Şehit, şahit olmaktan türeyen bir kelime. Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Allah yolunda savaşıp can verenlere, ölüler demeyin. Onlar diridirler, fakat siz farkında değilsiniz.”(Bakara-154)

Bu ayetin maksadını asıl Allah bilir. Ama biz, şehitlere neden ölüler denmez, ve nelere şahit olmaktadır? O sır kapısını biraz aralayalım.

1-Bir Müslüman, şehit olmadan önce, son nefesini vermeye sebep olacak darbe geldiği an, gözleri Allah’ın cemaline şahit oluyor. Cemalullah’ın güzelliğine kendini o kadar kaptırıyor ki, gelen darbeyi hissetmiyor ve acı çekmiyor. Hz. Davud(as): ”İnsan ölürken, saçının tek teline gelen ölüm ağırlığı bir dağın başına gelse,dağ anında çöker.” buyuruyor. Şehit ölümün ağırlığını yaşamıyor. Örneğin, saraydaki kadınlar, Hz.Yusuf’u görünce, kendilerini onun güzelliğine o kadar kaptırıyorlar ki, meyve soydukları bıçaklarla ellerini kesiyorlar ama hissetmiyorlardı. Hz.Yusuf’u yaratan Allah’ın cemalini gören şehitler, tabiî ki ölümün ağırlığını ve darbenin acısını hissetmezler.

2- Ruhunu teslim etmeden önce, cennette kendisine hazırlanan Firdevs makamları gösteriliyor. Dünyanın bin yıllık dertsiz, tasasız, zahmetsiz hayatının, bir anlık zevkine dahi yaklaşamadığı cenneti gören şehit, dünya adına son nefesini verdiğini dahi hissetmez. O, Allah’ın kendisini tehlikeli ve sıkıntılı bir mekandan, daha mükemmel ve rahat mekana getirdiğini zannettiğinden, ayrıldığını da bilmiyor. Ayrılık acısı da çekmiyor.

3- Şehit olmadan önce, kalbinden öfke ve şiddet gidiyor, Allah’ın kainattaki ve mahşerdeki engin rahmetine şahit oluyor. Rahmetin enginliklerinde kanat çırparken, kendine karşı uygulanan şiddeti duymuyor ve hissetmiyor.

Şehitlerin kefeni olmaz. Hangi kıyafetle şehit olduysa, onunla defnedilir. Çünkü, terhis olmadığını, görevinin devam ettiğini bildiklerinden elbisesi değiştirilmez, ve şehitlere öldü denilmez. Ama yaralanıp, daha sonra şehit olmuşsa, elbisesiyle defnedilmez.

Şehitler de namazı kılınıp kabre konur. Normal vefat edenlerinde, şehitlerin de ruhları baki. Ama diğer kabir ehlinden farklı durumları vardır. Kabir ehli, öldüğünü ve kendisine verilen ikramların geçici olduğunu bilir, zevki az olur. Ama şehit, kendisine verilen ikramları daimi bildiğinden sonsuz zevk alır. Kabir ehlinin dünyada işlediği günahı varsa, kabirde azap çeker, ama şehidin azabı olmaz.

Şehidin yakınları, şehide ağlar, hatta bazen aşırı üzüldüklerinden dolayı, dillerinden seviyelerine göre uygun olmayan cümleler dökülebilir. Bu durumda herkes anlayışla karşılamalı. Çünkü, Hz.Peygamber (s.a.v), Uhud’da şehit olan, çok sevdiği amcası, şehitlerin seyidi Hz. Hamza’nın parçalanmış cesedini görünce, çok üzülmüş, gözyaşlarıyla, Hamza’ya mukabil olarak, müşriklerden 70 kişinin canını alacağını söylemişti. Hemen ayet gelmiş ve yapılacak bir şeyin, misliyle yapılması emrolunmuştu. Şehit olan Hz. Hamza da olsa, karşılığı müşriklerden bir kişi olmalıydı. “Size yapılan bir haksızlık ve kötü muameleye mukabele edecek olursanız, size yapılanın aynısıyla mukabelede bulunun…” (Nahl-126)

Bu millet kurduğu bütün vatan ve devletlerin toprağını, şehitlerin aziz kanıyla yoğurmuştur. Beleş tarlaya devlet kuran bir millet değiliz. Ama politik hesaplar, milletin gönlündeki şehitlik gibi kutsal bir meselenin sorgulanmasını sebep olmuştur. Devlet, halkını inandıramadığı hiçbir savaştan zaferle ayrılamaz. Ayrıca ister savaş, ister terör, ister masa başında vefat etsin, siyasilerin niyeti ne olursa olsun, devletin görevlisi olan, vatanın toprağını, milletin dinini, namusunu muhafaza için görev yapan asker, polis veya güvenlik görevlisi herkes şehit hükmündedir inşallah.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.