Korku ve tehditle nereye kadar?-Mehmet Kamış

Göknel’in boşandığı eşinin ifşaatları, o günlerin ölçülerinde devasa bir yolsuzluğu gözler önüne seriyordu. Göknel’in, paravan olarak kurduğu şirketlere kurumun ihalelerini verdiği ve bu ihalelerde büyük yolsuzluklar yapıldığı belirtiliyordu. Sanıklar ilk olarak, belediyeye alınan klorun bedelini yüksek göstererek yolsuzluk yaptıkları suçlamasıyla hakim karşısına çıktı. Günlerce, haftalarca kamuoyu gündemini meşgul eden bu hadiseden sonra Ergun Göknel’in İsviçre’de bulunan Amerikan Discon Bank’taki 30 bin dolar ve 670 bin Alman Markı’na el konuldu.

Bu yolsuzluk davası görülürken SHP iktidar ortağıydı. Yargılamayı hiçbir şekilde baskı altına almadı, mahkemeleri ve savcıyı herhangi bir şeyle itham etmedi. Üstelik bu imaj SHP ve devamında CHP’ye siyaseten öylesine büyük darbeler vurdu ki, yıllarca bu partinin yolsuzlukla anılmasına neden oldu. Gelen ilk seçimlerde İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni Refah Partisi adayı Recep Tayyip Erdoğan’a kaptırdılar. Ergun Göknel’in de yolsuzluktan dolayı yaklaşık 700 bin markına el konuldu. Yani CHP’nin yıllarca yolsuzlukla anılmasına yol açan paranın miktarı bir milyon lira bile değildi. Kimse yaşananların siyasi bir operasyon olduğunu söylemedi, savcıları bir şey olmakla suçlamadı. İktidar ortağı SHP, kuzu kuzu yargılamanın sonuçlanmasını bekledi. Bunu bahane edip hukukun ve devletin çivisini çıkartmadılar.

17 Aralık’ta başlatılan operasyon sırasında, sadece Halk Bankası Genel Müdürü’nün evinden 4,5 milyon dolar para çıktı. Bakan çocuklarında bulunan paralar bir yana, yolsuzluğun boyutları konusunda milyarlarca Euro’ların konuşulduğunu hepimiz biliyoruz. Normal bir hukuk devletinde yapılması gereken şey; bu işin gerçeğinin ne olduğunu adaletin ortaya koymasını beklemekti. Yargılamanın sonucu beklenmediği gibi en çirkin, en ağır cümlelerle yargı, adalet, hukuk itham edildi. Sözünü, tahkikatını, araştırmasını beğenmediği bütün her yeri al aşağı eden, bu çerçevede yeni yasalar çıkartan, her önüne geleni tehdit eden, korkutan, bağıran, hasılı freni patlamış bir kamyona dönen hükümet, tek kelime ile Türkiye’nin çivisini çıkartmış durumda.

Türkiye’deki cari hukuk kurallarına göre hiçbir suç işlememiş insanlar, yine kanunun yazmadığı şeylerden dolayı itham ediliyor, töhmet altına alınıyor, ötekileştiriliyor, dışlanıyor. Ses yüksek perdeden çıkınca, bunların yapılması normalmiş gibi gelmesin kimseye. Bunlar anayasal bir suçtur. Asıl paralel devlet olmak da budur. Yani kanunda yazmayan şeyleri yapmak, kanunda yazılan hakları kullandırmamak, kanunun yazmadığı şekilde para almak, bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’ne paralel bir yapı kurmaktan başka bir şey değildir.

Önceki gün internete düşen dün de Kemal Kılıçdaroğlu’nun Meclis kürsüsünden okuduğu ses kayıtları dehşet verici. Çivisi çıkmamış normal ülkelerde böyle bir iddia varsa bu konu kamuoyuna izah edilir, durumun ne olduğu, ne olması gerektiği söylenmeye çalışılır, sonra bu konu teknik ve hukuki açıdan soruşturulur. Ama Türkiye’de çıkan her iddia hükümetin ve Başbakan’ın öfkesinin bir kat daha artmasına, tehditlerini daha üst perdeden savurmasına, her şeyi yakıp yıkmasına neden oluyor. Burası kendisinin söylediği gibi bir muz cumhuriyeti değil. Ne kadar üst perdeden tehdit ederse etsin, bu iddialar korkup yok olmayacak. Korkutmayla, sindirmeyle, tehditle gerçekler ortadan kalkmayacak.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.