Mine Söğüt yazdı: Bizi kim öldürdü?

Öyle cinayetler vardır ki, ölenler acılarıyla diri kalırlar; o yüzden kendileri için kazılan mezarlara bir türlü sığmaz, hâlâ yaşar gibi hayata taşar, hesap sorarlar:
“Bizi kim öldürdü?”
Roboski’de bundan üç yıl önce askeri savaş uçakları tarafından bombalanarak ‘yanlışlıkla’ öldürülen 34 kişinin acısı ve o acının cevapsız sorusu o yüzden hâlâ dipdiri.
Köyün tepesindeki küçük mezarlıkta, bir kayanın üzerinde oturuyorum.
Hani günlerdir televizyonlarda, gazetelerde gördüğünüz, rengârenk plastik çiçeklerle süslü o mezarlıkta.
Hani 34 kişinin üç yıl önce ağıtlarla ve sorumlularına okunan lanetlerle gömüldüğü o mezarlıkta.
Şu anda burası bomboş ama az önce binlerce kişi vardı.
Dik yokuşlu uzun bir yolu kayıplarının fotoğraflarını göğüslerine bastırarak ve sloganlar atarak tırmandılar.
Çocuklarının akıllara ve yüreklere sığmayan o sorusunu, dağların çukurundaki köylerinden dağların tepelerindeki mezarlığa, sanki cenazelerini taşır gibi bir kez daha taşıdılar.
“Bizi kim öldürdü?”
Hava soğuk ama güneşli. Az önce etrafta yakılan küçük ateşler alevlerini kaybetti; arta kalan küllerden yükselen siyah ince dumanlar karlı dağların doruklarına doğru süzülüyor.
Mezar başında ağlayan anneler, çocuklarının fotoğraflarını göğüslerine bastırarak ve can acıtan ağıtlar yakarak yokuş aşağıya evlerinin yolunu tuttular.
Yere sert basan topuk sesleri, öfkeyle atan kalp seslerine karışıyor.
Bütün o sesler şu anda bu mezarlıkta duyuluyor.
Ama az sonra her yer ıssızlaşacak.
Mezar başında, kameralar karşısında, mikrofonlarda yapılan konuşmalar linyit kokan havaya karışacaklar.
Zaman annelerin çocuksuz ve soruların cevapsız kalmasını her zamanki gibi umursamadan geçip gidecek.
Yakın tarihimizdeki sayısız
‘faili meçhul, sorumlusu meşhur’
cinayet hangi kuyunun dibindeyse, bu cinayetler de aynı kuyunun karanlığında yitecek.
Gece oluyor. Arada yağmur çiseliyor. Yerler çamur. Suyu kahverengi incecik dere, köyün içinden cılız bir çığıltıyla akıyor.
Ölenlerin yakınları gece yarısına doğru, tam katliam saatinde her yıl olduğu gibi gökyüzüne fenerler göndermeye hazırlanıyorlar.
O fenerlerin kısa ömürlü parlak ışıklarına iliştirilecek dileklerin neler olacağını tahmin etmek zor değil.
O dileklerin maalesef daha uzun süre gerçekleşmeyeceğini tahmin etmek de...
Ama gerçekleşmeyecek olsa bile, ben bu gece adaletten umut kesmenin ne anlama geldiğini henüz bilemeyecek kadar küçük ama vicdanın anlamını sezebilecek kadar büyük bir oğlan çocuğunun, eline bir dilek feneri alacağını biliyorum.
O çocuk, feneri yakıp geceye salacak ve karanlığa “Halkımı kim öldürdü?” diye soracak.
Sonra derin bir çocuk uykusuna yatacak.
Rüyasında üniformalı bir pilot, saçlarını okşayarak ve bu itirafı gerçek hayatta yapmadığı için kahrolarak gerçekleri ona bir bir anlatacak.
Düşünün, o çocuk, o rüyadan nasıl uyanacak.


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.