Zaman yazarı Dumanlıdan sarsıcı iddialar

“Bu sürecin konuşulmayan, yazılmayan, anlatılamayan bir yüzü var zaten” diyen Dumanlı, şöyle devam etti:

“Bölgedeki şımarık militanların zafer kazanma havasından, insanları kolluk kuvveti yapmaya, iş vaadinde bulunmaya kadar bir hava ve eda içine girmesi sineye çekiliyor. Bunun daha ötesine geçip bölgeyi “Türksüzleştirme” cüretini göstererek oraya buraya molotof atılmasını –bu yumuşak atmosfere inat– hayra yormak çok kolay olmasa gerek.”

Terör örgütü PKK’nın bölgede bir öğrenci yurdunu yakmaya kalkıştığını, bir camiyi hedef aldığını hatırlatan Dumanlı, “Organize suçlar için polis harekete geçtiğinde, mafya ve uyuşturucu tacirlerini gözaltına aldığında yeri göğü inletip 'KCK operasyonu yapılıyor' diyerek etrafı velveleye boğan 'barış havarileri' yurtların, dershanelerin, camilerin aleve verilmesi karşısında gık diyemiyor” dedi.

Zaman Yayın Yönetmeni Dumanlı’nın yazısının tamamı şöyle:

“Cami ve dershane düşmanlığı

Geçenlerde Cizre'de öğrenci yurdunu yakmaya yeltendi PKK. Öğrenciler ölümden döndü. Hiç kimse bir şey demedi. Haber ajansları da hadiseyi duyurmadı. Olsun; “sürecin hatırı”na katlandı insanlar.

Ne yazık ki devam etti çapulcu saldırısı; tıpkı ‘Suriyeli ajan'ın geçen ay örgüte açıktan talimat verdiği gibi, şiddet takvimi işletildi. Çocuklara taş attırdılar. Taif'ten beri bilinen bir metottur küffarın çocuklara taş attırması. Kuklacılar şimdilerde molotof atmalarını istiyor. Birkaç gün önce bir camiye saldırdı güdümlü molotofçular. Camiye ve caminin altındaki dershaneye. Allah korusun; cami de yanacaktı oradaki dershane de. Bu da bildik bir metot; ne zaman cami avlusuna yanaştıkları malum. Ne var ki derin sessizlik devam ediyor.

Organize suçlar için polis harekete geçtiğinde, mafya ve uyuşturucu tacirlerini gözaltına aldığında yeri göğü inletip “KCK operasyonu yapılıyor” diyerek etrafı velveleye boğan “barış havarileri” yurtların, dershanelerin, camilerin aleve verilmesi karşısında gık diyemiyor. Camiye molotof atan o karanlık el, polise de saldırmayı ihmal etmiyor; ne var ki polis operasyonuna isyan eden barışçı yazarlar polise saldırı söz konusu olduğunda başında tünediği bilgisayarından iki satır mesaj atamıyor. KCK operasyonu söz konusu olduğunda militanlar yanında saf tutanlar, dershanede kurs gören çocuklara bomba atılınca derin bir sessizliğe bürünüyor…

BDP, kraldan çok kralcı kesilen bazı yazarları şaşırtarak kalktı bir açıklama yaptı, camiye, dershaneye yapılan saldırıyı provokasyon olarak niteledi ve kim tarafından yapılırsa yapılsın yanlış olduğunu resmen ilan etti. BDP'yi bu tavrından dolayı kutlamak gerekiyor. Ne var ki orada da meselenin samimiyet testinden geçebilmesi şart! Bir yandan BDP böyle derken, diğer yandan örgütün serseri ve sergerdan militanları eyleme devam ederse olumlu bir sonuç alınabilir mi? İnsanların aklına şöyle bir fikir gelmez mi: “Bütün bunlar taktik icabı; birisi kınarken diğeri etrafı ateşe veriyor.” Umarım BDP baskın çıkar ve provokasyonlar son bulur bölgede.

Bu “süreç”in konuşulmayan, yazılmayan, anlatılamayan bir yüzü var zaten. Bölgedeki şımarık militanların zafer kazanma havasından, insanları kolluk kuvveti yapmaya, iş vaadinde bulunmaya kadar bir hava ve eda içine girmesi sineye çekiliyor. Bunun daha ötesine geçip bölgeyi “Türksüzleştirme” cüretini göstererek oraya buraya molotof atılmasını –bu yumuşak atmosfere inat– hayra yormak çok kolay olmasa gerek.

Üstelik, tecrübelerine binaen hiç beklenmedik insanlardan hiç beklenmedik laflar da sudur ediyor. Mesela AB Genel Kurulu'na giden Ahmet Türk'ün, “Savaşta kaybetmedik, siyaseten de kaybetmeyiz.” sözleri düşündürücü. O konuşmayı PKK yanlısı gazete, “Sokakta kazandık, masada da kazanırız.” diye veriyor.

Ahmet Türk gibi yaşını başını almış, belli bir olgunluğa ulaşmış bir insanın, kışkırtıcı konuşmalarla hiçbir yere varılamayacağını biliyor olması gerekir. Sürecin bir ucundan duyulacak bir zafer narasının karşı tarafta bir infiale yol açabileceğini çoluk çocuk bile kestirebilir.

Ahmet Türk hazır Avrupa Birliği'ni yakalamışken bir de talepte bulunuyor: “PKK'yı terör listesinden çıkarın.”

Olacağı buydu.

Onca karakol basan, örgüt içinden insanları ve devlet görevlilerini öldüren, sivil vatandaşları sindirmek için infazlar yapan, bomba atan, suikastlarla anılan örgütü, barış örgütü ilan etmek mi?

Asla!

Dünyanın pek çok yerinde olduğu gibi terör örgütüyle teröre son vermek için görüşmeler yapılabilir; ancak bu durum geçmişte ve halen, icra edilen şiddet eylemlerini terör suçu olmaktan kurtaramaz. Terör bir sindirme, korkutma, yıldırma metodudur; hangi sebeple ve maksatla yapılırsa yapılsın insanlık suçudur. Meşru terör de yoktur meşru terörist de.

Anladığım kadarıyla “sü-reç”in gidişatından endişe duyan ya da sürecin bir noktada sıkışacağını tahmin eden güçler, tâ baştan bir günah keçisi ilan etmeye hazır gibiler.

O yüzden cami duvarına yanaşıp duruyorlar. İnsanlar bu çırpınışı basiretle, ferasetle, metanetle takip ediyor; doğası gereği huşûnete ve butlâna mahkûm bir zümrenin mızıkçılık faturasını kendi masasında istemiyor. Bu durum Kürtlerden çok Kürtçülük yapan çifte standartçıların samimiyetsizliğini gün yüzüne çıkardığı gibi; örgüt ve onunla işbirliği içindeki güçlerin B planını da (Bahane planı) sıkıntıya sokuyor. Unutmamak gerekiyor ki, “Onlar bir tuzak kuruyor. Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır.” Yani, kaderin bînasipler için çizdiği yazgı başkadır; kendi kendilerine yaptıkları plan başka."

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.