İngilizlerin, dünya Müslümanlarını sürekli kontrol altında tutmak ve uzun vadeli planlarını uygulamak için oluşturduğu Siyasal İslam politikası, her devirde üstüne düşen görevi başarıyla yapmaktadır.
19.yy sonları ve 20.yy başlarında, Ortadoğu’da Osmanlı’yı casus Lawrence eliyle değil, siyasal İslamcı Şerif Hüseyin ve ona inanan Bedevilerle bitirdiler.
Şerif Hüseyin’e ne kültürlü ve asil Araplar, ne de ulema destek vermedi. O, İngilizlere hizmet edeceğim diye isyan etmedi. Bedevileri de bağımsız devlet kuracağız diye ikna etmedi. İngilizler, Osmanlı’nın bölgede adalet anlayışını kaybettiğini, Cemal Paşa’nın zulmettiğini, yöneticilerin yolsuzluk yaptığını, hilafetin merkezi İstanbul’da medyada Hz. Peygamber’e (sav) saygısızlık yapıldığını, buna sessiz kalındığını, Hicaz bölgesindeki askerlere sıcaktan ötürü oruç tutmayabileceklerine dair fetvalar verildiğini söylüyorlardı. Şerif Hüseyin de bu duruma inanmış, sineğin ısırmasından kaçıp, yılanın zehrine düşmüştü.
Kazanan yine Müslümanlar değil, İngilizler oldu.Hindistan’ın bölünüp Pakistan diye bir devletin ortaya çıkmasında da yine aynı senaryo işletilmiş, siyasal İslamcı Ali Cinnah ve ona inananlar tarafından plan harfi harfine uygulanmıştır.
Gandi’nin Ali Cinnah’a “ Bir hançer al, beni ikiye böl. Ama bu ülkeyi bölüp, İngiliz’e oyuncak etme” demesine rağmen Ali Cinnah ülkeyi bölmüştü. Sonuçta kazanan İngiliz oldu.
1923 – 1950 arası, bu ülke insanının Müslüman olduğu hesaba katılmayarak dayatılan devrimler, öfke ve kin potansiyeli oluşturdu. Mutlu bir azınlık, hakimiyetlerinin ebedi devam edeceklerini düşünerek, dindar ve dini darları ciddiye almadılar. II.Dünya Savaşı’na girmeyen Türkiye bölgede güçlü olabilirdi. Ama ekonomik krizlerle 1 dolara muhtaç hale geldi. Dünya ekonomik krizinden etkilenen Türkiye’de fatura CHP’ye çıktı ve çok partili sistem zaruri oldu. Yıllardır her türlü cefayı çeken, Hacc’a gitmesi dahi yasaklanan Müslüman Türk toplumu, özellikle dindar kesim, ülke yönetiminde söz sahibi olma adına fırsat yakalamış gibiydi. Ama Batılı güçler, özellikle 1948’de kurulan İsrail Devleti sonrası, Türk toplumundaki potansiyeli kendi haline bırakacak değildi. Başına gelen her musibeti İsrail ve Batı’dan bilen dindar toplumun enerjisini kontrol edecek siyasi bir harekete, yani İslami partilere ihtiyaç vardı. Bunun için figüranlar önceden hazırlanmıştı.
Siyasal İslam’ın görevi, sürekli İsrail ve Filistin meselesini gündemde tutarak, İsrail’e hem uluslar arası arenada kendini savunma hakkı veriyor, hem de tabana oturmayan, içi boş slogan ve fantezilerle, Müslümanların var olan ciddi potansiyel enerjisini toprağa aktarıyor. 1948, 1967 İsrail- Arap savaşları ve 2 önemli intifada acaba kime yaramış?
İsrail hakkında söylenilen tehditkar cümlelerden kim ne kadar nemalanmış buna bakmalı.

Siyasal İslam, Türk Dünyası ile ilgilenmez. Çünkü siyaset adına oranın getirisi olmaz. Çünkü siyasal İslam’la vatan, bayrak ve millet kavramı yıpratılmıştır. Çünkü İslam siyasallaşmış, ferdin hayatından çıkmış, millileşmiş, slogan ve kültür haline gelmiştir. Filistin’de mazlum Müslümanlar zulüm altında inliyor. Bunu hepimiz lanetliyoruz. Ama inanın D. Türkistan’da Filistin’in yüz katı vahşet uygulanıyor. Hiçbir İsrail askeri, oruç tuttuğu için Filistinliyi öldürmez. Fakat D.Türkistan’da bir Müslüman Türk için oruç tutmak, namaz kılmak ölüme yürümektir. Ayrıca şunu unutmayın ! Bir Filistinli için İsrail, Müslümanlara zulmettiği için değil, topraklarını işgal ettiği için düşmandır. İsrail, Türkiye’yi işgal etseydi, bir tek Müslüman Arap kılını kıpırdatmazdı. Velhasıl, siyasal İslam, İsrail için sahaya çıkan, top çeviren, maçın sonunda da kendi kalesine gol atarak İsrail hanesine puan yazdıran bir oyuncudan ibarettir. Siyasal İslamcıların hakim oldukları dönemlerde dahi İsrail’e vize uygulanmayıp, Filistin’e uygulanıyorsa, herkesin oturup düşünmesi gerekir. Derdim, İsrail ile düşman olmak değil. Devletin dostu veya düşmanı olmaz, menfaati olur.

Sitemim ise, İsrail’le son derece dost olup, sahnede düşman rollerine girenleredir.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.