Türkiye’de İslamcılık için, son yüzyılda ortaya çıktığı koşullar analiz edildiğinde ‘’POSTMODERN’’ bir karakter taşıdığını söylersek yanılmış olmayız. İslamcılık ile postmodernizm arasındaki en büyük ortak nokta, modernizme ve milliyetçiliğe karşı savaş açmış olmaları olarak değerlendirilebilir.

Postmodernizmi kısaca tanımlayacak olursak, en genel haliyle modernizme karşı eleştirel bir tavır alış olarak nitelendirilebilir. Modernizmin unsurları olan ; AKIL, RASYONALİZM, AYDINLANMA, MİLLİYETÇİLİK gibi süreçlerin tamamına topyekün bir tavır alış olarak postmodernizm, aslına bakılırsa modernizmin ürünü olan ‘’MODERN MİLLİYETÇİLİK’’ karşısında çok keskin ve yıkıcı bir tavır alır,keza İslamcılık da.

Postmodernizm ve İslamcılığın bir başka kesişim yönü de budur, modern manada milliyetçiliğin tasfiyesi, postmodernizm için homojen kültüre karşı, yerel heterojen etnik kimliklerin kendini ifade etmesi bağlamında olumlanırken; İslamcılık perspektifinden, ümmetçilik içerisinde heterojen bir etnosentrik farklılıkların kendini eşit düzlemde ifade etmesiyle birlikte, hakim kültür ya da hakim millet kavramının reddiyle olumlanır.

Postmodernizm , modern dönemin ürünü olan birlik ideali, hakim kültür ve ulus devlete karşılık, özerk ve parçalanmışlığın verdiği serbestliği kutsayan, anarşizme dayanan çok merkezli bir devlet idealiyle İslamcılıkla kesişir. İslamcı hareketler, federe etnik parçalanmışlıkları, tek din ya da tek bir İbrahim milletinde toplamayı kutsarken, postmodernizmin çok merkezli devlet yapısıyla birebir uyum içerisinde olduğu söylenebilir.

Modernizmin, tek uluslu, tek milletli ve homojen bir devlet yaratma arzusu, bir manada İslamcı iktidarlarla Ortadoğu ve Türkiye gibi ülkelerde postmodernizm kıskacına rahatlıkla alınarak çürütülebilir bugün yaşanan da benzer bir örneklemden ibarettir.

Jameson
, postmodernizmi tanımlarken, postmodernizm kapitalizmin yeni bir aşamasıdır, diyor. Yine ünlü yazar Anderson, postmodernizm dünyada sermayenin dolduramadığı boş bir alan kalmamasına tekabül eder , diyerek aslında postmodernizmin; yeni sömürgecilik ya da kansız işgal yöntemi gibi bir takım sınırların değişmeden, ülkelerin birkaç aşamalı planla kontrol edilmesine onulmaz bir fırsat tanıdığını söylemek de denilebilir.

Bin dokuz yüzlü yıllara kadar modernite; hümanizmi merkez alarak , yeryüzünde özne olarak rasyonel bireyi ‘’Yeryüzü Tanrısı’’ merkezi bir konumda konuçlandırdı. Hümanizmin merkez öznesi olan insan dünyada ‘’TANRI’’ vasfıyla kendini olumlarken, her türlü emperyalizme de kapı aralayacak yetkiyi ‘’BATILI İNSAN’’ a tevdi etti, kaba işgal hareketleri yüzyıllarca Afrika ve Asya’yı sömürerek sınırlarını değiştirdi.

Postmodernite ise bugün merkezi olan her şeye karşı olmakla birlikte, yeryüzünün merkezi insanı da özne olmaktan çıkardı. Tabi bu durum küreselleşmenin kaba biçimde sınırları altüst eden karakterini de daha naif ve hissettirilmeyen bir işgal yöntemine dönüştürdü, artık ülkeler önce ekonomik bir programla ve yaptırımlarla özel yabancı sermayenin kontrolüne verilecek ardından ülkenin bürokrasisi ,yargı ve askeriyesi mutlakiyetçi ve mezkezi karakterleri dolayısıyla, radikal demokrasi eleştirisine tabi tutulacak ve değiştirilecek, son aşamada da yeni bir anayasa ile radikal demokrasinin kutsadığı kavramlar olan tüm ‘’ÖTEKİLER’’ hakim millete karşı yeni anayasanın kapsamına dahil edilerek , heterodoks bir çoğulluklarla devlet ve millet ayrışma sürecine tabi tutulacaktı.

İslamcılık; biraz önce saydığımız tüm ilkeleri, postmodernizmin yeni işgal hareketlerini, Müslüman ülkelerde siyasete geçirebilecek yegane alternaftif olma özelliği taşıyordu , üstelik postmodernizmle ilkesel olarak bağdaşıyor, modern milliyetçiliğin toptan tasfiyesi büyük oranda işine geliyordu.

Halkın bu süreçleri fark edebilmesi için sınırların değişmesi gerekiyordu, oysa postmodernizm bir dalga olarak küreselleşmeyle girdiği her ülkede sınırlara dokunmadan, radikal demokrasi ile eş bir gelişmişlik algısıyla ilerliyordu, dolayısıyla bu radikal demokrasiyi ve özerk durumu, halka hizmet sanmaktan başka bir çıkar yolu yoktu milletimizin.

Postmodernizm ve İslamcılık; Türkiye’de modern milliyetçiliğin özelliklerini taşıyan, milliyetçi ülkücü hareketi artık siyasi iflasa zorlamaktadır, ülkücüleri postmodern kansız işgal hareketinin dışına iterek , rotayı pürüzsüz bir şekilde kendi dinamikleriyle götürmektedir.

Postmodernizm ve İslamcılığın önünde aşması gereken modernizm ürünü olan milliyetçi bir cephe var, üstelik tarihin en güçsüz ve umutsuz dönemlerinden birindeyken, bu işgal yeni bir anayasayla tamamlanma tehlikesiyle karşı karşıya dururken , milliyetçi hareket postmodernizmi idrak etmek zorundadır.

Milliyetçi hareket, bu modernizmden postmodernizme geçişi nasıl idrak edecek, idrak ederse bu işgal nasıl durdurabilir bir sonraki yazımızda bunu ele alacağız…
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
sedat 13 ay önce

ya arkadaş bu sitenin okuyucularının hepsi akademisyen değil. şu makaleleri normal insanların anlayacağı bir dilde yazmak çok mu zor?..

Avatar
Dr.Sezai SAYIN 13 ay önce

Postmodernizm= küreselleşme… İslamcılık (günümüzde) = Radikal İslam…Türkçesi ,Sedat kardeşim; gelecekte,küresel dünyanın zenginlerinin horozları bile yumurtlayacak.Bizim tavuğa dokunmasınlar derken,radikal dinciler gelip,bizim tavuğun boğazını kesecekler.Kutlu bey kardeşim bilimselolarak olayı tanımlayıp, gözünüzü açın demekte…

Avatar
Halil KONUŞKAN 13 ay önce

sosyal bilimcilerin nitelemeleri düşüncenin kesin sınırları değildir. ancak ortaya sunulan perspektif değerlendirilmeye değecek türden, devamını bekliyoruz.