Türk milliyetçiliği ile Kemalizm arasında bugünlerde ideolojik geçirgenlik veya kaymadan söz ediliyor. Vedat Bilgin tarafından gündeme getirilen bu iddia, ilk bakışta oldukça masum ve makul karşılanabilirken, kavramlarla değerlendirildiğinde oldukça arızalar barındırıyor.
Kültür, tarih, medeniyet ve modernleşme kavramlarına bakış açısı bambaşka iki ayrı dünya görüşü bunlar. En temel farksa "modernleşme" hususunda ortaya çıkıyor.

Milliyetçilik için "modernleşme" kavramı, muhafazakâr kadim değerler üzerine bina edilen evrensel kazanımlardan oluşuyor. Türk kültürü ve İslam Doğu medeniyeti tarafından ortaya konulan tarihi hafıza üzerine, "Garp" modernleşmesinin insanlığa açık evrensel olan, "verilmiş değil kazanılmış" bir süreç olarak ortaya çıkıyor. Bilgiden bilime, bilimden kudrete bir eşya hâkimiyeti zaviyesinden idrak edilen modernleşme ile muhafazakâr kültür ve yaşam tarzı sentezleniyor. "Sentetik Modernleşme" olarak adlandırılan, milli olan ile evrensel olanın sentezi, Ziya Gökalp ifadesiyle "Türkleşmek İslamlaşmak Muasırlaşmak" formülünü temel alıyor.

Kemalizm ise modernleşme sürecinin evrensel olan maddi ya da olgusal kazanımlarını ıskalayarak, Batılılaşma’nın kültürel ve tarihi kodları olan; Prof. Dr. Yalçın Koç ifadesiyle ‘’Grek-Latin-Kilise’’ özelliklerini yansıtıyor. Antik Yunan medeniyeti üzerine şekillenen, Pagan Latin anlayışıyla kilise etkisinde olan Batı dünyası, yine aynı kilise skolastiğini kırma yollarını modernleşme üzerinden dünyaya kültürel olarak aktarıyor. Kemalizm’in en büyük yanılgısı ise bu süreçlerin belirli bir coğrafyada, belirli bir kültür ve medeniyete ait süreçler olduğunu unutuyor olmasıdır.  

Kemalist Batılılaşma programı yine, Dr. Durmuş Hocaoğlu ifadesiyle; Hümanizm temelli Grek, Pagan temelli Hıristiyanlık ve üstün beyaz ırk kodlarına sahip Batı dünyasına ait  "kazanılmış değil verilmiş" özellikleri olan "Suni-Taklit Modernleşme" projesi yürütmüştür. Bu modernleşme projesi kültürel olarak tam bir çatışma meydana getirmiş, millet üzerinde bir "Medeniyet Krizi" yaratmıştır. Ortaya çıkan tablo, Doğu İslam medeniyetinin merkez kuvveti olan Türkler için tam bir travma yaratmıştır. Modernleşme sürecini, Garplılaşma sentezinden, Batılılaşma taklidine kaydırmıştır. Bu anlamda Batı dünyasının olgusal ve maddi evrensel kazanımları hedef haline gelmemiş, bu yörüngede bir aydınlanma ne yazık ki Anadolu coğrafyasında yaşanmamıştır. Ortaya konulan kültürel taklit,  modernleşme programını akamete uğratmış, ‘’Lûmpen bir Batılılaşma’’ ortaya çıkarmıştır.  

Modernleşmenin manevi şekli ve kültürel tarihi misyonu da hesaba katılırsa; Kemalist modernleşme sürecinde yüksek bir hedef olarak gösterilen Batılılaşma; Max Scheller tarafından ifade edilirken ‘’dünyevileşirken vahşileşen’’ bir modernleşme olarak tanımlanmıştır. Bir yandan insanlığa çağ atlatan evrensel bir devrim, diğer yandan bu devrimin batılı olmayan ve bilhassa Müslüman Türk coğrafyası üzerine kan sömürü ve gözyaşı olarak döndüğü bir zulüm.

Türk milliyetçileri modernleşme programının temel ayakları ise ‘’dünyevileşirken insanileşen’’ bir sentez ve medeniyetten besleniyor.  İslam dininin, dünyayı güzelleştirmek üzerine bir devinim arzulaması, kapılarını adalet ve hâkimiyet eksenli bir modernleşmeye açarken; Batı Hıristiyan felsefesinin dünyayı değiştirmek arzusu kapıları zulüm ve tahakküm temelli bir modernleşmeye açıyor. Bunlar felsefi ve kültürel olarak bahis iki ideoloji arasındaki uçurumun temellerini oluşturuyor.  

Modernleşme açısından ortaya koyduğumuz bu iki farklı programın nitelikleri arasındaki en önemli fark; Kemalizm programının suni ve yüzeysel bir modernleşme, Türk milliyetçiliğinin ise senteze dayalı, maddi, evrensel ve derûni bir tarihi temel üzerinde şekillenmesidir.

Sonuç itibariyle toparlayacak olursak…

Türk milliyetçiliğinin elbette yaşayış normları olarak modernleşmenin evrensel kazanımlardan kopması mümkün değil. Laik Demokrasi, Seküler Hukuk, Anayasal vatandaşlık kazanımları ve nihayet ‘’Ulus Devlet’’ olma sürecimiz, dünyayı okuma kabiliyeti yüksek bir şuurla tecessüm eden, modernleşme sancıları uzunca bir süre "Osmanlı Sekülerizmi" ile fikri ve kurumsal olarak devam eden ; "Türk Subayları ve İttihatçı" kadrolarla eyleme dönüşen bir modernleşme sürecidir. Bu anlamda Şerif Mardin tespitiyle söyleyecek olursak, Türk modernleşmesi ordu temelli tepeden bir modernleşme mecburiyetidir.
Türk milliyetçileri, Osmanlı Sekülerizmi ile başlayan ve Cumhuriyet laisizmi ile devam eden modernleşme sürecinin merkez ve mûtedil temsilidir, ortalama aklıdır. 

Cumhuriyet Türk modernleşme anlayışı "Kemalist Batıcı" anlayış değil, "Milli Sentetik Garplılık" temelli anlayış üzerinde şekillenmiştir. Bu anlayış ne relativist bir reddiyecilikle "Doğuculuk" hamasetine sığınmış, ne de küreselci bir kabulle hümanist "Batıcılık" anlayışına teslim olmuştur.
Türk milliyetçileri için Kemalistleşiyor iddiasından azade, "modernizmle barışık mutedil muhafazakârlık" tespiti zannedersem yerinde olacaktır.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
nazim 1 ay önce

kemalist koru korune batici degildir. ataturk nerde ilim ve akil varsa ordan alinmasi gerektigine inanir. o zamanda bu batida idi. ilim ve akil doguda, afrikada nerdeyse oradan alabilirsiniz. yeterki kendi ilminizi ve aklinizi olsuturun esas kemalizm budur.

Avatar
Nazim 1 ay önce

toplum yeteri derecede egitilmemis olursa ne verirseniz kendi anladigi gibi anliyor malesef. turkiyeyi somurmeye calisanlarda bu gercegi cok iyi kullaniyorlar. akil ve ilim sahibi kisileri kullanamazsiniz. kemalizmin yaratmaya calistigida bu idi.