Yandaş Kalemler Hocaefendiye yüklendi

AKP Cemaat savaşında ön saflarda çarpışan iki isim  bugün Fetullah Gülene ağır ifadelerle yüklendi.

Sabahtan Rasim Ozan ve Yeni Şafaktan Abdülkadir Selvinin yazıları savaşın dahada sertleşeceğini gösteriyor.

Sabah gazetesi yazarı Rasim Ozan Kütahyalı son dönemdeki en sert yazılarından biriyle , “Fethullah Gülen bir istihbarat şefi mi?” dedi. Yazısında isim vermeden Ahmet Hakan’a, Aydın Doğan’a, Turgay Ciner ve Fatih Altaylı’ya fena ayar verdi.

O GAZETECİLERİ BÜLBÜL GİBİ ÖTTÜRÜYORLAR 

Dünkü yazımda da detaylarıyla bahsettim. Mevcut gayrimeşru HSYK’nın garantisi altında çalışan cunta yargısı şöyle işliyor: Tutuklanacağı belirlenen kişilerle ilgili talimat önce yetkili imamlar tarafından polise gidiyor. O kişiler her türlü izleniyor, fiziki takip ve tarassut altına alınıyor. Cunta mahkemelerinin kararıyla cunta polisleri o kişilerin hayatını didik didik ediyor.

Ardından bunların bir kısmı sözde suç kanıtları olarak dosyalanıyor ve savcıya gönderiliyor. Bu hukuksuz düzenekle elde edilen bir kısım mahrem kayıtlar ise şantaj malzemesi olarak cuntanın özel arşivinde bekletiliyor. Yeri geldiği zaman çeşitli kişileri kafeslemek için kullanılıyor. Mesela son dönemde bu yapılanmanın bu yöntemle kafeslediği çok sayıda köşe yazarı ve televizyoncu var. Bu isimleri cunta propagandası amacıyla bülbül gibi öttürüyorlar…

GÜMÜŞHANE BÜLBÜLLERİ

İşte bu mekanizmayla kafeslenen cunta bülbüllerinden bazıları son dönemde bana kişisel saldırılara geçti. Kendini hâlâ amiral gemisi sanan oysa gücü ve önemi Gümüşhane’nin yerel bir gazetesi kadar olan mevkutenin sayfalarında küfürnameler çıkıp duruyor. Okurlar da bana bunları soruyor. Türkiye için çok hayati olan bir süreci yaşarken ben böyle kişisel saldırılara cevap verecek kadar bencil değilim. Sonra tetikçilerle ve ezik kölelerle muhatap olma dönemim 20′li yaşlarımdı. Şimdi bir mesele varsa kölelerin sahipleriyle ve ağababalarıyla meseleyi hallederim. Bana yönelik kişisel ithamlara cevap için de bu köşeyi harcamak ayıp olur. İleride TV’de birileri özel bir programda sorar o zaman anlatırım.

Bana saldıran Gümüşhane bülbüllerini yere sermem 5 dakikamı alır. Benim için parkta yürümek gibidir bu işler…

DÜN ASKERİ VESAYET BUGÜN DE EMNİYET-YARGI VESAYETİNE KARŞI SAVAŞIYORUM

Dün askeri vesayetle nasıl savaştıysam bugün de emniyet- yargı vesayetiyle aynı şekilde savaşıyorum. Esas tutarsızlık dün demokrasi nutukları atarken bugün vesayetçilik hastalığına yenilenlerdedir.

Demokrasiye kumpas kuranlara izin vermemek namus borcumuzdur. Bugün demokrasinin yanında olan bürokratlar ve siyasetçiler de yarın vesayetçilik hastalığına kapılırsa o zaman da onları kuşbaşı yaparım. Gümüşhane gazetesinin kalemşorları ise Allah’ı var tutarlılar.

Her koşulda demokrasiye karşı vesayetçilerin tetikçiliğini yapıyorlar. İster laik, ister dinci, ister Kemalist, ister Gülenist olsun yeter ki vesayet rejimi olsun. Bunlar böyle seviyor…

HOLDİNG PATRONU GİBİ GÜLEN 

Son gelişmelerden sonra iş dünyasında Fethullah Gülen’in bir holding patronu gibi ya da tüm İstanbul sermayesinin ortak CEO’su gibi algılandığını öğrendik.

FATİH ALTAYLI’YA FENA ÇAKTI

İşin komiği daha dün kimi işadamlarını “Hocam eteğinizi öpeyim” dediler diye suçlayan bir Eski Türkiye tetikçisinin patronunun el etek öpme kervanının en başında olduğu da ispatlandı. Şimdi mert adamsan önce kendi patronuna lo lo yap bakayım.

Gazetenin cemaat bülteni gibi çıktığını kukla olduğunu itiraf et ve nedamet getir…

Her şey bir yana şu an sormamız gereken şu: Holding işleriyle benzer bir görüntü cemaatin istihbarat ve yargı işlerinde de bire bir geçerli mi? Yani devletin içinden önemli kişilerin söylediği gibi Fethullah Gülen bir istihbarat şefi gibi bu devlet kadrosunu yönetiyor mu?

Yeni Şafak yazarı Abdülkadir Selvi, bugün köşesinde Fethullah Gülen’in “hocaefendi” imajının yerle bir olduğunu yazıp, “Dünden itibaren bir Holding patronu ya da iktidar sahibi bir Başbakanla karşılaştım. Hem de Başkenti Türkiye olmayan bir başbakan.” satırlarıyla da Gülen’in “gayrimilli” olduğunun altını çizdi.

İşte yazısındaki o bölüm:

“Başbakan’ın 17 Aralık sürecinin arkasındaki yapılanmaya ilişkin sözleri gülle gibiydi. ’Tabi şimdi tarihimizi inceliyoruz. Bunu gördük. Büyük Selçuklu döneminde yaşadık. Gözü dönmüş bir gizli örgütün devleti nasıl esir almaya çalıştığını, işbirliğine gittiğini, asırlar önceden millet olarak yaşadık’ dedi.

Böylece romanlara konu olan Alamut Kalesi, Haşhaşileri, Nizam-ı Mülkü ile Hasan Sabbah asırlar öncesinden gelip gündemimize girmiş oldu.

Başbakan’ın bu çıkışı Gülen hareketini hop oturtup hop kaldırmış olmalı ki apar topar basın toplantısı düzenlediler.

Bence o toplantının ilginç olan yanı Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Temsilcileri’nin Fethullah Gülen Hocaefendiye ait olduğu iddia edilen ses kayıtlarını reddetmemeleriydi.

Bu tür yöntemlerle insanların mahremlerine girilmesini doğru bulmuyorum. Ama bu benim yayınlanan konuşma hakkında iki çift laf etmeme engel olmamalı.

Cumhurbaşkanı Gül’e yazdığı Sulhnamede, ‘Bürokrasideki kıyımların’ durdurulmasını istemişti.

Ses kayıtlarında ise Başbakan’ın can düşmanı Koç Grubuna Rafineri veren, gruba ait bankayı kurtarmak için kağıt üzerinde para girişi yapılmasını öneren, 2001′de benzer bir işlem yapıldığını itiraf eden, BDDK’da kendilerinden habersiz kuş uçmadığını ifade eden bir iktidar sahibi gördüm.

Önceden Ankara’da başbakanlar bir elleriyle banka kredilerini, diğer elleriyle yatırım teşviklerini dağıtıyor, yandaşlarını ihya edip, rakiplerini tasfiye ediyordu.

Şimdiye kadar benim kafamda bir hocaefendi imajı vardı. Dünden itibaren bir Holding patronu ya da iktidar sahibi bir Başbakanla karşılaştım. Hem de Başkenti Türkiye olmayan bir başbakan.”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.