Madem Kendiniz Havlayacaktınız  Bu Kadar Köpeği  Neden Besliyorsunuz?
Takvim gazetesinin geçen günkü iddiasına göre, Dumanlı 14 Aralık'ta Brüksel'deydi ve buradan İsrail'e uçmuştu, 16 Aralık'a kadar bazı görüşmeler yapmış ve 16 Aralık'ta Tel Aviv üzerinden İstanbul'a dönmüştü. 

Ekrem Dumanlı, 17 Aralık'ın hemen öncesinde Brüksel üzerinden İsrail'e gittiği iddiasına geçen hafta ağır sözlerle karşılık vermiş ve yandaş Takvim'den iddialarını ispatlamalarını istemiş ve ispatlanırsa ülkeyi terkedeceğini belirtmişti; ama iddia sahiplerinden şuana kadar bir cevap gelmedi..


İŞTE EKREM DUMANLI'NIN BUGÜNKÜ YAZISINDAN BİR KISIM;

Sıfır!


Kim ne derse desin, gerçek şu ki adalet kan kaybediyor, yargıya güven yerle bir oluyor. Çift yönlü işleyen bir sistem var çünkü. Bir taraftan somut bilgi ve belgeye dayanan suçlar örtbas ediliyor; diğer taraftan intikamcı bir içgüdüyle suç ihdas ediliyor, siyasî bir amaca binaen mahkemeler kuruluyor.
Vatandaş, “Hırsızlar serbest, hırsız avcıları mahpus!” derken haksız mı? Görüntü bu. Bazı kişiler ‘hesap sorulamaz' hale getirildi. Sade vatandaş için geçerli mi bu durum? Tabii ki hayır. Rüşvet, yolsuzluk, kara para, ihaleye fesat karıştırma, ihtilas gibi apaçık suçların sanıkları onca yasal belgeye rağmen serbest bırakıldı. Yetmedi, dosyaları kapatıldı. Hafta içinde Reza Zarrab'ın, bakan çocuklarının ve pek çok ‘saygın kişi'den oluşan 53 şüphelinin suç dosyası sıfırlandı. Oysa ortaya çıkan deliller yüzünden 4 bakan istifa etmek zorunda kalmıştı. O kadar güçlü ve somut deliller vardı ki dosyada… Şimdi 17 Aralık'tan sanık kalmadı; tıpkı 25 Aralık'taki ‘hatırlı kişiler' gibi onlar da kanun karşısında hesap vermeyecek.
Tam Reza Zarrab ve avenesinin aklanıp paklandığı takipsizlik kararının verildiği gün, yolsuzluk soruşturmasını yürüten (ve sonradan kurulan bir mahkeme tarafından) aylar sonra tutuklanan polisler Silivri'ye nakledildi. Silivri'ye! Yani Ergenekon sanıklarının bir dönem kaldığı cezaevine. İntikam duygusu o kadar kesif bir arsızlık içindeydi ki; nakil, görüş günü sanık avukatlarından ve ailelerinden gizlendi, ziyaretçiler saatlerce kapıda bekletildi. Sonra da, “Görüş yapamazsınız çünkü artık burada değiller!” denildi. Onca somut bilgi ve belgeye aldırmaksızın hırsızlık, yolsuzluk, kara para aklama gibi yüz kızartıcı suçlardan insanlar elini kolunu sallayarak dolaşırken, savcı talebi ve hâkim kararı doğrultusunda gözaltı işlemi yapan emniyetçiler hapishane hapishane sürülüyor. Emniyet mensupları ile ilgili hukukî delil ne? Koca bir hiç! Çünkü ortaya atılan iddialar zorla itirafçı yapılan düşük profilli beyanlardan ve siyasî yorumlardan oluşmakta.
Manzara net: Hatırlı kişiler siyasî baskılar ve talimatlarla serbest bırakılırken, tek suçu kanun çerçevesinde vazifesini ifa eden kişiler mahpus.
Uzun uzun konuşmaya ne hacet; tarihten kısacık bir alıntı her şeyi izah etmeye yeter: Mahzumoğulları kabilesinden bir kadın hırsızlık yapar. Suçu sabittir. Buna rağmen devreye girenler olur ve hatırı sayılır bir aile için o suçlunun cezasız bırakılması talep edilir. Hazreti Muhammed'e (sas) doğrudan diyemedikleri için bu teklifi getiren kişi Peygamber'in çok sevdiği bir zattır. Af tekliflerini duyar duymaz o Şanı Yüce Nebi buyurur ki: “Sizden önceki toplumları helak eden neydi biliyor musunuz? Onların arasında soylu birisi bir suç işlediğinde onu cezasız bırakırlardı. Fakir ve zayıf bir insan aynı suçu işlediğinde onu cezalandırırlardı.” Bu, adalet ve zulüm dengesinin nasıl işletil(me)diğini gözler önüne sermeye yetecek kadar harika bir tespitti. Herkesin hayranlıkla dinlediği o tespiti Hazreti Muhammed (sas) şu muazzam hükümle teyit etti: “Vallahi bu suçu işleyen Mahzumoğulları oymağından Fatıma değil de, kendi kızım Fatıma bile olsa ayrım yapmaz, cezasının verilmesini isterdim.”

Neden?
Çünkü hukuk, (soyuna sopuna, siyasî bağlantısına, akraba ilişkisine vs. bakmaksızın) eşit saymaya mecburdur. Birileri ‘daha özel', ‘daha imtiyazlı' olursa zulüm kol gezer ve adalet duygusu temelden sarsılır.
18 Ekim tarihli Cumhuriyet gazetesi, tarihe geçmeyi hak eden bir manşet atmıştı: “Utan Adalet”. Gerçekten de gazete ibretlik bir utanç tablosunu ortaya koyuyordu: Bir tarafta üstü kapatılan rüşvet ve yolsuzluk soruşturmasının sanıkları olan kişilerin fotoğrafı; diğer tarafta evlatlarını polis kurşunuyla kaybetmiş Sarısülük ailesinin sanık sandalyesinde çekilmiş fotoğrafları. Acılı ailenin polise “katil” demesini vesile kılarak evlat acısı içinde kıvranan ailenin dört ferdi 10 yılla yargılanıyordu. Zaman'da da yer alan bu trajik tablo, ne yazık ki gazetelerin pek çoğunda yoktu. Korku ve endişe ile bekleşen ve güç odaklarının şantajı karşısında susmayı tercih edenler de bu ülkedeki sıfırlama eyleminin pasif aktörleri haline geliyor…
Paraları, villaları, yatları, katları, gemileri sıfırlayanlar adaleti de sıfırlamaya çalışıyor. Tabii ki yangından mal kaçırma telaşı ve kurnazlığı içinde yapılan bu gayretkeşliği ma'şeri vicdan görüyor. Ve o vicdan bir gün en gür sada ile zulme dur diyecek ve ilgililerine “Sıfır! Otur yerine.” deme bilincine erecek…


(.........................)


TASMALI gazetecilere geçenlerde seslenmiş, kendilerini muhatap almadığımı, o yuların sahiplerinin iddialarını ispat etmesi gerektiğini yazmıştım. Ne yazık ki tasmalı gazeteciler (bilmem ki bunlara gazeteci denir mi) yalan ve iftiraya devam ediyor. 

Oysa sahipleri konuşmalı artık. Bir güne bir ömürlük iftira sıkıştıracak kadar vicdanını kaybetmişsen çıkıp tetikçinin söylediğini ispat etme cesaretini göstereceksin. Adlarını da yazdım, “Ey Berat, Ey Serhat!” dedim. “İspat ederseniz; ülkemi terk edeceğim.” dedim. Tık yok. Ama tasmalılar hakarete, yalana ve tehdide devam ediyor. Ben bir kez daha avuçlarında tasma tutan herkese o İngiliz atasözünü hatırlatmakta fayda görüyorum: “Madem kendiniz havlayacaktınız; bu kadar köpeği neden besliyorsunuz?” Soru orada duruyor; namuslu adamsanız cevap verin…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.