Kur’an geçmiş kavimlerden ve kişiliklerden –haşa- hikaye olsun diye bahsetmez. Aksine bu akıbetin her insan ve toplumlar için mukadder olabileceği ikazı için hadiselere dikkat çeker. Genel olarak toplumlar üç yönetim şekli ile idare edilir.

1- İlahi Kanunlarla
2- Beşeri (insani) Kanunlarla

3- Yozlaşmış İlahi kanun ve beşeri kanun karışımı idare sistemiyle.
İlahi Kanunlar yönetiminde kanun koyma yetkisi, peygamberlere vahyedilen Kitaplara dayanır. Yürütme yetkisi ise tamamen peygamberlere aittir. Çünkü peygamber nefsinden konuşmaz. Uygulamalar tamamen Vahy’e uyumludur.

Beşeri sistemler, ister kapitalist, ister kominist, ister sosyalist, ister faşist olsun,  adı ne olursa olsun, kanun koyucu insanın kendisidir. İnsanın maddi ihtiyaçlarına göre dizayn edilmiş olan kanunların çerçevesini, kanun koyanlar çizmektedir. Kanun koyma yetkisi Nemrut ve Firavun gibi tek insanda, Roma’da senato gibi gruplarda; kominizm gibi tek parti veya polit büroda; Demokrasi dediğimiz sistemlerde ise parlamentolarda olur. Firavun, Nemrut, Kayser, Şah vb rejimlerde kanun koyucu olanlar, sarayında tahta oturur, devlet ona aitmiş gibi istediği kanunları çıkarır. Maiyetindeki birinci sınıf köleler,kralın memurlarıdır. Bunlar alt tabakadaki ikinci sınıf köleleri, yani teb’ayı veya toplumu kral adına idare eder, onların sadık köle olmalarını sağlarlar. Her iki köle sınıfının da düşünme ve fikir beyan etme hakları yoktur. Örneğin, Firavun, memurlarına “bana bir mezar yapın” dediği zaman, köle memurlar, ikinci sınıf köle durumuna düşmemek için, en ihtişamlı mezarı yapmak için kolları sıvar, piramitler gibi, sırrı hala çözülemeyen eserler ortaya koyar, krallarını yaşatmak için, köle olarak can verir giderler. Firavun, Nemrut  vb. beşeri sistemlerde devlet ve millet, kralın menfaati için vardır. Firavun’un devlet sistemini piramitlerden okuyabiliriz.

Piramidin en tepesinde, bütün yetkileri elinde bulunduran Firavun, hemen altında sermaye ile destekleyen Karun, bu sistemi siyasi ve askeri olarak koruyan Haman yer alır. Her şey bu üçlünün elindedir. Firavun, Haman, Karun… Memur ve köleler de, bu üçlünün altında, piramidin tabanına doğru genişleyen sınıflardır. Üstteki üçlü değişmeyeceği için, alttakilerin tüm çabası, kölelikte bir üst tabakaya geçebilmektir. Firavun sisteminin en büyük zaafı ise, tabanın uzun süre sadık kalmamasıdır. Çünkü piramitte, yukarı doğru çıkıldıkça yer daralması söz konusudur. Kölelikte yukarı doğru makamlarda yer azaldığından, kendi aralarında amansız ve acımasız mücadele başlar. Piramidin en tepesindeki üçlü kendilerinden emin oldukları için, bu mücadeleye ehemmiyet vermezler. Fakat, altta işçi köle ve memur köle arasındaki kavga, zamanla piramidin sarsılıp yıkılmasına yol açar. Piramidin en tepesi, kominizmde polit büro, kapitalizmde parti veya parti başkanı, faşist idarelerde ise diktatördür. Piramidin varolması, tepedeki kralın varlığına bağlıdır.

Tepedeki kendini tanrı sayar. Rejimi koruyucu kanunlar  çıkartır. Eleştirilmezlik vasfını tapınaktaki yozlaşmış din adamları sayesinde sağlar. Koyduğu prensiplerin tartışılması bile yasaklayıp, piramidin alt tabakasını kendine bağlar. Toplumu hafife alır, onlara şahsiyetlerini kaybettirir, uydu insan haline getirir. Görev verdiklerinde şeref, izzet ve haysiyet yoktur. Kral ne diyorsa onu söylemek zorundadırlar. Kralın dün ne söylettiği değil, bugün ne söylettiğine bakarlar. Ezilen, muhtaç bırakılan toplumu, haksızlıklara karşı duyarsız hale getirir. Aşağılan toplumun, midesinden başka düşüneceği kutsalı kalmaz. “Kavmini aşağıladı; onlar da kendisine itaat etti.”(Zuhruf Suresi-54) Alttaki tabak o kadar bağımlı hale gelmiştir ki, teprenmeye dahi korkarlar. Biraz teprenecek olsalar, birinci sınıf köle memurlar devreye girer: ”Sakın ha! Böyle yaparsanız, devlet zayıflar, sistem istikrarsızlaşır, perişan olursunuz. Biz, ezilmeyesiniz diye tepenizdeyiz. Biz olmasak, haliniz nice olur? İyisi mi, siz itaat edin, huzurunuz kaçmasın. Karışıklık çıkarırsanız, memlekete anarşi, terör gelir, vatan hainleri, dinsizler memleketi ele geçirir. O zaman yana yana bizi ararsınız ama bulamazsınız..” Not: Bu yazı, her müslümanın nefsine ders çıkaracağı bir makaledir.

(Kaynak: İ.Süreyya Sırma-, Emeviler Dönemi , Syf.13-16)
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.