İnsan bedeni aslında kainatın küçük ölçekli bir kopyası.
Dini, iktisadi, sosyal ve siyasal tüm soru ve cavapların kaynağını ise gerçekte yaşam oluşturuyor.
Bedenimizin dilini, yaşama gayretini anlamaya başladığımızda pek çok cevabı da bulmuş oluyoruz.
Şüphe götürmez bir gerçek var ki o da teklikten, birlikten geliyor olduğumuz.
Yalnızca tek bir hücreden geliyoruz.
Tıptaki adı tutipotent, halk arasında kök hücre olarak bildiğimiz ve hemen hemen sınırsız sayıda bölünerek bedenlerimizi ve yaşamlarımızı var eden bir tek hücre.
Önce ikiye, sonra dörde, sonra sekize ve on altıya bölünüyor.
Bu ilk kademe bölünme işlemi tamamlandığında oluşan on altı hücrenin her biri diğerlerinin kopyası. Yani klonu.
Bu aynı zamanda şu demek. Tıpa tıp aynı olan bu hücrelerin her birinden on altı tane Rüstem oluşabilir.
Saç rengi, göz rengi, karakteri ile birebir aynı on altı klon.
Daha sonra bu on altı hücre bölünmeye devam ederek yüz ayrı hücreye dönüşüyor. Bu hücrelere de multi potent hücre deniliyor.
Her biri görevini biliyor.
Kimi kemik, kimi kalp, kimi savunma sistemini, kimisi de kalite kontrol sistemini oluşturacak.
Beden şekillenmeye başlıyor.
Yeni oluşan hücrelerin her birinin vücutta serbestçe dolaşıp işini yapabilmesi için bir kimlik alması gerekiyor. Vücudun bu kimliği vermesi için de her bir hücrenin geçmesi gereken kalite kontrol standartları var.
Yanlış duymadınız.
İstanbul’da üzerinizde kimlik olmadan dolaşabilirsiniz. Fakat size hayat sunan bedeninizde kimliği olmayan hiçbir hücrenin, trombositin, organizmanın yaşamasına müsaade edilmez.
Yaşamaya devam edebilmek için vücudun geliştirdiği bu savunma mekanizmasına bağışıklık sistemi, tıptaki adıyla immünoloji deniliyor.
Bazı hücreler çeşitli nedenlerle sakat doğabiliyor. Sakat her bir hücreye biz kanserli hücre diyoruz. Kalite kontrolden geçemeyen bu sakat hücrelerin yok edilmesi gerekiyor. Zira bu kanserli hücreler yaşar ve çoğalırsa tüm bedenin hayatı tehlikeye giriyor.
Tabiatımız risk almayı sevmiyor.
Bu iş için de bağışıklık sistemi T killer adı verilen savunma hücreleri üretiyor.
T killer hücreleri bir nevi askeri birlikler olarak düşünün.
Herhangi bir bölgede kimliksiz organizma, hücre tespit edildiği anda beyin T killer hücrelere yok edilmesi emrini iletiliyor.
Beyin ile organlar ve hücreler arasında enteresan mükemmellikte bir iletişim sistemi mevcut.
Buna karşı sakat doğan kanserli hücreler de öldürüleceklerini biliyorlar.
Kimlikleri de yok.
En kolay korunma yöntemini uyguluyorlar.
Kamuflaj.
Kimliğiyle dolaşan bir trombosite yapışarak kendilerini gizlemeye çalışıyorlar.
T killer hücreler sakat hücreyi bulamadığında sakat hücre yaşamaya devam ediyor.
Fakat ilelebet bu şekilde yaşamaları mümkün değil.
Hayatlarına rahatça devam edebilmeleri için gizlenebilecekleri bir sığınağa ihtiyaçları var.
Sağlıklı insanlarda bu sığınakların bulması zor.
Fakat diyelim ki sigara içiyorsunuz ve ciğerlerinizde deformasyon var.
Deformasyona uğramış bu organda gizlenebileceği mikron ölçeğinde bir sütre, bir mevzi buluyor.
Bu mevziye girerek resmen gizleniyor. İletişimi kapatıyor. Ve bu bölgenin kesinlikle güvenli olduğunu idrak ettiğinde kendisi gibi sakat hücrelere haber vermek için iletişimi açıyor. T killerların yer tespitine imkan vermeyecek aralıklarla radyo frekanslarından diğer sakat hücrelere haber gönderiyor.
Burada güvenli bir yer var. Gelin.
Diğer sakat hücreler de o bölgede toplanmaya başladığında tıpta tümör denilen birikme ve çoğalma başlıyor.
Oluşan kanserli getto T killer saldırısını bertaraf etmek için önce vücudun haberleşme sistemine saldırıyor.
Haberleşme sistemi sekteye uğratıldığında beyin ile bağışıklık sistemi arasında koordinasyon bozuluyor.
Stratejiden, koordinasyondan yoksun kalan T killer hücrelerin mücadelesi kanserli hücreleri yok etmeye yetmiyor.
Kanserli bölge büyüdükçe dolanım sisteminde uğradıkları saldırıları da bertaraf etmek için kendi dolanım yollarını oluşturmaya başlıyorlar.
Şaka gibi ama gerçek. Resmen kendi kontrollerinde damarlar oluşturuyorlar. Koloni büyüyüp pervasızlaştıkça bizim metastaz ( yayılma ) dediğimiz durum ortaya çıkıyor. Kanserli hücreler kemikten lenf bezlerine, oradan organlara sıçrıyor.
Ve nihai son.
Beden ile birlikte her hücre, her zerre için ölüm.
Bir bedende cereyan eden olayların akışı ile sosyal hayat arasındaki muhteşem benzerlikleri görmemiz lazım.
Evet…
Terör kanserli bir hücredir.
Yaşadığı bedeni, toplumu, sistemi, sistemin işleyişini kabul etmez. Sakat bir yaşama arzusu, yaşamak için tüm toplumu felakete sürükleyecek çalışmaları ve stratejileri olur.
Terörün de yaşamak ve büyümek için gereksinim duyduğu ilk şey kanserli hücrenin ihtiyaç duyduğu kamuflajdır.
Bilinci yüksek, öngörüleri kuvvetli toplumlar ve sistemler teröre kamuflaj yeteneği tanımaz.
Öngörü yeteneğine sahip olmayan, yaşadığı sistemin nimetlerini tüketirken sadece farklı görünebilmek ve kimi zaman da bu farklılığı menfaate çevirebilmek gayretindeki çevreler bilerek veya bilmeyerek kanserli hücrelere kamuflaj yeteneği sağlayan trombositlere dönüşürler.
Cihangirde, Nişantaşında, Bağdat Caddesinde şarabını yudumlayarak ahkam kesen ve teröre kamufle yeteneği kazandıran her birey aslında bir trombosit, kamufle ettiği bu terörün eninde sonunda kendi hayatına da kast edeceğinin farkına varamayan bir organizmadır.
Artık terörün ve teröristin kimliği trombositin kimliği ile ilintilenmiştir.
Terörist sosyalisttir. Sosyalistlere yapışmıştır. Terörist dincidir. Dincileri kamufle olarak kullanmaktadır.
Bağışıklık sistemi yok edici hücreleri devreye sokmaya çalışsa da trombosit beyinler teröristle özdeşleşmiş ve terörün gizlenmesine olanak tanımıştır.
Bu kamuflaj aynı kanserli hücrelerde olduğu gibi tek başına bir yaşam standardı sağlamaz. Teröristler de yine kanserli hücrelerin girdiği yoldan ilerler. Deformasyona uğramış bölge ararlar.
Gelişmiş ülkelerde yayılabilecekleri, taban oluşturabilecekleri bölgeler bulmaları zordur. Fakat Güneydoğu gibi yıllarca görmezden gelinen bir alan yakaladıklarında işleri kolaylaşır. Yaşama arzusunda olan bedenin zarar görmüş organı tedavi etme ihtiyacı neyse, hayatını devam ettirme ihtiyacı hisseden devletin de geri kalmış bölgeleri ayağa kaldırma dürtüsü o olmalıdır.
Fakat bizim gibi sistemlerde yumurta kapıya dayanmadan akıl başa gelmez.
Tüm eksikliğe rağmen beden yani devlet yaşama arzusunu ortaya koyar.
Fakat terör bu deforme olmuş bölgeye yerleşmiştir. Amacı bölgede bir iyileştirme değildir. Sadece kullanır ve güçlenmek için bölgede yaşanan kaosu körükler. Devletin eksikliklerinden kaynaklanan sorunlar terörle aynı kanserli tümörlerde olduğu gibi bölgeyi ölümcül süreçlere doğru sürükler.
Kanserli hücrelerin yaptıklarını birebir uygular Pkk.
Sistemin yaraları onarmak, bölgede yaşanan problemleri gidermek için gönderdiği iş makinelerini yakar. Okulları Molotoflar. Ambulansları kullanılamaz hale getirir.
Ne bölgenin ne toplumun çıkarları umurunda değildir.
Sistemin işleyişini bozduğunda daha çok kanserli hücre oluşacağını bilir. Güçleneceğini bilir.
Artık kurtarılmış bölgeler oluşmuştur. Tek tek kanserli hücrelerin yerini tümörler, birikintiler alır.
Güçlendikçe haberleşme sistemine saldırır.
Ekranlarda gördüğünüz Pkk’lı terör sevicilerin yaptığını yapar kanserli hücreler. İletişimi, bilgi edinimini, bağışıklık sistemini çökertmeye çalışırlar.
Kim dost kim düşman karışır. Bu karışıklığı sağlamayı bizzat amaçlar. Bağışıklık sistemini çökertir gibi toplumun direncini kırmayı hedefler.
Daha da güçlendikçe metastaz başlar.
Önce Kars, sonra Erzurum, sonra Giresun’daki saldırılara ağırlık verirler. Diğer bölgelerde de yerleşmeye, kanserli tümörler oluşturmaya başlarlar.
Palazlandıkça kanserli hücre gibi kendi damar yollarını oluşturur terör.
Tamamen kendi kontrollerinde bir ulaşım, taşıma ağı oluştururlar. ABD’nin getirip 50 ton mühimmatı rahatlıkla teslim ettiği dolanım ağları, gizledikleri alanları vardır artık.
Dışarıdan bünyeye musallat olan virüsler neyse, terör örgütünün yabancı güçlerden aldığı destek de odur aslında.
Terör güçlendikçe hakimiyet alanlarının sınırlarını belirler. Bünyenin yaşamaya devam edebilmek için kanserli hücrelerle savaşını eleştirenler, kanserli hücrelerin hakimiyet kurduğu alanlarda sağlıklı tüm hücreleri ve organları yok etmesini görmezden gelirler.
Kanserli hücreye acıyan, ona hayat hakkı tanıyan, sırtında taşıyan trombositler ise bağışıklık sistemini oluşturan T killer hücrelere hasım olurlar gerçek hayatta.
Bizzat kendilerini korumayı amaçlayan insanlara cephe alırlar.
Kanserli hücre ise sakat, acınası bir mahluktur gözlerinde.
Terörün öldürmeye devam etmesini yaşama arzusu gibi aptalca bir düşünceyle örtmeye çalışırlar.
Sonuçta ne mi olur?
Kanserli hücreler geliştikçe beden zayıf düşer.
Son umut kemoterapidir. Ve inanın yaşamak için son çare olan bu büyük kıyameti de bir umut diyerek dener her beden.
Teröristlerin sızdığı bir bölgeye atom bombası atmaya benzer kemoterapi.
Kanserli hücreleri yok etmek için verilen bu son savunma kanserli hücrelerle birlikte bedenin o bölgesinde yaşayan ne varsa yok eder aslında.
Ve makus son.
Ne kanserli hücre yaşayabilir artık, ne kanserli hücreye müsamaha gösteren trombosit ne de koca bir beden.
Şimdi…
Nişantaşı’nda, Cihangir’de, Bağdat Caddesi’nde oturup şaraplarınızı yudumlarken hala terörün metastaz sağlayabilmek ve bedeni yok etmek için ürettiği HDP’ye oy vermeye devam edeceğinizi yineliyorsanız bilin ki, sadece bizi, bizim çocuklarımızı öldürmüyorsunuz.
Koca bir bedenle birlikte kendinizi de öldüreceksiniz.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Sokrat 1 yıl önce

Çakal işte

Avatar
mustafa kaykaç 1 yıl önce

sayın Fırat,mhp den artık idam cezasının geri getirilemesini talep ediyoruz,idamın gelmesini istemiyorsak,bilelim bizde...