Türkleri döven eli sopalı Suriyeli sığınmacılar!-Cüneyt Özdemir

Şanlıurfa’da bir sokak düğünü sırasında yakın bir binada ev tutan Suriyeliler sesten rahatsız olmuş ve aşağıya çöpleri atmışlar. Sokakta eğlenenler tepki gösterince Suriyeli sığınmacı telefonla başka mahallelerde oturan akrabalarını çağırmış. Birazdan eli sopalı ve bıçaklı 50 sığınmacı Suriyeli ‘misafirimiz’ düğüne gelenlere dalmış. Sonuç 8 yaralı, 10 da gözaltı var. Şikâyetçi Şanlıurfalılar, karakolda dayak yiyen Urfalılar “Suriyelilerin eline sopa alıp bir bizi dövmedikleri kalmıştı, onu da yaptılar” diye yakınıyorlar. 

Birkaç gündür sizlere Türkiye’ye sığınan Suriyeli göçmenlerin demografik yapımıza etkisi olacağını yazıp duruyorum. Böyle genel laflar söyleyince inandırmakta zorlandığımı hissediyordum. Neyse ki hayatın pratiği yazıp çizdiklerimizin sağlamasını yapmakta bizi yalnız bırakmıyor. Suriye, Türkiye’nin başına tahmin ettiğinden çok daha büyük dertler açacağa benziyor. 

Türkiye’nin Suriye politikası Esad’ın gitmesi üzerine kuruluydu, görünen o ki Esad’ın yakın bir zamanda gideceği yok. Lafı çok uzatmaya, dolandırmaya gerek de yok. Son iki yıldır Türkiye-Suriye ilişkilerinin özeti işte bu kısacık cümleye sığıyor. ‘Dün şöyle yapılsa farklı olurdu’, ‘böyle tutum alınsa bugün başka bir gerçekliği yaşardık’ gibi lafebeliğinin de artık sırası değil. Suriye’de kritik bir dönemece gelindi ve Türkiye’nin bu yeni kritik eşikte Suriye politikalarını çok acil revize etmesi gerekiyor. Sadece Suriye olsa iyi, neredeyse Ortadoğu’daki bütün ülkeler ile ilgili gerçekleri bir kez daha masanın üzerine yatırmanın ve gerçekçi bir şekilde tartışmanın zamanı geldi de geçiyor. 
Irak’ta keşke Türkiye’nin istediği gibi Şii-Sünni-Kürt ayrımcılığı bitse ve her gün en az otuz kişinin öldüğü intihar saldırıları son bulsa. Mısır’daki askeri darbeciler pişman olsalar ve geri adım atıp Müslüman Kardeşler’e hak ettikleri iktidarı verebilseler. Lübnan’da her şeyi geçtik, en azından bari kaçırılan şu iki pilotumuzu sağ salim geri alabilsek veya İsrail Ortadoğu’ya yönelik bitmek tükenmek bilmeyen hırslarını dizginleyebilse... Daha bunun İran’ın nükleer programı, Ermenistan ile kapalı gümrük kapıları ve çözümsüzlüğün getirdiği ekonomik kriz içinde kıvranan Kuzey Kıbrıs’ı da var. İsterseniz şimdilik konuyu dağıtmayalım ve diğer konulara hiç girmeyelim. İster Suriye, ister Mısır ya da Irak yönetimi, olmadı Lübnan, hatta İsrail’de yaşananlara baktığımızda ne yazık ki karşımıza hep aynı neden-sonuç ilişkisinin çıktığını görüyoruz. Türkiye’nin temenni ettikleri ile Ortadoğu gerçekleri birbiriyle uyuşmuyor. Herkesin herkesten bir şekilde nefret ettiği Ortadoğu, gerçek anlamı ile bir bataklık. Üstelik bu bataklığın oluşumunda da sonucunda da Türkiye’nin dahli yok denecek kadar az. Üstelik bunların hemen hiçbirinde Türkiye’nin yapabileceği somut pek bir şey de yok gibi... Türkiye ne Mısır’daki askeri darbeyi yıkabilir, ne Suriye’ye orduyu sokup Emevi Camii’ne kadar gidebilir, ne Irak’a ekonomik rest çekip hizaya getirebilir ne de İsrail’e haddini bildirip Filistinlilere hak ettikleri anavatanlarını geri verebilir. Pek çoğu yüzyıllardan beri süregelen kinler, nefretler, hesaplar üzerine kurulu, çözdükçe dolanan bir kördüğüme benziyor Ortadoğu. Bu da yetmezmiş gibi derdi tasası dünya meselesine dönüşmüş durumda. 

Bu şartlar altında ya Türkiye’nin kendisine yeni bir ülke icat edip memleketi mesela İskandinav ülkelerinin ortasında bilinmeyen bir kara parçasına ışınlaması ya da Ortadoğu gerçeklerini kendi kişisel meselesine dönüştürmeden bir kez daha gözden geçirip, gerçeklerle barışıp, diplomasi ile yeniden ele alması gerekiyor. 

İsterseniz şimdilik diğerlerini karıştırmayalım ve en sıcak ve en çok el yakan sorun olarak Suriye ile meseleye giriş yapalım. 
Başa dönersek; Türkiye’nin Suriye’de temenni ettiği Esad’ın yıkılması en azından yakın bir zamanda mümkün değil. Uluslararası kamuoyunun da Suriye meselesinin, kimyasal silah kullanımı dışında umurunda olmadığı netleşti. Sadece Suriyeli muhalifleri silahlandırarak ve Esad’ın yıkılması üzerine kurulu bir dış politika yakın bir zamanda Türkiye’yi kılıçla kafa kesen, bıçakla boyun uçuran marjinal muhalif gruplarla anıldığı bir çıkmaz sokağa taşıyacaktır. 

Bir başka önemli konu, hükümet haklı olarak bugüne kadar Türkiye’ye sığınan Suriyeliler için 2 milyar dolar harcamakla övünüyor. Ancak başta ulusalcı cephe de haklı olarak bu rakamın yüksekliği üzerine homurdanmaya başladı. Türkiye-Suriye sınırındaki gözlemlerim sonrasında size kötü bir haberim var: Türkiye’deki Suriyelilerin pek çoğu asla geri dönmeyi düşünmediği gibi her geçen gün sayıları artıyor. Dönelim sokak düğününü basıp evire çevire Urfalıları döven ‘Suriyeli misafirlerimiz’ meselesine... 
Hani Urfalılar olay sonrasında “Suriyelilerin elinde sopalarla bir bizi dövmedikleri kalmıştı” deyip şaşırıyorlar ya... 
Durun daha yeni başlıyor!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.