Musul'daki rehine dramı-Abdülhamit Bilici

IŞİD, 10 Haziran’da Musul’u, 11’inde de göstere göstere şehirdeki başkonsolosluğumuzu işgal etti. 49 vatandaşımız esarette 37 günü doldurdu. Niye kaçırıldılar? Bilmiyoruz. Nerede ve nasıl tutuluyorlar? Meçhul. Ne zaman serbest kalacaklar? Sormak bile yasak. Bunun adı sessiz dram!

Acı olayla ilgili ilk sinyal, konsolos muavini Faruk Deniz’in paylaştığı mesajdı. 6 Haziran’da Twitter’a şunu yazmıştı: “IŞİD ile Irak güçleri arasındaki çatışma sürüyor. Musul’daki insanlara Allah sabır versin.” Bir gün sonra da şunu: “IŞİD, Musul’da öldürdüğü Irak askerlerini “Safevi asker” olarak tanımlıyor. Bakış açısını yansıtması açısından.” 8 Temmuz’daki mesajında, tehlikenin yaklaştığını hissetmişti: “Pazar günü ilk iş günüm ve IŞİD denilen şey insanda uyku muyku bırakmıyor:/”

Musul Valisi Nuceyfi de tehlikenin farkında olanlardandı. IŞİD şehre girince önce korumalarıyla farklı bölgelerde saklanmış, sonra Erbil’e kaçmıştı. Vali, Musul Başkonsolosu Öztürk Yılmaz ile son ana kadar iletişimdeydi. El Cezire Türk’e şöyle diyecekti: “Musul’un düşmesinden bir gün önce telefonla konuştuk. Durumun ne denli tehlikeli olduğunu Ankara ile paylaşmasını istedim. Gittikçe kötüleştiğini anlattıysam da Türkiye’nin böyle bir dönemde Musul’dan çekilmemesi gerektiğini söyledi. Kendilerine oldukça yakın olan Musul Havalimanı’ndaki Irak ordusuna ve Ortak Harekât Odası’na güveniyorlardı. Durum ne olursa olsun, buranın düşmeyeceği beklentisi vardı.” Aslında Başkonsolos Yılmaz da riski görüp bilgisayarları ve gizli bilgi içeren dokümanları imha etmiş ama nedense binayı tahliye etmemişti.

Konuyla ilgili Murat Sabuncu’nun yazdıkları, tehlikenin Ankara’dan da görüldüğünü ve 11 Haziran’daki baskından 3 gün önce ilgililere iletildiğini gösteriyor. Önemli bir yetkili, Sabuncu’ya şöyle diyordu: “MİT Müsteşarı Fidan, baskından 3 gün önce IŞİD’in riskli şekilde yaklaştığını haber verip, konsolosluğun tahliye edilmesi gerektiğini savundu.” Daha sonra Aslı Aydıntaşbaş, kendi kaynaklarının da bu bilgiyi doğruladığını yazdı. Hatta MİT, Özel Harekât timi bile orada kalmasın demiş.

Peki, hadisenin asıl muhatabı Dışişleri Bakanlığı ve Bakan Ahmet Davutoğlu’nun krizdeki yaklaşımı nasıl oldu? IŞİD’in Musul’u ele geçirdiği gün bir toplantı için New York’a doğru yola çıkan Davutoğlu, baskından 24 saat önce Twitter’da şunu yazdı: 48 saattir Irak’taki gelişmeleri yakından izliyoruz. Bağdat elçiliğimiz, Musul ve Erbil konsolosluklarımızla sürekli irtibat halindeyiz. Musul başkonsolosluğumuzun güvenliği için gerekli önlemler alındı. Musul’da görev yapan tüm konsolosluk çalışanlarımız ve emniyet görevlilerimize de vakur duruşları için teşekkür ediyorum.”

Musul ve Ankara’dan gelen ciddi uyarı ve tahliye taleplerine rağmen verilen bu mesaj, bir özgüven işareti iken 24 saat geçmeden konsolosluk basılınca Davutoğlu’nu ağır eleştirilere hedef yaptı. Güvende denilen konsolosluk düşünce, acilen Ankara’ya dönme kararı alan Davutoğlu, New York’ta gazetecilere şöyle dedi: “Türkiye’nin kudretini kimse test etmeye kalkmamalı. Vatandaşlarımıza, görevlilerimize gelebilecek herhangi bir zarar en şiddetli şekilde mukabele görür.” Konsolosluğun niye tahliye edilmediği eleştirisine ise tahliye talimatının 2 gün önce verildiğini ama nihai kararın diplomatların takdirine bırakıldığını söyledi.

Hâlbuki Sabuncu’nun bir yetkiliye atıfla yazdığı, Aydıntaşbaş’ın kaynaklarına doğrulattığı ve yalanlanmayan bilgi, farklı bir tablo ortaya koyuyordu. MİT’in tahliye talebine, Davutoğlu’nun “Bayrak dalgalanmalı” diye karşı çıktığı söyleniyordu.

Gerçek er geç ortaya çıkar ama sonuç ortada: 31’i Özel Harekât polisi olmak üzere 49 konsolosluk personeli ve yakınları 37 gündür IŞİD’in elinde. Yetkililerden her gün benzer sözler duyan rehine yakınları, gün geçtikçe sabırsızlanıyor. Biricik yakınlarının hunharca katledilmesinden canlı kalkan olarak kullanılmasına pek çok kaygı hep zihinlerinde. Bir rehine yakınının, “Diğer ailelere ulaşabilsem bakanlık önünde eylem yapacağım” dediği belirtiliyor.

Dışişleri’nin kriz masası, rehineleri kurtarmak için gece gündüz çabalarken, bu acı olay, IŞİD’in Kürt ve Türkmenlere yaptığı katliamlara karşı Türkiye’nin elini kolunu bağlamış durumda. Üstelik bu örgüte zamanında Ankara’nın destek verdiği suçlaması her gün bir başkası tarafından dile getirilirken, Erdoğan’ın, acımadan kafa kesen örgüt için “İnanıyorsanız rehineleri bırakın” türü çağrıları hem şaşırtıyor hem pek mesafe alınamadığını gösteriyor.

Şu an acil mesele, vatandaşlarımızın kurtarılması. Ama valinin bile güvenli olmadığı için terk ettiği bir şehirde konsolosluğun tahliye edilmemiş olması büyük skandal. Benzer sorunla karşılaşan hiçbir demokratik ülkede benzeri görülmeyen yayın yasağı nedeniyle ne olaydaki karanlık noktalar konuşuluyor ne de ailelerin dramı duyuluyor. Her şeye rağmen dua edelim, rehin canlarımız kurtulsun ve bayramı evlerinde yapsınlar.

ABDÜLHAMİT BİLİCİ

ZAMAN

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.