Zafer Çağlayan Milleti Aptal Yerine Koydu!

İŞTE MEHMET Y. YILMAZ'IN BUGÜNKÜ YAZISI...

Bir yandan elindeki kâğıdı sallarken, diğer yandan da “Saati Zarrab aldı ama parasını ben ödedim. Garantisi benim adıma” diyordu.
Doğrusunu isterseniz, o salladığı belgenin, saatin parasını Zarrab’a ödediğine ilişkin bir banka dekontu olması gerektiğini düşünüyordum.
Bu nedenle kendisine de bir çağrı yapmış, bu belgeyi bana gönderirse, yayınlayacağımı belirtmiştim.
Ama öyle değilmiş!
Belgenin sırrını Hürriyet’te yayımlanan bir haberden öğrendim.
Kürsüde salladığı kâğıt meğerse saat ile ilgili fatura imiş!
Adres kısmındaki alıcının adının Murat Yılmaz, adresin de Bodrum’da bir ev olduğu belirtiliyor.
Adresi araştıran DHA muhabirleri söz konusu adreste üç yıldır 38 yaşındaki Murat Yılmaz’ın oturduğunu belirledi. Murat Yılmaz, Reza Zarrab’ın kaptanıymış!
Şimdi ben şunu merak ediyorum: Zafer Bey, TBMM kürsüsünde, saatin parasını ödediğini söylerken neden o kâğıdı sallıyordu?
Çünkü o faturaya göre saatin parasını ödeyenin Çağlayan olmadığı çok açık!
Acaba şöyle mi düşündü: “Ben çıkar bir kâğıt sallar, parasını ödedim derim, herkes de bunu banka dekontu zanneder, suçlamadan kurtulurum!”
Zafer Bey, kusura bakmayın ama hepimizi enayi yerine koymaya çalışmanız çok ayıp!
Hadi şimdi bu ayıbı temizlemek için, Zarrab’a ödediğinizi söylediğiniz paraya ilişkin banka dekontunu ve saatin gümrük vergisinin ödendiğine ilişkin makbuzları gönderin de herkes görsün!

Tahammül edemediği şey hukuktur

BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan’ın, Barolar Birliği Başkanı Prof. Dr. Metin Feyzioğlu’na “Böyle edepsizlik olmaz” diyerek Danıştay’ı terk etmesi çok şaşılacak bir durum değil.
Normal olarak bir toplantıda hoşuna gitmeyecek sözler söylenmesinin cezası Başbakan tarafından sonradan kesiliyordu.
Bir-iki gün bununla ilgili verip veriştiriyor ve sonra kendisine sinirlenecek yeni bir konu buluyordu.
Bu kez toplantının bitmesini bekleyemedi. Cumartesi günkü töreni, benzerlerinden ayıran şey sadece bu oldu.
Sonrası hep bildiğimiz hikâye: “Cüppeni çıkar, siyasete gir” vs.
Başbakan’ın öfke kontrolü ile ilgili bir sorunu var ama bundan daha büyük sorunu eleştiriye karşı tahammülsüzlüktür.
Başbakan’ın kendisine ya da hükümetinin bir icraatına karşı söylenen sözleri “edepsizlik ve hakaret” olarak nitelemek gibi bir huyu var.
Ona göre Başbakan’ı eleştirmek ile “hakaret etmek” aynı şey!
Konuşmanızın içeriğinin bu konuda hiçbir önemi yok.
Nitekim Prof. Dr. Metin Feyzioğlu’nun konuşma metnini okuyacak her tarafsız gözlemci, bu metnin neresinin hakaret olarak algılandığını bulmakta zorlanacaktır.
Gazetelerdeki haberlerden anlaşıldığına göre Başbakan, Feyzioğlu’nun, Van’daki konteyner kentte kendisine iletildiğini söylediği yakınmaları aktarmasına sinirlenmiş.
Evet tepkisini tam bu noktada ortaya koymuş ama bunun bir birikimin sonucu olduğunu da görmek gerek.
Vanlı depremzedeler ile ilgili sözler, Başbakan’ın konuşmanın başından itibaren biriken sinirlerini patlatan bir katalizör olmuş, hepsi bu.
Başbakan’ın esas sinirlendiği konu, güçler ayrılığı, hukukun üstünlüğü gibi son zamanlarda hiç takmadığı meselelerin gündeme getirilmesidir.
Haşim Kılıç’a da bunun için kızmıştı, Feyzioğlu’na da bunun için patladı!
Çünkü Başbakan’ın artık tahammül edemediği en önemli konu bu: Hukukun üstünlüğü, güçler ayrılığı, yargı bağımsızlığı vs.
Bu kavramları kendi iktidarına karşı bir tehdit olarak algılıyor, konuşulmasından hiç hazzetmiyor.
Çünkü biliyor ki günün birinde bu ülkede hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığı gerçekten tesis edilecek olursa, bugün yaptıklarının hiçbirini yapamayacak.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.