Murat İde Bakü'de İnterpress'e konuştu
"ANKARA YENİDEN FETHEDİLMELİ"

Türkiyede farklı görüşlere sahip insanlar var ve bu çok doğal. Avrupa sevgisiyle avrupalı takılan, solcusu, milliyetcısı, dincisi ve s… bu karşıt görüşlü insanlar bir birinin düçüncesini kabul etmeye bilir. Ama vatan, millet konusunda bütün ideolojik görüşler arka plana geçmeli, hatta birlik olmalı diye düşünüyorum. Bu gün dışarıdan Türkiye çok karışık bir halde gözüküyor. Azınlıklar, dinciler, sağcılar, solcular, liberaller herkes ipi başka tarafa çekiyor. Bazen milliyetçi kesim bile kendi arasında mutabakata varamıyor. Bu karışıklık içinde milliyetçiler kendilerini muhafaza edebiliyor mu? Milliyetçilerin şu anki geldikleri noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Son 6-7 yıldır yaşanan kaosa şu anki iktidar sebep oldu. Bizi getirdi bir çözüm süreci denen bir sürecin ortasına. Bunun içerisinde Ermenistanla kapıların açılması da vardı, bunun içinde PKK ile müzakereler de. Bu süreç getirdi bizi bir felaketin ortasına bıraktı. Türkiyede milliyetçiler ilk günden beri bunun yapılmaması gerektiğini , bunun Türkiyeyi bir ateşe, bölünmeye götüreceğini, türk milletinin bundan büyük bir yara alacağını söyleyip durdular. Bu gün haklı çıktılar. Belki 3-5 sene önce millet birşey demiyordu, önemsemiyordu ama bu gün bu süreçin sonuçlarıyla yüzleşmeğe başladılar.

- Çözüm süreci Türkiye'ye neleri kaybettirdi?

Bidefa türklük bilincine ve türk milleti gerçeğine ait ne varsa bunları yaraladı, bunları törpiledi. 12 yıldır iktitarda olan bir parti, 12 yıldır türk milleti kavramıyla ve türklülükle uğraşıyor. Ordusu tarafından uğraşıyor, güvenlik gücleri tarafından uğraşıyor, eğitim sisteminde uğraşıyor. Dünkü başbakan, bu günkü cumhurbaşkanı türk milliyyetçiliğini ayaklar altına alıyorum söyledi.

-Bizzat dilinden mi duydunuz?

Evet. Biz her türlü milliyetçiliği ayaklar altına aldık dedi.

- Maksadı nedir fikrinizce?

Onun cephesinden ve bakış açısından hep şunu savundu. Türkiye'de çok farklı milletler var onun için sadece türk milletinden bahs etmek doğru değil. Türkiye'de 36 tane etnik köken var dedi, o 36 dan 6 sını sayamadı. En fazla 6, bilemedin 7-ye kadar geldi. Evet Türkiye'de farklı etnik köken var. Kürtler, gürcüler, ermeniler var. Ama başbakanın saymağa çalıştığı o isimler içindekilerin büyük bölümü Türk soyluydu. Onun derdi o uluslararası bir planın, Büyük Orta Doğu projesinin gereği Türkiye'nin güney doğusunda Kürdistan diye kurulmak istenen bu devlete dahil ola bilmesi için o bölgede bir milli bilinç yarattı bu zaman içerisinde. Işte Türkiyedeki kürtler, örgüt PPK çok güçlendi. Siyasette aktif bir rol almağa başladı. Devlet bir terrör örgütünü muhatap aldı, iyice herkesin gözünde büyüttü, PKK ile masa başına oturdu. Kürt kökenli türk vatandaşlarında bir kürtlük bilinci oluşmaya başladı son 7-8 yıldır. Şimdi türk milletinin ve türk devletinin kararları karşısında böyle bir bilinç var. Ve bu çok tehlikeli birşey. Askeri anlamda savaşa bilirsiniz, polisle mücadele ede bilirsiniz, silahla mücadele ede bilirsiniz ama bir bilinçle mücadele etmek çok zor. Hemen hemen de imkansız. Işte bu bilinci Türkiyenin bir bölgesine bir zehir gibi enjekte ettiler.

AÇILIM SİYASETİ VE KİMLİKLER SAVAŞI

Niye o bilinçle mücadele etmek çok zor?

Çünki, Milli Kimliğin üzerinden 50 yılda geçse , 100 yılda geçse silmekte zorlanıyorsun. AKP 12 yıllık iktidarı boyunca Türkiye'de türk millet ve türk kimliği dışında başka bir kimliğin önünü açtı.

Bu kimlik nedir, hangi kimlik?

Eskiden kendini Türkiye vatandaşı olarak kabul eden kürt kökenli yurtdaşlarımız vardı. Şimdi onlar biz kürdüz diyor.

Peki bu kimliğin dayandığı değer ne? Her bir milli kimliğin bir deyeri ve direği olması lazım değil mi? Şimdiki siyasetin oluşturmaya çalığtığı kimliğin inançı ve değeri nadir?

Erdoğan, bizi bir arada tutan şey milli kimliğimiz değil, dinimizdir diyor. Yani dini bir pencereden bakıyor. Elbette bir çoğumuzu bir arada tutan şeydir dinimiz. Ama dinin ötesinde bizim başka şeyler de var. İnsanların dinini değiştirme şansı var, dini reddetme ihtimali var, vatandaşlağını da değiştirme şansı var ama mili kimliğini değiştirme şansı yok. Sen türk doğduysan amerikan vatandaşı ola bilirsin, ama türk olduğun gerçeğini değiştirmez. Kanını değiştirmez. Dolayısıyla, bu Büyük ortadoğu projesi neyi gerektiriyorsa Türkiye son 12 yıldır Erdoğan aracılığıyla yerine getiriyor. Bu süreçde Türkiyede bazı o bölücü mihraplarda Türkiyeyi sevmeyen güçler de var, onlar iyice palazlandı, güçlendi. Onlardan bir grup da cok cüretkar, konuşmaya, yazmaya, çizmeğe başladı. Bunlar da Türkiyedeki ermeni cemaati. Diaspora ermenileri beslemeğe başladı. Ermeni lobilerinden destek aldılar. Bir takım üniversitelerden destek aldılar. Ve son dönemde o kürt ayrılıkçı grupların dışında yoğun şekilde Türkiyede bir ermeni faaliyeti oluştu. Bu da bizim için büyük ciddi bir sorun, çünki artık 2015 yılına geldik. Soykrım yalanın yüzüncü yılına. Dünyanın her yerinde ermeniler bununla ilgili hazırlıklar yaparken, Türkiyede yaprak kıpırdamıyor. Türkiyeyi yönetenlerin türk millet gibi, türklük gibi, Türk kültürü gibi bir derdi kalmadı. Böyle bir dert kalmayıncada devletde mücadele de kalmadı. Meydan da kaldı ermenisine, kürdüne ve başkalarına. Kürt darken şurada kürtleri dışlamak anlamınde söylemiyorum. Bölüçü kürtler ve bölücülük zihniyyetini, kürtçü siyasetçileri kastediyorum. Bir şarkı sözünde olduğu gibi "Taşları bağlamışlar,köpekler serbest". Türkiyenin şu anda yaşadığı şey bu.

- Yani Erdoğanın açılım siyaseti “hak ve özğürlük” talep eden bölüçüleri aktif hale getirdi ve her kes artık kendi bağımsızlığını, kendi "haklarını" istemeye başladı?

Öyle fealiyyete geçirdi ki, 5-6 ekimde Türkiyede her tarafta PKK milleti ayağa kaldırdı. Evler yakıldı, arabalar yakıldı. Ortada savaş gibi bir fotoğraflar vardı. Bu işin ayrılıkçı kürtlerle ilgili bölümü. Diğer tarafta az önce de dedim ermeni camiası, ermeni kalemleri, bir takım dernekleri de harekete geçti. Hatta iki sene once de Sarksiyan cesaretle şunu söyledi: "Erivanı biz aldık, Ağrı dağı almak size düşer gençler". Sarkisyan bunu kendinde bir güç bulduğu için bunu söylemiyor ki. Ermenistan dediğin ne ki, bir avuç toprak. Onun hiç bir gücü yok. O gücü Türkiyenin uyguladığı yanlış politikalardan alıyor.

AKP KAĞIT ÜZERİNDE GALİP

- Belki de Erdoğanın yürütdüğü siyasetin Türklerden başka diğer etniklere çalıştığını görünce daha bir farklı cesaret aldılar bilemem ama eğer bunun farkındaysa millet Cumhurbaşkanı seçimlerinde neden bu durumu değiştirmedi? Neden dur demediler? MHP ile CHP mutabakata vardı ve birkaç partı de birleşti. Bu birliğe sevindik ama ne oldu, neden istenilen netice alınmadı?Nerede hata yapıldı, neler ters gitti?

Ben bunu bir hata olarak görmüyorum. Ama bir eksiklik var. Eksiklik şu, CHP-nin de, MHP-nin de iletişim araçları üzerinde çok büyük etkisi yok. Ama iktidarın Gazete, televizyon, radyo ve sosyal medyada etkisi var. Çünki iktidar hepsini vergi tehdidiyle, soruşturma tehdidiyle hepsini sindirdi istediyi gibi kontrol ediyor. Ordaki mesele şuydu. CHB ve MHP aslında cumhuriyyet tarihinde görülmemiş bir siyasi organizasyon yaptılar. Bu siyaseten de büyük bir riskti. Toplumun önüne Ekmeleddin İHSANOĞLU diye bir aday çıkarttılar. Şimdi AKP hep islamcı kimliği ve dinci kimliği ile siyaset yapıyor doğru mu? CHP ve MHP-nin adayı için çıkıp bi tarafta CHP-lilere “Gördünüzmü dinci adamı aday gösterdiler" dedi. Sen din üzerinden siyaset yaparken "bak dinci adamı aday gösterdiler" gibi ikiyüzlülüğü bütün medya üzerinden CHP seçmenine pompaladılar. Diğer tarafdan döndüler milli kimliği yok, türkçü değil diye MHP tabanına böyle sufleler yaptılar. Bütün bunları medya üzerinden yaptılar. İki tarafın da kafasını karıştırdılar. Şimdi orda seçime katılmayan % 19 - luk bir topluluk var. 5 kişiden 1-i seçime gitmemiş. Gitmeyenler içersinde yapılam araşdırmalara göre % 1.5 gitseydim Tayyip Erdoğana oy verirdim diyor. Geri kalan kesim tepki göstermeyip oy kullansaydı Tayyip Erdoğan bu seçimi kazanmış değildi. Tayyip Erdoğan medya oyunlarıyla insanlarda bir tepki yaradıp sandığa gitmeyen seçmen üzerinden cumhurbaşkanı seçildi. Seçimi kazanmadı. Bütün bu seçmen eğer sandığa gitseydi o gitmeyenler Tayyip Erdoğanın oyu % 40-41, hatta % 39 ları görürdü. Hani biz sükut-i hayale uğradık diyosun ya, şaşırmayın, Tayyib Erdoğanın oyu % 52-lerden oyu % 40-lara düştü. Aslında bu seçimin de galibi değil. Ama kağıt üzerinde galip.

-Türkiyede memur, iş adamı, sade vatandaşları bütün bu söylediklerinizin farkında mı?

- Öyle ya da böyle türkiyenin yarısı başından beri bunun farkında. Kimine gıda, kimine kömür yardımıyla, kimine bazı iş imkanları yaratarak, kiminin cebine para koyarak, iş dünyasına iş imkanları sağlayarak 10 yıldır bu iktidar sürekli rüşvet veriyor. Bu büyük rüşvete rağmen Türk milletinin yarısı hala bu iktidara "hayır, sana oy vermeyeceğim, sen yalnışsın" diyor. Bir başka ülkede bir iktidar bu kadar rüşvet dağıtsaydılar en az % 70-75-leri görürdü. Ama şimdi geldiğimiz noktada son 6-7 yıllık politikalarının sonuçlarıyla millet kendi yüzleşmeğe başladı. Bir bakıyor ki, her yerden bayrağı indiriliyor. Bir bakıyor andımız kaldırıldı. Bir bakıyor toplantılarda istiklal marşı okunmuyor. Bir bakıyor sokaklar her taraf ateş yerine dönmüş. Bu sonuçlarla millet karşılaşmaya başladı. Ve son iki aydır yapılam anketlerde AKP-nin çok hızlı düşdüğünü gördük. Düne kadar AKP her ay 2-3 tane gazetelerde anket yayımlatırdı. Cumhurbaşkanı seçiminden buyana bitane anket yayımlatmadı. Çünkü çok aşağıdalar. Türk milleti bunu görüyor.

-Bir kaç ay önce İstanbula geldiğim zaman çok sayda süriyelilileri, arapları gördüm. Nereye gittiysem onları gördüm. Bu ERDOĞANın yufka yürekliliğinden mi? Eğer böyle olsaydı İstanbulun her yerinde arap ülkelerinden gelen mülteciler kaynarken Uygur Türkleri günlerce hava alanında bekletilmezdi. Krım Türklerine kayıtsız kalınmazdı. B.ESAD a gösterilen tepki PUTİN e gösterilmedi. Baküye döndüğümde Facebookda bir yazı yazdım "İstanbulu tekrar feth etmek gerek”. Çünkü, insanlar bir yerden başka bir yere köç ettikleri zaman sadece cismen gelmez, fikren de göç eder. Kendileri ile beraber düşüncelerini, gelenek ve göreneklerini de getiriyorlar. Bu da başka bir tarafdan istila demek. Bu da mı çözüm sürecinin bir parçası?

- Elbette bir parçası ve sonucu. Diyosun ki, İstanbulun yeniden fethe ihtiyacı var. Şu an ihtiyacımız İstanbulun fethi değil. Şu an ihtiyacımız Ankaranın fethi. Bu defa yer değişti. Eğer Ankara feth edilirse, İstanbul düzelir. Ama şu sizi şaşırtmasın. Neden PUTİN e laf söylemedi, Doğu Türkistan için birşey yapmadı? En yakınında eşi Emine hanım Arakan’a ağladı, Filistin’e ağladı, Etiopya’ya ağladı, Suriye’ye ağladı, Irak’a ağladı, oraya ağladı, buraya ağladı. Ama Hocalı için ağlamadı, Türkmenler için bir damla göz yaşı dökmedi. Hiç gidip Türkmen kampında Angelina Jolie’ ler gidip fotoğraf çekmediler. Dolaysıyla bu iktidarın ve bu iktidarın ortaklarının türk milleti ve türklük gibi bir derdi yok. Bunun ötesinde Türklüğe ve türk milletine zarar vermek üzere ortaya çıkmış adamlar. Her geçen gün bunu daha da iyi anlıyoruz, ama şundan emin ol ki, Türk milleti bunu son 1 yıldır çok daha net görmeğe başladı. Bundan sonra da daha iyi görecek.

YARGILANACAKLAR!

Peki Peşmerge olayına yaklaşımınız nasıl? Dağdan inmesine ve Türkiyenin sınırlarının kullanarak Suriyeye gidebilmesine imkanlar yaratmanın izahı ne?

Yargılanacaklar! Büyük bir anayasa suçu işlediler, yarğılanacaklar. Onun için de gizli-saklı yapmağa çalışıyorlar hala. Bazı anlaşmalar imzalamışlar, yeniden silahlar geçti gitti. Meclisten aldıkları tezkere, o yetki belgesinde yabancı askerlerin Türkiye topraklarının kullanımına izin verme yetkisi var. Peşmerke kimin askeri? Peşmergenin bir yabancı asker statüsü yok ki. En fazla İrak anayasasına göre Irakın bir silahlı gücü. Peki Irak merkezi hükumeti ile, Bağdatla bir yazışma var mı? Yok! Bağdatdan talep var mı? Yok! Görüşme var mı? Yok! Peşmergeyi bu tezkere ile sınırdan geçirmekle anayasal süç işlediler. Bunu yarın yargılanırken önlerine iddanamede koyacaklar.

TÜCCAR SIYASETÇI...

-AKP-den önceki Türkiye-Azerbaycan ilişkileriyle AKP-den sonrakı ilişkiler arasında bir fark hissediyor musunuz?

Tabi, hissetmezmiyim? Türklükle meselesi olan, Türk milletiyle meselesi olan bir adamın Azerbaycanı seve bilmesi, oraya kardeş gibi davranması beklene bilir mi? Elbette Azerbaycanla ilişkiler devlet katında bi şekilde devam ediyor, etmek zorunda. Azerbeycana arkasını dönmeğe kalkarsa bugün çok ilgisiz görünen türk milleti ayağa kalkar, onu da orada oturtmaz, indirir aşağı. Azerbaycan konusunda iş zora geldiği anda Türk milletinin nasıl ayağa kalkacağını daha önce de gördük.
Ama bunlar tüccar siyasetçi. Bunların türklük, kardeşlik gibi bir derdi yok. Bakma öğle ortalarda kardeşim dediğine. Sarkisyanla beraber oturup maç izleyen de kendi seçdiyi cumhur başkanıydı. Kapıları açmak isteyende kendiydi. Onun için de Türklük ve türk milletiyle bağı olmayan birinin kardeşlikle ilgili de endişesi olamaz. Ama ekonomik ilişkileri gelindiğinde Azerbaycanla bu ilişkiler yoğun bir şekilde devam ediyor. Neden? Çünkü bunlar tüccar. Bunlar devlet adamı değil. Bunlara SOCAR dedinmi Azerbaycanı çok seviyorlar. Bunlar TANAP deyince Azerbaycanı çok seviyorlar. Bizim ihtiyacımız bu değil.

"TÜRKİYE YOKSA BURDA BEN VARIM"

Baku, “Birisi yapacaksa kardeşim yapsın!” deyib Türk firmalarına öncelik sunuyor bunu biliyoruz. Bu kardeşliğin bir gereği. Ama bizim şu anda derdimiz ben Azerbaycanda tüccar bir siyaset yapıb para kazanırım değil, bu olmamalı. Öncelikle kardeşlik gibi bir derdimiz var. İlham Aliyev çıktı "Türkiye yoksa burda ben varım" dedi. Kardeşlik bu. Bir ülkenin cumhurbaşkanı bunu söyleye biliyorsa, ben o bana sahip çıkan cumhurbaşkanına karşı sessiz kalırsam ben mahcup olurum. Kafamı yerden kaldıramam.

GÜL ve ERDOĞAN’IN YOLLARI TAMAMEN AYRILDI

-Tayyip ERDOĞAN ve Abdullah GÜL arasında soğukluk var sanki. Ben bunu böyle hiss ediyorum. Yanılıyor muyum?

O kadar soğuk ki, bu soğukluk bizi donduruyor. Biz üşüyoruz o soğukluktan. O derece soğuk yani. Soğukluğun ötesinde kavga gürültü başladı. Bunlar eskiden bir birine kardeşim deyib duruyodu. İktidar ve güç öyle birşey ki, bir süre sonra güç alanını genişletmek için her kes bir kavganın peşine düşüyor. Yolları artık tamamen ayrıldı. Bakma medya önünde selam sabah etdiklerine. Abdullah GÜL’ün yeniden aday olma hakkı olduğu halde ona sormadan? Belirledikleri takvimle de önünü keserek GÜL’ü siyasetin dışına attılar. Ama AKPde bu anlamda ciddi bir rahatsızlık var. Ben Abdullah Gülü yakın bir zamanda tekrar siyaset sahnesinde görüceğimizi düşünüyorum. AKP-nin başına bir şekilde A.GÜL ün geçeceğini düşünüyorum. DAVUTOĞLU nu da kendi irade ve isteğiyle getirmedi zaten. Dış baskıların sonucunda mecburen getirdi. Ahmet DAVUTOĞLU artık başbakanlığın gücünü hissetmeğe başladı. Ve bir süre sonra “1 dakika ben kukla değilim, siz yerinizde oturun, başbakan benim diyecek” demeğe başladı çünki.

-A.DAVUTOĞLU fıtraten sakin biriydi. Ama şimdi meydanlarda R.T.ERDOĞAN gibi konuşmaya, parmak sallamaya başladı. Moda mı oldu bu konuşma tarzı yoksa benzemeğe mi çalışıyor?

Artık güçlendiğini hiss ediyor çünki. Artık daha başbakan gibi konuşacak. Sessiz sedasız bazı gerginlikler yaşanıyor. ERDOĞAN birşey söylüyor, DAVUTOĞLU başka birşey söylüyor. Türkiyede çok konuşulmadı ama 3 ay boyunca başbakan müştesarı atanmadı, atanamadı. Ahmet Davutoğlu bir isim önerdi, Tayip Erdoğan onu redde etti, Erdoğanın önerdiğini Davutoğlu redd etti. Bu ne demek? Güç kavgası başladı demek.

TÜRKİYEDEKİ PARALEL YAPI KCK

- Bir paralel yapı meselesi var uzayıp gidiyor. Azerbaycanda da her kes biliyor ki, bunlar bir birini besledi. Şimdi bir şekilde çıkarlar çatıştı ve Erdoğan nereye giderse herşeyin suçunu paralel yapının üzerine atmaya çalışıyor. Peki bununla Erdoğan ne yapmak istiyor?

Bir gemi su alırken ilk yaptıkları şey ne olur? Ağırlıkları atmak. Ve öncelikle de işine yaramıyıcakları atarsın. Her kaptan bunu yapar her halde. Tayyip Erdoğan da bunu yapıyor. Solcular, Liberaller, Cemaat, Sosyal Demokratlar, Milliyetçi camianın bazı isimleri bunların hepsini o gemiye doldurdu, menfaat birliği ile yola çıktı. Eğer bir hırsızlık varsa beraber yaptınız, eğer orduya bir kumpas kurulduysa beraber kurdunuz, Türkiye devletinin temeliyle oynandıysa beraber yaptılar. Şimdi bütün bunlar su yüzüne çıkınca ERDOĞAN: “orduya kumpası ben kurmadım, paralel yapı kurdu”, diğer taraftan “terör örgütüne çok yüz verdiler, kim verdi? Liberaller verdi” diyor. Her suçu birin üzerine atıp gemiden kurtulmak istiyor.

Herkesi atmaya çalışıyor peki gemide kim kalacak? Kendisi sahile çıka bilecek mi?

Kendi dışında kimse kalmayacak ama kendi kaptan olarak sahile çıkamayacak. Gemide şimdi sadece mefaet birliyi olanlar kaldılar. Türkiye’de bir paralel yapı var evet, ama bunun adı KCK. Yani PKK nın oluşturduğu devlet mekanizması. Türkiye’nin şu anda en büyük derdi bu.

-Cematin zararı varmı Türkiyeye?

Evet, çok ciddi zararları oldu. Ayrıca yalnız Türkiye’ye değil, benim kanaatimce cemaaatin Türk dünyasına çok büyük zararı oldu. Azerbaycan’a da oldu, Türkmenistan’a da oldu, Acaristan’a da oldu. Her yerde oldu. Kendilerini türk milliyetçisi diye pazarlayıp Türkler için çalışıyoruz deyip, Türk milletinin aleyhine bu zamana kadar ne yapıldıysa hepsinin sonuna imzalarını attılar.

-Türkiyede Hrant Dink cinayetinden sonra insanların sokaklara çıkıp da “hepimiz ermeniyiz”demesi bir Türk için ne demek?

Türkiyeden dışarıya öyle bir fotoğraf yansıyor ki, bu da medyanın sayesinde. Medya da AKP nin elinde olduğu için bu taplo ortaya çıktı. Cumhur Başkanının danışmanı kim oldu, Etyan Mahçupyan. Ben ona et yiyen, mahçup olmayan adam diyorum. Etyan Mahçupyanı danışman olarak alan zihin medyanın üzerine çoktüğü için siz sadece medyada konuşulanları duyarak fikir sahibi oluyorsunuz. Oysa memleketin kahvesinde, minibüsünde, evde, iş yerinde, sokakdakı her kesin boğazına kadar geldi. Fakat bu medyaya yansımıyor, onun için görmüyorsunuz. “Hepimiz ermeniyiz” deye yürüdüler, ermeniyiz sözünü kullanmaları aslında çok artniyetli bir şey değildi. Sade vatandaş için söylüyorum. Bunu organize eden o yılanlardan söz etmiyorum. Bir haksızlıktı, bir cinayet oldu. Cinayet olmasın diye kullandılar o kelimeyi. Bu cinayete bir tepkiydi. Benim itirazım o lafa değil, benim dert etdiğim hepimiz ermeniyiz diye gezenler hakkaten ermeni gibi davranmaya başladılar. Ben orayı dert ediyorum. Ellerine bir kağıt alıp her kes ermeniyiz diye yazmış. Yaz , bin defa yaz. Damarındaki kanı değiştirecek değilsin ya? Ama baktımki damarındaki kan değişmiş gibi, hepsi ermeni gibi. İhanetin coğrafiyası yoktur. Ihanet başka bir hastalık. Bu bir virus gibi, her yerde olabiliyor. Bu iktidarın yanlış politikaları bu tür hastalıkların önünü açtı.
Başka bir örnek, Yıllardır Xocalı Soykrımı bir takım etkinliklere Türkiyede anılır. Ama 2 yıl önce Hepimiz ermeniyiz diye yürüyenlerden sonda İstanbulda Taksim meydanını dolduran kalabalığı hepimiz gördük. Hepimiz ermeniyiz diye yürüyenlerden 3-5 kat daha fazla insan Taksim meydanına akın etti. Giremeyenler de oldu. Bu onlara bir cevaptı. Yani ermeniyiz diyenler üzerinden fikir deyerlendirmeyin. Ondan sonraki Xocalı Soykrımında olan tepkiye bakın.

-Türkiyeden Azerbaycana bakınca Azerbaycan medyasını, siyasetini nasıl görüyorsunuz?

Burdaki milli şüur varlığını koruyor. Türkiyenin Azerbaycana bakarken hissettiklerinden daha çok şeyler hissediyor Azerbaycan Türkiyeye bakarken. Ben Azerbaycanın çok kritik bir coğrafyada ve bu kadar da ciddi enerji kaynakları varken, bu kadar ağır diplomatik şartlarda çok iyi bir denge yürütdüğünü ve çok sağlıklı büyüdüğünü görüyorum. Elbette bu süreçde eksikleri olur, şunlar, bunlar olur. Ama ilginçdir, bir türkiye türkü olarak söyleyeyim bazen büyüklerimizle şakalaşırız pılımızı -pırtımızı toparlayıp yine buraya döneceğiz diyorum. Bunu sadece ben yaşamıyorum. Türkiyede çok insan Azerbeycanı bir kardeş olarak görmüyor, ikinci bir vatan olarak görüyor. Ama emin ol türklüğe dair umutsuzluğa düşdüğümüzde Bakü var diyoruz.

Ramal HÜSEYNOV
İnterpress.az
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.