okulların müfredatının, Avrupa Birliği’ne değil, bu Milletin kendi tarihine ve ruh köküne uygun hale getirilmesidir. Bu çerçevede Harp okullarına girişte İmam Hatip ve Meslek lisesi mezunlarına konan engel mutlaka kaldırılmalıdır.
10- Türkiye ivedilikle, kendi elektronik yazılımını yapan, kendi tankını, kendi uçağını üreten milli ve bağımsız bir savunma sanayiine kavuşturulmalıdır.
11- Ülkemizin olağanüstü günler yaşadığı bu dönemde OHAL ilanı elbette yerinde bir karardır. Ancak uygulamada azami titizlik gösterilmeli; bu süreçte suçsuz ve masum insanların zarar görmesi engellenmelidir. 
12- En kısa sürede Milletimizin dirliğini, ülkemizin ise birlik ve bütünlüğünü temin edecek uzlaşmacı bir anayasa mutlak suretle hayata geçirilmelidir. 15 Temmuz gecesi, şer odaklarına karşı, tüm siyasi partilerimizin ve Aziz Milletimizin ortaya koyduğu birlik ve beraberlik yeni bir anayasa ile taçlandırılmalıdır.  
13- Yapılacak hukuki, siyasi ve kurumsal düzenlemelerde, siyasi kaygısıyla değil, ülke kaygısıyla hareket edilmelidir. Bütün yasal düzenlemelerde tek ölçüt; Hakkın üstün tutulması ve Milli İradenin güçlendirilmesi olmalıdır. Unutulmamalıdır ki, milletimiz 15 Temmuz gecesi, bir siyasi partiye, bir siyasi düşünceye değil, topyekûn ülkeye, topyekûn milli iradeye ve topyekûn demokrasiye sahip çıkmıştır. 
14- Yapılan araştırmalar göstermektedir ki, darbe geleneği ile milli gelir arasında sıkı bir bağlantı vardır: Darbeler, iktisadi gelişmeyi hep olumsuz yönde etkilemiştir. 
15- Son olarak, en başta söylediğimiz gibi, 15 Temmuz şer girişimi Türkiye için hayırlı başlangıçların fırsatı olarak görülmelidir. Atılacak her adım; Eğitimi “milli”, ekonomisi güçlü, ülkesi güvenli, hukuku “adil” milleti huzurlu ve demokratik sistemi oturmuş, Yeniden Büyük Türkiye’nin kuruluşuna hizmet etmelidir.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.