Nevzat Kösoğlu 4 yıl evvel elim bir hastalıkla Hakk’ın rahmetine kavuştu, birkaç gün evvel onu hüzünle yâd ettik. Ortaya koyduğu mücadelesi ve eserleri ile adeta bir mütefekkir, hakiki bir aydın sıfatını tekrar bizlere hatırlattı.

Tanımayan okurlarımız için hatırlatalım; Nevzat Kösoğlu Türk milliyetçiliğine ömrünü vakfetmiş, siyasi mücadelesinden el etek çektikten sonra Türk Ocakları’nda uzun süre bu kurumun tekâmülü için çalışmış, ortaya koyduğu eserlerle portre, kültür, din ve medeniyet üzerine sayısız kitaplar bırakmış bir mütefekkirdi.

Türkiye ve Türk milleti merkeze alınarak evrensel bir medeniyet ortaya nasıl konulabilir yıllarca bu konu üzerine yazdı çizdi. O’nun en önemli derdi belki de buydu. Pergelin bir ayağı Anadolu coğrafyasında olacak ancak diğer ayağı insanlığı kuşatacaktı. Adil, akla ve ahlâka dayanan bir ‘’Doğu modernizmi’’ yaratılabilir miydi, bu millet tekrar ‘’medeniyet rönesansı’’ gerçekleştirebilir miydi, hep bunu düşündü, üzerine sayısız makaleler yazdı.

O, kültür ve medeniyeti bir bütün olarak görüyordu. Medeniyeti oluşturan esas unsur kültürdür, derdi. Ziya Gökalp’ten bu noktada ayrılan Nevzat Hoca, Gökalp gibi kültür ve medeniyeti kesin çizgilerle ayırmıyor aksine iç içe geçmiş bütünler olarak görüyordu. Bu yüzden din olgusunu önemsiyor, kültür ve medeniyete yön tayin eden esas unsur olarak görüyordu.

Peki medeniyeti Nevzat Kösoğlu nasıl tanımlıyordu?

Hoca’ya göre her medeniyetin iki özelliği vardır ki; birincisi onu oluşturan merkez kültürün şiddeti, ikincisi ise kültürün yönü ve doğrultusudur. İşte bu merkez şiddetine ‘’iman’’ demişti.

Medeniyetler, kültürün bu bahsedilen iman şiddetine göre oluşuyordu. Kültür eğer iman dediğimiz bu kuvveti ortaya koyabilirse medeniyet ateşini yakmış oluyor, kültürde oluşan iman alevlenmesi bir medeniyet yaratıyordu. İman şiddetini kaybeden kültürler medeniyet yarışından kopuyor, soğuyan bu alev medeniyetin el değiştirmesine sebep oluyordu.

Bahsedilen şiddetin alevlenme ve soğuması ile dinamik bir süreçte medeniyet yarışı durmaksızın devam edecek, bu dinamizm imanın şiddetini belirleyen esas unsur olacaktı.

İman, kültürü ve medeniyeti belirlediğine göre elbette bu kavramı itikâdi bir tanım olarak bunu kullanmamıştı Nevzat Hoca…

‘’Hint uzak doğu medeniyeti’’ ile başladığını bildiğimiz medeniyet sürekliliği, sonrasında ‘’Antik Yunan medeniyetine’’ dönüşecek, buradan ‘’İslam medeniyeti’’ filizlenecek ve nihayet sürecin sonunda ‘’Batı medeniyeti’’ bu yarışın son halkası olacaktı.

Bu zaviyeden bakıldığında tüm bu medeniyetlerin bir iman şiddeti olması gerekiyordu. Dolayısıyla kullanılan ‘’iman şiddeti’’ dediğimiz bu kavram dini ve itikadi bir meseleden çok kültürü besleyen dinamizm yani ‘’hareket’’ olabilirdi.

Bergson’ın, Batı felsefesinde medeniyet için kullandığı bu hareket kavramını, Nevzat Kösoğlu iman şiddeti olarak telaffuz ediyordu. Akabinde kavramı biraz daha genişletecek olsak belki de bu hareketten doğacak bir dünyevileşme projesi bile çıkabilirdi.

Ne de olsa kültürü dinamikleştiren hareket olgusu, medeniyete dönüşürken evrensel bir dünyevileşme standardı yaratacaktı. İşte bu standartların yönü ve doğrultusu ise medeniyetin eksenini tayin edebilirdi.

Gelelim medeniyeti oluşturan ‘’imanın yönü’’ meselesine…

İmanın kuvveti birincil planda evrensel bir dünyevileşme kapısı aralarken ve ortaya standart bir hukuk, ekonomi, iktisat yönetim biçimi sunarken; imanın yönü ise bu beşeri evrensel eşya hâkimiyetine sosyal ve kültürel bir özgünlük yani milli bir doku kazandırıyordu.

Dolayısıyla her medeniyet ortaya bir evrensel kazanım bir de özgün kültürel kazanımlar bütünü koyuyordu. İmanın şiddeti bu kazanımın evrensel boyutunu oluşturuyor, yönü ise medeniyetin özgün kültürel kodlarını, adını ve coğrafyasının özelliklerini belirliyordu.

İşte Nevzat Kösoğlu, Türk milletinin imanının yönünü kaybetmese bile şiddetini yani kuvvetini kaybettiğini söyleyecek ve buna mukabil medeniyetimizi nasıl yitirdiğimizi muazzam bir teorik özgünlükle ortaya koyacaktı.

Her filozof yetiştiği kültürün kavramlarıyla meselelere ışık tutmaya çalışır. Nevzat ağabeyin yaptığı kavramlaştırma da bunun işaretidir. İman kavramını sosyolojik ve felsefi manada tam olarak dünyevileşme kavramına çeviremesek bile alternatifini O’nun çalışmalarına borçlu olduğumuzu söyleyebilirim.

İşte Nevzat Kösoğlu’nu hakiki bir mütefekkir yapan en önemli vasıf belki de bu kültürün özgün kavramlarını üretmeye çalışmasıdır diyebiliriz. Tabi bunu yaparken üç esastan hiç ayrılmayan bir idrak karşımıza çıkıyor.

Birincisi İslam sosyolojisi ile düşünmek, ikincisi Türk kültürünü bilmek ve önemsemek, üçüncüsü ise yerli yani Anadolulu olmak bu coğrafyadan izler taşımak…

İşte size unutulmaya yüz tutmuş bir Türk aydını…

Unutmamak için mi?

Ötüken yayınları kitaplarını büyük bir titizlikle basıyor, okuyalım. Çünkü okumak yaşatmaktır. Rahmet olsun…

Kutlu Kağan Dalkılıç

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
İldeniz Kutlutöre 1 ay önce

fethullahçılığını niye yazmıyorsunuz? i̇şte o cemaat için dedikleri: fethullah hoca hareketi said-i nursi hareketinin bir devamı onun ektiği tohumların yeşermesidir.
fethullah gülen, cihanda sözü geçen bir millet olabilecek miyiz diye hayaller kurmuş. çocukuluğunda bu hayalleri kuran insanın sapması kolay kolay mümkün değildir.
1990'lı yıllarda sovyetlerin çökmesi ve türk dünyası'na açılma işini çok iyi gören ve değerlendirenlerin başında hocaefendi gelir.
bu milleti tanımayan ve bu mekanizmayı kavrayamayanlar hocanın başarılarını açıklayamazlar.
hocaefendi daha gerçekçi ve dünyada olup bitenlerin daha bir içindedir.
hocaefendi'de çok köklü bir millet ve devlet şuuru var. bediüzzaman'ın osmanlı delisi olması gibi, fethullah hoca da bir türkiye sevdalısıdır.
bir şey yapmak isteyen insnaların yönelişi ancak bu kadar sağlıklı olabilirdi. i̇nsana yöneliyorsun, eğitime yöneliyorsun...
ve bu kösoğlu, güneydoğuda okul yapılmak üzere evini bağışlayan adamdır.