Melih Gökçek\'in Muhsin Yazıcıoğlu telaşı nedir?

17 Aralık operasyonundan sonra herkes gördü ki, Türkiye'de bundan sonra hiçbirşey eskisi gibi olmayacak. AKP/ Cemaat arasındaki kavganın ortaya çıkardığı en büyük gerçek ise, Türkiye'nin AKP tarafından akıllara durgunluk verecek şekilde soyulduğudur. Bu duruma hırsızlık demek bile, inanın hırsızlık mesleğine hakaret olur. Bu soygunun başka bir adı, başka bir iğrenç tarifi olmalıdır.

En acı olanda Türkiye'nin 'Allah , din, iman, peygamber ' diyerek toplumu kandıran kişiler tarafından soyulmasıdır. Soygunun, vurgunun ve rüşvetin belgesi olan ses kayıtlarındaki diyaloglar gerçekten insanın midesini bulandırıyor.

Başbakan "Kucağa oturacaklar" diyor, AKP'den aldığı ihaleler karşısında AKP'nin medya havuzuna para aktaran işadamı "Bu milletin a.koyacağız" diyor, eski İçişleri Bakanı Muammer Güler "Sana bir şey olmaması için önüne yatarım Reza" diyor, dağıttığı rüşvet ile AKP'yi kucağına oturtmuş ve Başbakanın 'Hayırsever" diye bahsettiği İranlı Rıza Sarraf ise "Annemin babası derdi ki: Orospu ile memurun bahşişini başında verin" diyor… Bu diyaloglar sözde İslamcı, sözde dindarların diyalogları…

Ses kayıtlarında bahsi geçen yolsuzluğun, rüşvetin, hırsızlığın içindeki paraları tarif etmeye inanın bizim aklımız bile yetmez.

AKP / Cemaat arasındaki kavga işte bu rezaletleri ortaya çıkarıp, AKP'nin gerçekten millete hizmetle, dinle, imanla alakasının olmadığı, tek meselesinin para olduğu çok net göstermiştir.

Aldığı darbeler sonrası AKP sallanıyor, AKP eriyor, AKP tükeniyor.

Cemaat yazarlarının sürekli bir şekilde "Herşey güzel olacak" yorumları ve sürekli bir şekilde "Turpun büyüğü heybededir" mesajını vermeleri, AKP'nin köşeye iyice sıkıştığını göstermektedir.

17 Aralık operasyonu ile birlikte sadece soygunun, vurgunun ve rüşvetin merkezi ortaya çıktığı gibi, karanlıkta kalan birçok olayında bu kavga sonrası ortaya çıkacağı konuşulmaktadır. Muhsin Yazıcıoğlu'nun ölümü yada öldürülmesi hakkındaki gerçekler, MHP ve CHP'ye yapılan kaset operasyonun arkasında kimler olduğu, AKP/ PKK arasındaki ilişkiler, millete ahlak dersi verenlerin ahlaksızlıkları gibi birçok konu sosyal medyada tartışılan ve konuşulan konulardır.

Öyleki AKP'ye oy verdiğini söyleyen, AKP'nin yandaş sitesi olarak adını duyuran "İnternethaber" sitesinin yazarı Süleyman Özışık bile "İşte cemaatin yakında yayınlayacağı kasetler!" başlıklı yazısında " Peki günlerdir cemaate yakın gazetecilerin bahsini ettiği "Büyük turp torbada" meselesi nedir derseniz...

Asıl bomba o kaset!

Kasette Muhsin Yazıcıoğlu'nun ölmesinden veya öldürülmesinden Erdoğan baş sorumlu tutuluyor. Hatta, ölümde bizzat Erdoğan'ın parmağının olduğuna dair konuşmalar yer alıyor.

Kasetin yayın tarihi mi?

30 Mart'a 3 kala! Yani seçim yasaklarının başladığı, siyasi liderlerin ekrana çıkıp kendini savunamayacağı dönemde yayına verilecek!" şeklinde ifadeler kullanmıştır.

Twitter'da Fuat Avni adıyla Başbakan ve Başbakanın tüm yakın çevresi hakkında çok ilginç bilgiler veren kişinin "Alın size turpun en büyüğü Muhsin Başkan'ın öldürülmesinden Beyefendi haberdardı. Bunu devletin bekası için kabullenmişti. Beyefendi'nin en büyük korkusu bunu bildiğine dair ses kaydının ortaya çıkacak olması. Korkunun ecele faydası yok. Allah Kadir'i Mutlak" şeklinde attığı twitler Türkiye'de soygunun, vurgunun ve rüşvetin tartışıldığı bir dönem çok ilginç gelmektedir. Hırsızlığı tartışılan AKP'nin, Muhsin Yazıcıoğlu'nun ölümüyle anılması da Türkiye'nin daha ilginç olaylara gebe olduğunu göstermektedir.

Kemal Kılıçdaroğlu, Deniz Baykal'ın kaset operasyonuna maruz kalması üzerinden CHP'ye sürekli saldıran Başbakan Erdoğan'a verdiği cevapta şunları söylemişti: "İki olay arasında dağlar kadar fark var. Bir olay tümüyle özel yaşamla ilgili. Onun faili, özel yaşamı, kontrol eden, denetleyen Recep Tayyip Erdoğan'dır. Şaibeli bir kişidir yani. Onun bilgisi dahilinde gerçekleşen bir olaydır. Bu kadar net söylüyorum. Kendisi talimat verdi. MİT'e bunun faillerini bulun diye kendisi söyledi. Bugüne kadar bulunmadı. Özel yaşamdı. Neden bulunmadı?"

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun "Onun bilgisi dahilinde gerçekleşen bir olaydır." dediği Deniz Baykal'ın kaset olayı ile 2011 seçimleri öncesi MHP'ye kurulan kaset ve internet siteleri tezgahlarını yan yana getirdiğimizde zaten her şey çok netleşiyor.

"Yürüdüğünüz koridorlar ve inip çıktığınız merdivenler haber kaynağımızdır." diye MHP'nin aleyhinde yayın yapan (www.ulkucugazete.com ) haber sitesi kimin parası ile kurulmuştu? AKP'den meclis üyesi olmuş, AKP'den milletvekili aday adayı olmuş, AKP'li Bakan Binali Yıldırım'ın elinden ödüller almış İbrahim Faruk Bayındır isimli işadamının değil miydi?

Bu AKP'li İbrahim Faruk Bayındır "Bir kredi kartımdan, bilgim olmaksızın yurt dışı internet hizmetleri veren bir firmadan harcama yapıldığı tespit edilmiş, harcama limitleri yüksek birden fazla kredi kartımın olması ve hesap ekstrelerini inceleme alışkanlığımın olmaması nedeni ile bu harcamalar tarafımca fark edilememiştir." Sözleri ile olayı kabul ve itiraf etmemiş miydi?

"Milyonlarca vatandaşım gibi ben de AK Parti program ve tüzüğünü benimsemiş, felsefesini paylaşan inançlı bir iş adamıyım." Diyen AKP meclis üyesi, AKP milletvekili aday adayı ve Binali Yıldırım'ın elinden ödül alan İbrahim Faruk Bayındır niçin adı "Ülkücü" olan bir site kurar ki?

Kredi kartının bilgileri, kullanılan telefon numaraları, ABD ile yazışmaların hepsi savcılığa verildiği halde Recep Tayyip Erdoğan o zaman ne yapıyordu? Ne yapacak, miting meydanlarında "Hala bu medya, bu siyasiler 'İnsanın özeline karışıyor' diyorlar. Yahu kendi eşiyle mi bir şey oluyor da özel oluyor. Bu özel değil, bu genel genel. Bu genel bir ahlaksızlıktır…" diyerek kasetler üzerinden siyaset yapıyordu.

Bende tüm bu konuşulanlar üzerinden sosyal medya aracı olan Twitter üzerinden "Muhsin Yazıcıoğlu'nu kim öldürdü Tayyip? , MHP ve CHP'ye kim kaset operasyonu yaptı Tayyip?" ve "Recep Tayyip Erdoğan ABD'ye ve Kandil'e kaçacak" şeklinde twitler attım. Bu twitlerimi sayfasında kim paylaştı biliyor musunuz?

30 Mart akşamı eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı olarak anacağımız İ.Melih Gökçek… Benim twitlerimi paylaştıktan sonra da kendi şu twitleri attı:

 

 

- BURADAN ILAN EDİYORUM... YARIN BU KONUDA BIR İDDİA, BIR MONTAJ KASET ORTAYA ATILIRSA BU KONUYU ÖNCEDEN DİLLENDİREN YILDIRAY ÇINAR SORUMLUDUR.

- BİLDİĞİNİ DERHAL AÇIKLA YILDIRAY ÇINAR. AÇIKLAMIYORSAN MONTAJ KASET HAZIR DEĞIL Mİ? BÖYLE BIR KASET UYDURULURSA ILK SEN SAVCIYA HESAP VERİRSİN

- ÖZÜR DILERIM YILDIRAY ÇINAR YAZMIŞIM... KASTIM YILDIRAY ÇİÇEKTİR...

- YILDIRAY ÇİÇEK NİYE TWİTLERİ SİLDİN? TWITLERIN KAYIDA GİRDİ. BÖYLE BIR OLAY ORTAYA ÇIKARSA KESINLIKLE SORUMLUSUN...

Ben kendi attığım mesajların İ.Melih Gökçek'in Retveet yapması (Kendi sayfasında paylaşması) üzerine yüzlerce talimatlı ve maaşlı elemanların hakaret ve küfürlerle yorum yapmasının önüne geçmek için sildim ve kendisinin "niye sildin?" sorusuna "Başkan senlik bir şey yok aynısını zaten tekrar yazdım, onları itler saldıraya geçince sildim. Beni retveet yapma ahmaklarla uğraşmayı sevmiyorum , başıma doluşuyorlar Melih beyim :):)" şeklinde cevap yazdım. Melih Gökçek'in "Yıldıray Çiçek niye sildin?" dediği mesajların aynısı ve aynı içerikli onlarca mesaj sayfamda duruyor.

Neyse bu bilgiden sonra gelelim asıl hissettiğim konuya… Melih Gökçek seçim çalışmaları yaparken bile, benim bu twitlerimi sayfasında paylaşıyorsa AKP'nin gerçekten korktuğu ve telaşa düştüğü bir durum vardır.

AKP'nin yandaş sitesindeki /yandaş yazarı Süleyman Özışık benim mesajlarımdan 4-5 gün önce "Asıl bomba o kaset! Kasette Muhsin Yazıcıoğlu'nun ölmesinden veya öldürülmesinden Erdoğan baş sorumlu tutuluyor. Hatta, ölümde bizzat Erdoğan'ın parmağının olduğuna dair konuşmalar yer alıyor." Yazısını yazdığı halde İ.Melih Gökçek'in bildiği bir şeyler var ki, küçücük aklınca günah keçisi aramaktadırlar.

Yukarıda bahsettiğim Fuatavni , 21 Şubat 2014 tarihinde çok açık ve net Muhsin Yazıcıoğlu iddiaları yazdığı halde onları paylaşmayıp, benim twitlerimi paylaşması da çok ilginçtir. Belki de hakkında yazdığım yazıların intikamını alıyor kendince…

Benim on binlerce mesajımdan hiçbir paylaşım yapmayan ve onlara yorumu olmayan İ.Melih Gökçek'in bu konulardaki mesajlarıma ilgi göstermesi, bu konuda AKP'nin bildiği ve korktuğu bir şeylerin olduğunu göstermektedir. Başta BBP Genel Başkanı olmak üzere tüm Türkiye bu iddiaların takipçisi olmalıdır.

BBP Genel Başkanı Mustafa Destici de zaten geçtiğimiz günlerde katıldığı bir televizyon programında "Devletin tepesindeki insanlar biliyorlar mı aslında bunun ne olduğunu böyle bir sonuç mu çıkıyor?" sorusuna, "Ben bir takım bilgilere sahip olduklarını düşünüyorum. Bizden daha fazla bir şeyler bildiklerini düşünüyorum. Bilmezlerse eksiklik olduğunu düşünüyorum." şeklinde verdiği cevabı da herkes not almalıdır.

AKP'nin tüm pisliklerini montaj diye örtmeye çalıştığı bir ortamda herkes çok dikkatli olmalıdır.

AKP'nin soygun ve vurgun olayları tartışılırken, Muhsin Yazıcıoğlu'nun ölümünün çeşitli iddialarla gündeme gelmesinin elbette bir anlamı vardır.

Hele hele 17 Aralık'tan hemen sonra yazdıkları ile AKP'nin hırsızlıklarına fetva veriyor suçlamasına maruz kalan Yeni Şafak yazarı Hayrettin Karaman'ın "Kamuya (ve bu arada ümmete) ait zararı önlemek için bir şahıs, bölge veya gruba ait zarar göze alınır, sineye çekilir. Siyasette olan selim akıl ve kalb sahiplerine de bu kuralı hatırlatıyor ve örnek olarak merhum şehid Muhsin Yazıcıoğlu'nu dua ile anıyorum." Sözleri çok tuhaftır.

AKP'li bir yazar yayınlanacak bir kasetten bahsedip "Muhsin Yazıcıoğlu'nun ölmesinden veya öldürülmesinden Erdoğan baş sorumlu tutuluyor." diyecek ve yorumları birçok internet sitesinde haber olmuş Fuatavni isimli AKP'yi yakından tanıyan birisi olduğu anlaşılan bir başka kişi "Alın size turpun en büyüğü Muhsin Başkan'ın öldürülmesinden Beyefendi haberdardı. Bunu devletin bekası için kabullenmişti." Diyecek ve Hayrettin Karaman'ın yazdığı bu yazı ortada olacak, en nihayetinde bu hal şüpheli olmayacak öyle mi?

17 Aralık sonrası sadece hırsızlıklar değil, patlayan ampulün tüm kara kutusu deşifre olacak gibi görünmektedir. AKP'yi en iyi bilen İ.Melih Gökçek telaşlandı ise inanın bu işin içinde bir karanlık iş vardır.

Şu ortalığa saçılan soygunu ve vurgunu gün yüzüne çıkaran ses kayıtlarına hiç şaşırmadık ama bundan sonra çıkacak olanlara tüm Türkiye olarak hayret edecek gibiyiz. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığını kaybedecek İ.Melih Gökçek'in telaşı da elbette anlamlı ve yerindedir! Ama niye Muhsin Yazıcıoğlu ve MHP'ye, CHP'ye yapılan kaset operasyonları ile ilgili olanlar telaşlandırdı acaba?

Muhsin Yazıcıoğlu vefat ettikten sonra "Bu bir kaza değil, suikasttır" diye en çok kim manşet attı,kim haber yaptı? Elbette AKP medyası…

Bakın o haberlerin yapıldığı günlerde "NEYİ SAKLIYORSUNUZ VE BU BİLGİ KİRLİLİĞİ NEDEN YARATILIYOR?" başlıklı yazımda neleri yazmışım:

Merhum Muhsin Yazıcıoğlu, Recep Tayyip Erdoğan'ın miting meydanlarında kendisi gibi uçağa ve helikoptere binemedikleri için muhalefet partisi liderlerini "Uçma Özürlü" diye suçladığı bir zamanda, helikopterle arkadaşları ile birlikte seyahat ettiği bir sırada hepimizi acıya boğan kaza sonucu hakkın rahmetine kavuşmuştur.

"Uçma Özürlü" diye suçlanan bir muhalefet partisinin liderinin düşen helikopterini "Bulma Özürlü" iktidar, kendi medyasını kullanarak "cambaza bak" oyunu oynamayı bırakarak, helikopterin düşmesinde karanlıkta kalan yönlerini ortaya çıkarmalıdır.

Hergün manşet manşet senaryo yazarak neyin üzerini kapatmaya, neyi gizlemeye çalışıyorlar?

Devletin gücü dağa düşen helikopteri 3-4 günde bulmaya yetmediyse, ilk önce sorgulanması gereken budur? Devletin tüm kurumlarını yönetenin AKP olduğu ortada iken, yandaşlar artık toplum algılamasıyla dalga geçmesin.

Ortada çok büyük bilgi kirliliği vardır. Bunu yaratan da AKP'nin yandaş medyasıdır.

Bu bilgi kirliliğinin bundan sonra da yaratacağı birçok tehlike olacaktır. Merhum Muhsin Yazıcıoğlu'nun helikopteri gerçekten bir suikast sonucu düşürüldüyse yaratılan bu bilgi kirliliği önümüzdeki süreçte karanlık odakların buna benzer yöntemleri uygulamasını çok rahat hale getirecektir.

Bu bilgi kirliliği nereden üretiliyorsa, suçlunun aranacağı yer orasıdır.

Bir telefon sinyali ile nerde bulunduğunu nokta atışı belirleyen teknoloji varken, 6 kişinin bulunduğu yerde ve üstelik içlerinden birisi olan gazetecinin telefonda feryat eden konuşmaları varken, düşen helikopterin bulunamaması ve orada bulunan insanların ölüme terk edilmesi basit bir olay değildir.

Bu helikopter kazasında çok karanlık yönler vardır. Bu karanlığı derinleştiren ise AKP iktidarıdır. BBP içinde yükselen tepkiler ve yapılan protesto gösterileri de zaten bunu işaret etmektedir.

Merhum Muhsin Yazıcıoğlu'nu ölüme terk edip, şimdi yandaş medyası aracılığı ile onun üzerinden senaryo üretip, kendi siyasi hedefleri için malzeme yapanlara yazıklar olsun…

(8 Şubat 2011

2011 yılında bunları yazmışız ve 2014 yılında AKP sarsılırken Muhsin Yazıcıoğlu'nun ölümü yine konuşuluyor. Bu işin içinde gerçekten bir iş var. Ortada gerçekten "Turpun büyüğü heybede olan" bir hal varsa 30 Mart'a kadar göreceğiz.

Ama yazımızın ana konusu İ.Melih Gökçek bu heybedeki turpu biliyor mu ki, bizimle alakası olmayan konularda, böyle ucuz tehditlerde bulunuyor?

İ.Melih Gökçek'in bu dünyada tehdit edemeyeceği tek kişi MHP'liler ve Ülkücülerdir.

Anladın mı İ.Melih Gökçek?

YILDIRAY ÇİÇEK

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.