OHAL şartlarında seçime gitmek

  Sistem değişikliği konusunda  Meclis görüşmelerinin tamamlanması ve en az 330 oyun sağlanması durumunda, 60 gün içinde milletin önüne referandum sandığı konulacak.

Anayasa değişikliği teklifi kamuoyunun bilgisine sunulduğunda, “Hukuk devleti, kuvvetler ayrılığı, özellikle yargının bağımsız ve tarafsızlığının ne şekilde tesis edileceği ve demokratik usul ve esaslar” doğrultusunda ve objektif kriterlere göre değerlendireceğiz muhakkak ki…  Bu yazımızda ise sadece sandık sonuçlarının meşruiyeti üzerinde duracağız.
Demokrasilerde meşruiyetin kaynağı olarak kabul ettiğimiz sandık sonuçları muhakkak ki çok önemlidir. 
Sandık, demokratik rejimlerin olmazsa olmaz “asgari” şartlarındandır. 
Sandık, bağımsız ve hür bireylerin şahsi eğilimlerinin ölçüldüğü ve adına “millî irade” dediğimiz, sistemin kurallarını ortaya koyan,  iktidarı ve muhalefeti belirleyen sürecin adıdır.
Sandık,  evrensel hukuk ilkeleri ve inancımıza göre “yaratılmışların en şereflisi” olan insanın, doğuştan sahip olduğu “temel haklara” dokunmaksızın, egemenlik hakkının millet eliyle kullanmasının vasıtasıdır.
Sandık, sosyologların adına “sosyal rıza”, siyaset bilimcilerin “millî irade” dediği, meşruiyetin kaynağını millette arayan “adil”, “eşit”, “rekabetçi” ve “hukuki denetim” altında yapılan yarışmanın kendisidir.  
Sandık, insanoğlunun tarih boyunca elde ettiği siyasi ve felsefi birikimler sonucu ulaştığı ilerlemenin, aşamanın adıdır.
Sandık, oy kullanan vatandaşların yönetime katıldığı inancını ve o ülkeye “aidiyetini” artıran psikolojik sürecin, “hak ve sorumluluk” bilincinin oluştuğu siyasal katılmanın adıdır.
Seçim, referandum ve sandık sonuçlarının, saydığımız sonuçları ve siyasal meşruiyeti sağlayabilmesi için, olmazsa olmaz şartların varlığına gelecek olursak;
Tarih boyunca çeşitli acılar ve tecrübeler sonucu, insanlığın ortak mirası haline gelmiş bulunan ve 25 başlık halinde sayılan “TEMEL HAK VE HÜRRİYETLER” seçim, referandum ve sandık mekanizmasına dahil edilemez, oylama konusu yapılamaz. Hayat hakkı, mülkiyet hakkı, fikir ve düşünceyi açıklama hakkı, din ve vicdan hürriyeti, örgütlenme hürriyeti, teşebbüs hürriyeti ve diğer temel hakların varlığı;  çoğunluk veya azınlığın insaf veya kararına bırakılamaz. 
Temel hak ve hürriyetlerin kullanılamadığı, vatandaşların tehdit ve kaygı algısına muhatap olduğu bir ortamda seçim veya referandum yapılamaz. 
Elde edilen oranın yüksekliğine bakılarak eşit, adil, rekabete açık ve bağımsız hukuki denetim altında yapılmayan seçim ve sandık sonuçları “meşruiyetin” kaynağı olarak asla kabul edilemez. 
Seçim veya referanduma konu yapılan karşıt fikirlerin, kamu kaynakları ve basın-yayın organlarını adil bir şekilde kullanamadığı, vatandaşların bireysel ve hür iradesinin tam olarak teşekkül edemeyeceği bir ortamda sandık sonuçları, bir ilizyon ve hipnozdan  başka bir şey değildir. Muktedirlerin görüş ve fikirlerine muhalefet etmenin bile “hainlik” olarak kabul edildiği siyasal ve toplumsal iklimlerde sandık meşruiyetin kaynağı değil,  sistemin tiyatro dekorudur ancak.
Temel hak ve hürriyetlerin zorunlu sebeplerle bile olsa sınırlandırıldığı OHAL ve SIKIYÖNETİM gibi benzeri durumlarda kamuoyu sağlıklı ve hür bir şekilde oluşmaz, millet iradesi muktedirler tarafından fesada uğratılmış olur. 
Bilindiği üzere temel hak ve hürriyetlerin “daimi” olarak kısıtlandığı otoriter rejimlerde bile sandık mekanizması vardır ama demokrasi ve hukuk devleti yoktur.  Acımasız diktatör dediğimiz Beşar ESAD en son 2014 yılı seçimlerinde % 88,7,  sözde rakipleri ise % 4.3 ve 3.2 oranında oy alabildi. Aynı şekilde en son girdikleri seçimlerde Hüsnü Mübarek % 96.3, Abdülfettah SİSİ %96,1, Saddam Hüseyin % 99.96, Raul Castro % 99, 01, Putin % 71 ve Kazakistan ve Türkmenistan seçimleri ise  % 97’lik oranlarla tamamlandı.
Türk Milleti ve Türk Devletini tabi ki, bu ülkelerle değerlendirmek ve mukayese etmek haksızlık olur. 200 yıllık “muasır medeniyet” yolculuğumuz ve en az 160 yıllık seçim ve 66 yıllık çok partili demokratik tecrübemiz sebebiyle, örnek verilen ülkelerle anılmamız zaten mümkün olamaz. 
Bu yazıyı yazmamıza ve bilgilerimizi tazelememize vesile olan gelişmeler ise;  15 Temmuz alçakça kalkışması sebebiyle “millî güvenlik kaygısının” tavan yaptığı ve diğer temel hak ve ihtiyaçların önemsizleştiği bir dönemde yapılacak ANAYASA değişikliğinin önümüzdeki bahar aylarında ve OHAL şartlarında referandum yapılması yönündeki  siyasilerin “beyanlarını” duyunca, irkilmedik dersek yalan söylemiş oluruz. 
Hukuka uygun ve demokratik bir referandum yapmak  için sandığın kurulduğu gün, emniyet içinde “sandık başına” gidilebilecek olması, ortaya çıkacak sonucun meşruiyeti için hiç de yeterli değildir. 
Her vatandaşın veya siyasi temsilcilerinin en az üç ay öncesinden başlayarak, OHAL şartlarını yaşamadığı, can ve mal güvenliğinin varlığını hissettiği, korkmadığı, korkutulmadığı, eşit ve adil şartlar altında kamuoyunu bilgilendirebileceği bir siyasi atmosfer yaşanmaksızın, sandık sonuçlarının sosyolojik ve hukuki meşruluğunun bulunduğunu savunabilmek mümkün değildir. 
Türk Milliyetçileri olarak; millilikle, demokrasi arasındaki zorunlu ve hayati ilişki sebebiyle, sonuna kadar temel hukuk ilkelerini, demokratik usul ve esasları büyük bir azim ve kararlılıkla savunmak ve korumak zorundayız. 
Bu sebep ve gerekçelerle Türk Milletinin yönelmiş olduğu 200 yıllık medeniyet yolculuğunun bizi götürmesi gereken hedefin HUKUK DEVLETİ ve DEMOKRASİ olduğunu unutmayalım. 
Bu vesileyle Batı Dünyası’nın ikiyüzlü ve çifte standartlı politikaları sebebiyle savunduğumuz bu değerler; önem ve kıymetini kaybetmemekte, aksine bağımsız ve hür bir millet olarak bu değerlere katkı sunacak şekilde TÜRK MİLLETİNİN insani ve tarihi sorumluluğunu artırmaktadır.
İzahlarımız doğrultusunda ümit etmek ve inanmak istiyoruz ki, şayet Başkanlık Sistemi konusunda milletin önüne sandık konulacaksa, medeniyet tercihimiz, tarihi tecrübemiz ve demokratik birikimimiz de dikkate alınarak, hiç değilse OHAL şartlarında referandum sandığı kurmak gibi bir ayıbın içinde olamayız.

RUBİL GÖKDEMİR
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.