Murathan Mungan: Herhalde Türk medyası hiç bu kadar onursuz olmadı

Yazar Murathan Mungan, işlerinden olan gazeteciler için “Bazı gazeteciler sınav veremeyecek kadar dışarıya süpürüldüler” derken kalanlar için de “Bundan daha önce uyguladıkları taktikleri uyguluyorlar. Hayatta, ayakta ve villalarda kalma taktiği” ifadesini kullandı. Mungan, gazetecilerin tavrı için “Herhalde Türk medyası diyebileceğim kurum, meslek hayatının hiçbir döneminde bu kadar onursuz olmadı. Kendilerine bu kadar hazırlıksız yakalanmaları beni şaşırttı diyemeyeceğim” dedi.

Murathan Mungan’ın Hürriyet Pazar’dan Zeynep Miraç’a verdiği söyleşinin bir kısmı şöyle:

Hep hatırladığımız ama son günlerde tespih çeker gibi tekrarladığımız bir cümleniz var: “Bu ülkede her şey olursunuz, rezil olamazsınız.” Bu cümleyi kurarken bu kadarını tahmin etmiş miydiniz?

-Her zaman hangi dünyada ve ülkede yaşadığımın fazlasıyla farkında oldum. “Ben biliyordum” ya da “Ben söylemiştim”in bir manası yok. Hatta en büyük korkum yavaş yavaş gerçekleşiyor. “Artık beni bir şey şaşırtmaz demem inşallah, hâlâ şaşıracağım şeyler kalır bu memlekette” diyordum. Ama memleketin hızıyla benim şaşırma kabiliyetim arasındaki ters orantı beni ümitsizliğe sürüklüyor. 

Kurduğunuz cümlenin bugünün gerisinde kaldığını düşünüyor musunuz?

-Bir tarihte, damarlarında kan yerine kin akan, kötü ruhlu birinin yine bir kötülüğünü gördüğümde bir arkadaşıma “Kötülüğün bu kadarı” demiştim. O da şöyle cevap vermişti: “Murathan, sen kötülüğün ‘kadar’ı var zannediyorsun.” Yozlaşmaya, yalana, kötülüğe başvurduğunuzda o sonsuz bir sarmal. Geçmişte de böyleydi, Türkiye’de yalan söyleyenlerden hiç hesap sorulmadı. Yalanın dilin gereği gibi anlaşıldığı bir toplumda yaşıyoruz. Herkes yalan söylüyor. Yalan söylediğinin bilinci kaybolmaya başladı. Bu yolsuzluklar konusunda da aynı. Sıradan bir insan, hayatında bunun türevleriyle o kadar iç içe ki, etkilenmiyor. İltiması, yalanı meşru gören bir toplumsal kumaş var. 

Son günlerde bambaşka insanlardan aynı sözcüğü duyuyorum: ‘Kumaş’.

-Bir süredir siyasi bir kitap çalışıyorum. Anekdotlar, metaforlar, olaylar, akıl yürütmeler üstüne. Adı ‘Türkiye Saatiyle.’ Zaten öyle başlıyor: ‘Türkiye saatiyle bildiriyorum.’ Orada hep bu kumaş meselesi var. Bir ülkenin sağcısıyla solcusunun bu kadar birbirine benzemesinin varacağı nokta burasıydı zaten. Siz neye şaşırıyorsunuz? Böyle konuşmayı çok sevmiyorum ama birçok konuda yavaş yavaş bana geliyorsunuz. Bunun için deha olmaya gerek yok. Kimya gibi. Bu bileşenler, bu elementler böyle bir organizma yaratıyor. Mazur görmenin varacağı yer burası. Çaresizliğimiz son 10 yılın çaresizliği değil. Nabzı çok gerilerden atmaya başlayan bir çaresizlik.

Türkiye’de olan bitenle ilgili gazetecilerin verdiği sınav çok tartışılıyor. Edebiyatçıların da böyle bir sınavı var mı?

-Öncelikle ben gazetecilerin bir sınav verdiklerini düşünmüyorum. Bazı gazeteciler sınav veremeyecek kadar dışarıya süpürüldüler. Kalanlar bundan daha önce uyguladıkları taktikleri uyguluyorlar. Hayatta, ayakta ve villalarda kalma taktiği. Onlar beni ilgilendirmiyor. Hepsinin 30 sene öncesinden röntgenlerini çekmiş, rafa koymuştum. Kimse kusura bakmasın. Herhalde Türk medyası diyebileceğim kurum, meslek hayatının hiçbir döneminde bu kadar onursuz olmadı. Kendilerine bu kadar hazırlıksız yakalanmaları beni şaşırttı diyemeyeceğim. 

Pişman olmak artık geçersiz mi?

-Her şeyin bu kadar sahtesinin olduğu bir toplumda duyguların da hakikisi kalmaz. İnsanlar artık duygu ve düşünce geliştirmiyorlar. Sadece strateji ve taktik geliştiriyorlar. Kalplerimiz de akıllarımız da artık stratejik pazarlama taktiği geliştirme derdinde. O yüzden bu kadar çok imaj lafı ediliyor. “Yeni imaj yaptı” diyor. Saçını başını yapmış eskilerin tabiriyle. Hepimizin yanıltıldığı, yalanlara kandığı zamanlar var. Bu konuda tek silahımız olabilir: Açıklık, dürüstlük ve içtenlik. 

Edebiyatçının da sınavı geçip geçmediğine bakılır mı böyle zamanlarda?

-Her yazarın, her şairin macerasını biricik olarak görürüm. Kimse kimseye benzemek zorunda değil. Türkiye’de yeterince komiser var, yeterince kültür komiseri de gördük, yenilerine ihtiyacımız yok. Bunlardan biri olmaya hiçbir zaman aday olmadım. Hakikat nedir, işin aslı nedir? En uhrevi hakikatten gündelik, süfli gerçekliklere varana kadar bir yazarın işinin bu olduğunu düşünürüm. Türkiye bu kadar çok şey yaşarken, her konuda kalem sallamış bir yazarın diyelim ki bir Dersim konusunda tek bir satırının olmaması benim dikkatimi çekiyor. Her şey bir yana yıllardır evlatlarının kemiklerini arayan insanların karşısında nasıl bu kadar kayıtsız kalabildiklerini yazar olarak sorgulamıyorum. İnsan olarak sorguluyorum. Hayata bu kadar meraklıyken bunlara seni bu kadar uzak ve azade tutan nedir?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.