Bütün ilahi dinler ve peygamberler, hayatları boyunca iki tür saldırıya maruz kalmıştır.

Bu saldırının birincisi, dinin özüne; diğeri ise peygamberin şahsına yönelik saldırılardır. En tehlikeli ve telafisi zor olanı ise dinin özüne yapılan saldırılardır. 19. yüzyılın başlarına kadar dinin özüne olan itiraz ve  saldırılar, Batı dünyasının cehaletinden gelmekteydi. İslam dünyasından tek bir alimin cevap niteliğindeki  eseri bu saldırıyı püskürtebiliyordu. Ama İslam’ın içinden gelen gafil ve cahil saldırılara karşı koymak dayanabilmek mümkün değildir.

Çünkü, saldırırken Allah diyor, Kur’an diyor, İslam diyor, Cihat diyor. İnsanların başlarını keserken “ Allahu Ekber” diye slogan atıyor, milletin malını yerken “ Ya Allah, Bismillah “ diyor, Müslümanlar için yapıyorum diyor, vicdanını rahatlatıyor. Bu düşünceyi tedavi ve tamir etmek mümkün değildir. İslam’ın ilk siyasallaşma, özünden uzaklaşma, saltanatın devamını sağlamak için kullanıldığı dönem Hz.Osman döneminde, Emevi ailesi ile başladı. Emeviler, Kur’an ayetlerini ve Hadisleri kendi gelecekleri adına kullandılar. Kendi soylarından gelmeyen bütün milletlere köle nazarıyla baktılar. Emevileri desteklemeyen hiçbir düşünceye hayat hakkı tanımadılar.

İslamiyet doğuşuyla her tarafı aydınlatmakta iken, Emeviler’in gölgesi İslam’ın yayılmasına engel oldu. Birçok ülkeler fethedildi ama gönülleri fethedemediler. Kur’an ve Peygamber ahlakından mahrum İslam coğrafyası, geri kalmışlığın faturasını sürekli Batı düşmanlığında aradı. Medeniyet ve insanlığa katkı adına değil, Batı’dan intikam adına gücü elde etme hevesine kapıldı. İslam dünyasında, kültür ve ahlaki altyapısı olmayan Müslümanlar makamları elde edince, Emevileşmekten kurtulamadı. Kendi saltanatının devamı adına her türlü zulmü reva gördü. Hristiyanlık ve Yahudilik, başkaları tarafından değil, kendi mensupları tarafından özünden uzaklaştırıldı. Roma’nın baskısı onları daha çok kuvvetlendiriyordu. Devletlerin kontrolüne geçince ruhu teslim oldu.

Din, imparator ve kralların zırhı haline geldi. Yaşadığı mütevazi hayattan, lüks ve konforu gören Müslümanlar, eskiye dönmenin korkusuyla, İslam’ı kalkan olarak kullanmaya başlar. Çünkü, vicdanı susturmanın en iyi yolu budur. Cumhuriyetin ilk yılları, din adına yapılan reformlarda İslami söylemler kullanılmadı. Dolayısıyla, İslam’ı anlatma konusunda tarikat ve cemiyetler çok saf ve duru hizmetler yapmış, çok samimi insanlar yetişmişti. Türkiye’de Müslümanlar ciddi incinmişti, ama inanç sarsıntısı yaşamamış, İslam’a daha çok sahip çıkmışlardı. Bu gelişmeden rahatsız olan Şer komiteler, milleti bölmek için, siyasal İslam’ı geliştirdiler. İslami söylemler politik malzeme haline geldi. Sürekli mazideki yaşadığı travma hatırlatılarak, cephe oluşturuldu. Toplum birbirini ötekileştirmeye başladı. İnancından ötürü canı yanan dindar kesim, intikam havası ile Siyasal İslam’a sarıldı. Hiçbir gerçekliği ve altyapısı olmayan, tamamen hamasi ve duygusal zeminde yol alan siyasi İslam hareketi Mısır, Suriye ve Türkiye’de çok müslümanı meydanlara döktü, hayatını kararttı.

Hareketin liderleri kendi konforlarını yaşarken, samimi destek veren insanlar zulme maruz kaldı. Çünkü bu hareketin ne dünyevi, ne de uhrevi hiçbir geçerliliği yoktu. Bir müslümanın hedefi şeraiti getirmek değil, kendi nefsinde önce Allah’ın razı olduğu hayatı yaşamaktır. Kendini düzeltmekten aciz olanlar, toplumu düzeltmeye çalışarak, Allah’a karşı olan vazifesini yaptığına inanıyor. Eğer işleyeceği fiilin haram olduğuna inanıyorsa, onun da adını değiştiriyor vicdanını rahatlatıyor. Türkiye dar’ül harptir inancı ile her günahı mübah sayan kafalar, bu ülkeye hizmet edemez. Almanya dar’ül harptir mantığıyla, “ Gavurun eşyasını çalmak caizdir” fetvası alan, hiçbir müslüman, İslam’ı temsil edemez. Önce kendi inancını Kur’an’a ve Peygamber’in (sav) sünnetine uydurmalı.

Bir bina yapılırken önce temel, sonra direkler, sonra duvarlar ve en son çatı yapılır. Siyasal İslamcılar, “ Hele bir iktidara gelelim, çıkaracağımız kanunlarla dini hayatı getirmiş oluruz” gibi fıtrata aykırı olan sistemle, önce çatıyı yapalım sonra duvar ve direkleri, en sonunda temeli yaparız mantığıyla hareket ediyorlar. İslam’ın yüzde doksan dokuzu iman, ibadet, ahlak, tebliğ, irşad ve ahirete bakar. Yüzde biri ise, siyasi mevzulara değinir. O da siyasilerin mesuliyetine vurgu yapar. Yüzde doksan dokuzu, yüzde bire feda ediyorlar.

Din için siyaset yapılmaz, vatana, millete hizmet için yapılır. İslam’ı sürekli siyasete alet edenler, bu kafayla kıyamete kadar eli boş döner, her attıkları taş karavana olacağı gibi, samimi insanların mevcut enerjilerini boşa harcatır, rakip gördüğü insanları da İslam’dan soğutmuş olurlar. Çünkü insan ve toplum psikolojisine aykırı olan Siyasal İslamcılık, Kur’an’ın ve peygamberin de düsturlarına ters bir sistemdir. Eğer bir toplum, tepeden inme rejimlerle düzelseydi, Mekke devrinde, İslam geleli daha 1 yıl olmadan, müşriklerin reisleri toplanıp, “ Ya Muhammed, istersen seni başımıza lider seçelim, sen bizi yönet.” diye teklif ettklerinde, Hz. Peygamber (sav) kabul eder, iktidar olmanın avantajıyla toplumu düzeltirdi. Ama O (sav), kabul etmedi. Çünkü bir sistem, önce şahsi gönüllerde kabul görmeli ki, temeli sağlam olsun.

Son seçimle ilgili olarak , vatanım ve milletim adına hangi şartlar hayırlı olacaksa, onun olmasını yüce Rabbim’den dilerim. Ama dikkat etmeli, atılacak adımlar, yazı kışa çevirmemeli.  Sizinle ilgisi olmayan, ortada bir cinayet var, cesedi kucağınıza bırakır, gasledip, kefenleyip, tabuta koyup, defnetmenizi ve ardından bizahmet duasını yapmanızı isterler…
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Mustafa ŞIK 2 yıl önce

MÜKEMMEL BİR MAKALE.YÜREĞİNİZE SAĞLIK...

Avatar
Faruk 2 yıl önce

Kısmen doğrular olsada emevi düşmanlığı hoş değil Şia ağzından kurtulunuz