Hastanelerde kaos büyüyor

Türkiye’nin dört bir yanındaki kamu hastanelerinden sessiz çığlıklar yükseliyor. Sağlık emekçileri mutsuz, yorgun, bitkin; hastalar en temel hizmetleri bile alamaz durumda.

İzmir’in önemli kamu hastanelerinden birinde en temel testlerden olan hemogram testi yapılamıyor, çünkü kiti yok, yenisi de alınamıyor.

Sağlık emekçilerine döner sermaye ödenekleri ya azaltılmış olarak ödeniyor ya da hiç ödenmiyor. İcap nöbeti ücretleri neredeyse kesilmiş durumda.

Hastaneleri “dükkan”, hastaları “müşteri” olarak gören yönetimler ise “İşler kesat, gelirler azaldı” yanıtını veriyor sağlık emekçilerine…

Hastaneleri “ticari işletme” olarak gören AKP zihniyetinin sağlık çalışanlarına verdiği son talimat şu: Hasta yatırın “gelir” artsın, ameliyat yapmayın “gider” azalsın!

SAĞLIK EMEKÇİLERİ ANLATTI

İzmir’de deneyimli bir hekim ve bir laborantla buluştuk. AKP zihniyetinin sağlık alanını ne hale getirdiğini, ekonomik krizin sağlık emekçilerini ve hastaları nasıl vurduğunu konuştuk. Güvenlikleri açısından adlarını gizli tuttuğumuz deneyimli iki sağlık emekçisi, yaşadıkları krizi ve kaosu soL’a anlattılar…

Ön görüşmemizde epeyce fazla başlıktan söz ettik, nereden başlamalıyız açıkçası bilemiyorum, çünkü sağlık alanının neresini tutarsak orası elimizde kalıyor. Nedir hastanelerde durum?

Sağlık emekçilerinin durumundan söz ederek başlayalım. Döner sermaye ödenekleri önce azaltıldı, sonra tamamen kesildi. Aynı iş grubu içerisindeki sağlık çalışanlarına farklı muameleler yapılarak iş barışı bozuldu. Şunu demek istiyorum: Hekim ve uzman hekimler azaltılmış da olsa bir parça döner sermaye ödeneği alabiliyor ancak diğer sağlık personeline ödeme yapılmıyor artık.

Diğer dediğiniz kimler?

Hemşirelere, sağlık memurlarına, laborantlara, röntgende çalışanlara döner sermaye ödeneği ödenemez durumda şu anda. Şu anda hekim dışında diğer sağlık emekçileri döner sermaye hak edişlerini alamıyorlar, hekimler de azaltılmış alabiliyor. Krizle birlikte “Gelirlerimiz azaldı, faturalar ödenmiyor, maliyetler yükseldi” gibi gerekçelerle döner sermaye hak edişlerimiz kesildi.

‘DÖNER SERMAYE KRİZİ TÜM HASTANELERDE YAŞANIYOR’

Bu durum, ülke genelindeki tüm kamu hastaneleri için geçerli mi?

Türkiye’nin farklı kentlerinde çok sayıda meslektaşımız var, değişik hastanelerde çalışıyorlar. Hepsiyle görüşüyoruz. Ankara’da anestezi teknisyeni arkadaşımla konuştum örneğin, napıyorsunuz dedim. Biz zaten almıyorduk dedi. Hekimler az da olsa alıyor, diğer sağlık çalışanları hiç alamıyor. Ülkenin her yerinde durum bu. Ben Ankara, İstanbul, Ordu’daki arkadaşlarımla konuştuklarımdan biliyorum. Döner sermaye krizi tüm hastanelerde yaşanıyor. Hekimlere az da olsa vermelerinin nedeni, hekimlerin parayı kazanan konumunda olmaları. Kendimden örnek vereyim, döner sermaye ödeneğim yarıdan fazla azaldı.

‘DÖNER SERMAYEYİ ARTIRMAK İÇİN HEKİMLER AZ ZAMANDA ÇOK HASTAYA BAKMAYA ÇALIŞIYOR’

Peki bu durum hekimlerin performans kaygısını artırıyor mu?

Elbette, döner sermaye ödenekleri azaldığı için hekimler o pastayı büyütmeye, dolayısıyla daha fazla hastaya bakmaya çalışıyorlar. Gereksiz uygulamalardan tutun da bir hastaya daha az zaman ayırarak daha fazla hastaya bakma yoluna gidiyorlar. Bu da kalitesiz muayeneye yol açıyor, hastanın aleyhine bir durum oluşuyor. Bir de hekim ile diğer sağlık çalışanları arasındaki bu ayrım, iki kesim arasında yabancılaşma meydana getiriyor, iş barışı bozuluyor. Bu da zaman zaman hekimlerin bireysel çözümlere yönelmesine yol açıyor. Bir hemşire döner sermaye payı alamadığını söylediğinde, bir cerrah ona “O da bir şey mi, ben 3 bin liramı alamadım” diyebiliyor. Tehlikeli bir durum bu.

‘HASTANE YÖNETİMLERİNİN TAKTİĞİ: GELİRLERİ ARTIRMAK, GİDERLERİ KISMAK’

Pek bu yaşananlar başka ne gibi sorunlara yol açıyor?

Gelirleri azalan hekim, gelirini artırmak için performansını yükseltmek isterken yani az zamanda daha çok hastaya bakmak isterken, hiç ödenek alamayan yardımcı sağlık personelinin iş yükü artıyor. Hasta sayısı artınca, hemşire, laborant, hasta bakıcı gibi yardımcı personelin işi çoğalıyor. Bu nedenle de bir gerilim oluşuyor.

Hastanelere “para kazanılan işletmeler” gözüyle bakıldığı için şu an, krizden çıkmanın yolu da “gelirleri artırmak, giderleri kısmak” olarak görülüyor. Örneğin bize yönetimden zaman zaman toplu mesaj geliyor: Doluluk oranımız şu kadar hasta yatırın diye…

DOKTORLARA TALİMAT: ‘DOLULUK ORANIMIZ DÜŞÜK, HASTA YATIŞLARINI İVEDİLİKLE ARTIRIN’

Nasıl bir mesaj geldi örneğin?

Bakın size gelen mesajı okuyayım: “Gelirimiz düştü, bunun nedeni yatışların ve ameliyat sayılarının düşüklüğü. Acilden yatışlarımız çok az. Bunları artırmadığımız sürece gelirimiz de artmayacak.”

Bir başka mesaj okuyayım: “Arkadaşlar, yatan hasta sayımız ve yatak doluluk oranımız çok düşük. Bunu ivedilikle artırmamız lazım. Bunun için branş toplantıları düzenlemeye başladık.”

Son bir mesaj daha okuyorum: “Eylül ayı için son dokuz günümüz. Özellikle bu hafta sou icapçılr dahil acilden yatışlarımızı muhakkak yapalım. Haftaya serviste boş yatak kalmasın. Çünkü ciddi bir gelir bekliyorduk Eylül ayı için ancak yatak gelir oranımız çok düşük seviyede. Önümüzdeki haftayı iyi geçirirsek hastane çalışanlarımızın motivasyonunu düzeltecek bir döner sermaye ücreti dağıtabiliriz.”

Buna benzer mesajlar her gün geliyor. Tam bir performans baskısı. Hastanenin gelirinin artması için yapıyorlar. Böyle bir baskı olunca, yatması gerekmeyen hasta da yatırılıyor. Neyle yatırılacağıyla ilgilenilmiyor, yeter ki yatış olsun, SGK’den fatura ödensin.

‘HASTA YATIRIN TALİMATI VAR AMA HEMOGRAM KİTİ VE ELDİVEN YOK’

Bir yandan “hasta yatırın” baskısı var, diğer yandan en temel malzemeler eksik değil mi? Neler var örneğin eksik olan?

Sağlık Müdürlüğü, en temel test olan hemogram dediğimiz kan sayımı testinin kit alımlarını durdurduğu için hastanelere talimat geldi “Hemogram istemeyin” diye… Biz hekimlere de bu bildirildi. Hemogram en temel tetkik. Bize “en temel tetkiki isteme” deniyor resmen. Hemogram testi yapılmadan teşhise imza atmamızı istiyorlar. Cihazımız var ama o cihazın içerisine koyacağımız kitten söz ediyorum, hemogram kiti. Anladığım kadarıyla firmalar şu an yaşanan döviz belirsizliği nedeniyle teklif vermek istemiyorlar.

Başka neler alınmıyor örneğin?

Eldiven alamadığımızı biliyoruz. Bunu bana başhemşire yardımcısı söyledi. Firmaların ihaleye girmediğini söyledi. Burda üretiliyor olsa bile hammaddesi yurtdışından geldiği sürece bağımlıyız. Bir sağlık çalışanının en temel koruyucu donanımı eldiven. Eldiven bile yok.

Napıyorsunuz eldivensiz?

Herkes var olanları stokluyor, herkes kendisi kişisel olarak bir yerlere saklıyor. Toplu olarak istediğimizde yok. Napacağız? Gidip bir eczaneden kendimizin alması gerekiyor.

Peki bu tüm anlattığınız krizler, döner sermaye ödeneğinin ve icap ücretlerinin ödenmemesi, hemogram kiti bulunmaması ne zamandır sizi etkiliyor?

Hemogram testi istemeyi uyarısı yaklaşık iki hafta önce geldi. Döner sermaye ödeneği krizi de nerdeyse iki-üç aydır var.

DÜKKAN MANTIĞI: HASTA ARTSIN GELİR ÇOĞALSIN AMA AMELİYAT YAPMAYIN MASRAF OLMASIN

Bir çelişki yok mu sizce? Bir yandan performansı artırmak için olur olmaz her gelen hastayı yatırın deniyor, diğer yandan ameliyat malzemesi almayın,  fazla ameliyat yapmayın talimatı. Nedir bu?

Burda iki husus var. Çok kritik. Hastayı yatırdığımızda, sadece yatış gerçekleştiğinde, hastanede zaten var olan sağlık emekçisinin işgücünü kullanıyorlar. Bir dahiliye hastasını yatırdığımızı düşünelim. Şekerini ölçüyorsun, ilacını veriyorsun, tansiyonunu ölçüyorsun, serumunu takıyorsun; SGK’ye fatura ediyorsun, burda bir kâra geçme durumu var. Tam bir dükkan mantığı. Ameliyatta ise SGK paket ödeme yapıyor. Örneğin bypas ameliyatında kullanılan malzemeden tutunda yatışına kadar bir “paket fiyatı” söz konusu. Bu pakette kullandığın malzemeler pahalandıysa, SGK’nin ödediği fiyattan herhangi bir kâr elde edemiyorsun. Yani ameliyat kârsız bir iş haline geliyor, hatta malzeme fiyatı arttıysa zarar etme olasılığı bile var. Ameliyatta kullanılan malzemeler de özellikli malzemeler, çoğu yurt dışından geliyor. Mantık şu: Zaten var olan işgücünü sömürelim, hasta yatıralım, fatura tahsil edelim; pahalıya mal olacak, kâr getirmeyecek ameliyat gibi işleri de yapmayalım, erteleyelim, öteleyelim. Tipik bir işyeri mantığı. “Hastaneleri dükkan, hastaları müşteri yaptılar” dediğimiz işte tam da bu.

Tekrarlayayım: Maliyeti düşük ve ucuz olan işlemleri gerekli gereksiz artıralım, böylece performans yükselsin, döner sermaye kârı artsın; maliyeti pahalı kârı düşük olan ameliyatı yapmayalım, erteleyelim. İşleyen mantık bu işte.

SGK’nin ödediği paket ücreti meselesi nedir, burdan nasıl bir kâr sağlıyor hastaneler?

Çok kabaca anlatacak olursak, her ameliyatın bir paket fiyatı var, SGK bunu ödüyor. Dolar pahalandı, malzemelerin, ilaçların fiyatı arttı diyelim, SGK bunu önemsemiyor, aynı paketi fiyatını ödüyor hastaneye. Bu kez hastane kârını artırmak için daha ucuz olan malzemeyi kullanmayı tercih ediyor. Çünkü malzeme ucuz olursa hastanenin kârı artıyor. Hatta kârı artırmak için yoğun bakım yatış süresini azaltmaya çalışıyorsun, nitelikli ilaçları azaltmaya çalışıyorsun, ki bu paketten hastaneye kalan kâr yükselsin. SGK diyor ki ben bu ameliyat için 1000 TL öderim, sen bu ameliyatı ister 100 liraya mal et 900 lira kazan, ister 900 liraya mal et 100 lira kazan. Sistem böyle işliyor.

‘KAMU HASTANELERİNİ İFLASA, ÖZEL HASTANE PATRONLARINI KÂRA BOĞAN BİR SİSTEM KURULDU’  

SGK ödemeleri zamanında yapabiliyor mu peki?

SGK’nin geri ödemeleri üç aydan başlıyor. Büyük özel hastane zincirleri faturayı sundukları andan itibaren ödemeyi tahsil edebiliyorlar, örneğin Medical Parklar hemen ödemeyi alabiliyorlar SGK’den. Kamu hastaneleri, üniversite hastaneleri adım adım iflasa götürülüyor. Bu çok uzun süredir var. Örneğin Cerrahpaşa dökülüyor, ikide bir haberlere konu oluyor. Niye? Çünkü üniversite ve kamu hastanelerine yönelik sistematik yıpratma politikası var. Kamu hastaneleri de SGK’den ödeme alıyor, özel hastaneler de SGK’den ödeme alıyor. Niye kamu hastaneleri bu durumda? Çok açık ki özel hastane tekellerinin gözetildiği bir mekanizma kurulmuş. Kamusal sağlık sistemi bilerek ve isteyerek iflasa götürülüyor. Amaç özel olan ayakta kalsın hastane patronlarını işlettiği hastaneler ayakta kalsın. Bu anlayış üzerine kurulmuş bir sistem işletiliyor.

‘MESAİ ÜCRETİ ÖDEMEMEK İÇİN ZORLA İZNE ÇIKARIYORLAR’

Bu tablo içerisinde sağlık emekçileri döner sermayeden ödeneklerini alamıyorlar dedik, şimdi bir de nöbet parası denilen fazla mesai ücretleri de ödenmiyor değil mi? 

Yatak doluluk oranlarını artırmamız isteniyor demiştik. Arttığı zaman, zaten döner sermayeden ödenek alamayan sağlık çalışanlarının iş yükü daha da artıyor. Şimdi hastane çalışanlarının nöbet parası yani fazla mesai parası da ödenmiyor. Örneğin 24 saatlik bir nöbette 8 saatimiz mesaiye sayılıyor, kalan 16 saatin 8 saatini izin olarak kullanıyoruz 8 saatinde ücretini alıyoruz. Şimdi bunu değiştirdiler. Bize diyorlar ki, “16 saat fazladan çalıştıysan bunun ücretini veremiyoruz, git 16 saat izin yap.” Beş kişilik bir servis düşünelim. Ben nöbet tuttum iki gün yokum. Sonraki güne gelen de gitti. Serviste üç kişi kaldı. Fazla mesai ücreti ödememek için zorla izin kullandırılınca, iş gücü sayısı düşüyor. Normalde beş kişinin yapması gereken işi üç kişi yapmaya başlıyor. Döner sermaye ödenekleri ödenmediği için, maaşlar kriz karşısında eridiği için sağlık çalışanları bu nöbet ücretlerine muhtaç hale geldi. Şimdi bu da gasp ediliyor. Zorla izin kullandırılıyoruz, beş kişinin işini üç kişi yapmak zorunda bırakılıyoruz. Bu arada nöbet ücretleri de çok komik. Bir sağlık emekçisinin saatlik nöbet ücreti 8-10 TL civarında, hekimlerin de 23 TL civarında. Bu nöbet ücretlerini ödememek için zorla dört gün izin kullandırılan sağlık emekçileri var. İzin kullanmak çok cazip gibi görülse de, sağlık emekçileri son yıllarda saati 8-10 liralık nöbet ücretine muhtaç hale geldiler. Şimdi de bu parayı ödememek için zorla izne çıkarılıyoruz.

Anahtar Kelimeler:
HastanelerdeKrizAmeliyatlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.