Faruk Köse, PKK Savaşa,savaşa kazanıyor!

Faruk Köse, her kesimin terörün bitmesinden yana olduğunu amamüslüman Kürt halkı”nın varlığının, bugününün ve geleceğinin terör örgütü PKK’nın insafına ve inisiyatifine terk edildiğine dikkat çekti. Köse, “terör örgütü PKK ne yaparsa yapsın yanına kâr”kaldığını ve PKK savaşa savaşa kazanıyor! algısı oluştuğunu yazdı.

İŞTE FARUK KÖSE'NİN BUGÜNKÜ YAZISI..

Hiç kimse “terör devam etsin” demiyor. Hiç kimse bu ülkede bir “Kürt sorunu olsun” istemiyor. Hiç kimse “sorunların çözümüne karşı” değil. “Toplumsal bütünlük ve barış” adına yürütülecek çözüm için “belli aşamalardan oluşan bir süreç”in gerekliliğini bilmeyen, kabul etmeyen yok.

O halde sorun ne?

Sorun, “sürecin yürütülme biçimi”nde...

Sorun, “sürecin işleyişindeki gizlilik”te...

Sorun, “kanlı terör örgütü PKK” için, “direne direne, savaşa savaşa, öldüre öldüre kazanan bir halk hareketi” intibaının genel kabul görerek resmileşmek üzere oluşunda...

Sorun, “müslüman Kürt halkı”nın varlığının, bugününün ve geleceğinin terör örgütü PKK’nın insafına ve inisiyatifine terk edilmek üzere olduğuna dair genel kanı oluşmasına yol açan gidişatta...

Sorun, “terör örgütü PKK ne yaparsa yapsın yanına kâr” kalmasında...

Sorun, “eninde sonunda PKK’nın her dediği, her istediği olur”ken; çözüm için “hiçbir kazanımdan vazgeçmeyen PKK’nın sürekli ‘alan taraf’ olarak güçlenmesi”nde...

Toplum içindeki intiba şu:

“PKK her istediğini alıyor, ama hiçbir adım atmıyor, hiç geri çekilmiyor. Bu gidişle PKK, amaçlarına devlet eliyle ulaşmış olacak!”

Eğer toplumsal algı buysa, bunun tashih edilmesi gerekmez mi? Ancak bırakın tashihi, şimdi bir de “Teröristbaşı Abdullah Öcalan’ın şartlarının iyileştirilmesi” kapsamında yeni şeyler verilmeye hazırlanılıyor.

Burada anlamadığım şey şu: Kendileri İmralı’da kırallara lâyık bir bakımla ağırlanıyorken, daha hangi şartları ne kadar iyileştirilecek ki?

Yeni Şafak’tan Abdülkadir Selvi’nin yazdığına göre, “Sekreterya” çantada keklik. Canı sıkılmasın diye istediği PKK’lı mahkûmlardan oluşan yeni arkadaşlara kavuşacak. İmralı heyeti genişletilecek, ki bence bu, “Teröristbaşı’nın terör örgütüne doğrudan ulaşıp yönetebilmesi için kurye ve ulak olarak kullanabileceği bir yol”dan ibaret. Akil İnsanlar Heyeti arasından seçilecek kişilerden oluşan “üçüncü göz” ya da “izleme komiteleri” kurulacak. Yasal ve kurumsal yapılanmalara gidilecek.

Eee, Teröristbaşı daha ne istiyor peki? Özel malikane?... Tatil kampı?... Süper iletişim hatları?... PKK’yı doğrudan sevk ve idare edecek nitelikte donanımlı karargâh binası?... Başka?...

Teröristbaşı “idama mahkûm ürkek bir suçlu” iken “ülkenin geleceğine yön veren güçlü bir figür”olabildiyse, tüm bunları da tek tek alacağına dair bir kanaat çok mu abartılı olur?

Hal böyleyken, süreçten umutlanmak için, PKK sadece alan taraf olmakla kalmamalı, aynı zamanda terörden vazgeçtiğini de göstermeli. Bunun için, mesela Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan’ın açıkladığı “eylemsizliğin tüm yönleriyle çok boyutlu olarak hayata geçmesi”ni görmek istiyoruz artık. Bu kapsamda, yine Sayın Akdoğan’ın belirttiği gibi, “her türlü şiddet ve asayiş olayı ‘terör eylemleri’ başlığı altında değerlendirilmesi gereken olaylar” olarak görülmeli ve PKK da bunu böyle gördüğünü ilan edip, bu tür eylemlerden vazgeçtiğini fiilen göstermeli. Bu, çözüm sürecinden umutlanmak için gerekli olan, sayın Akdoğan’ın da belirttiği “kamu düzeni”nin sağlanması bakımından çok önemli.

Başbakan Yardımcısı Akdoğan çözüm sürecine üçüncü bir ülkenin müdahil olmasına, “farklı bir ülkenin, mekanizmanın, sistemin, örgütün, yapının bunun içerisinde olmasını doğru bulmuyoruz”diyerek karşı çıkıyor; ancak “doğru bulmuyoruz”, rahatsız edici bir ifade. Çünkü bu cümle, ileride“doğru bulmuyoruz ama, mecburuz” şeklinde devam edebilir. Bu açıdan, “üçüncü güçlerin müdahil olmasına izin verilmeyecek” şeklinde kesin bir dil kullanılmalı.

Yalçın Akdoğan’ın PKK’ya yönelik şu sualleri, meselenin püf noktasını gösteriyor: “Sen bu işi yapmak istiyor musun, istemiyor musun? Bu baskı, şiddet, bölgede uyguladığın ceberut anlayış, bunu bırakacak mısın, bırakmayacak mısın? Temel zemin budur. Bu olmadıktan sonra ‘biz çözüm istiyoruz’ lafı boş bir laf olur.”

Evet, ben de işte bunu demek istiyorum. Bu açıdan, “her iki taraf da sürecin hangi aşamalardan geçeceğini, her aşamada kimin ne yapacağını, nihai noktada nereye varılacağını ilan etmeli”diyorum.

Daha açık söylemek gerekirse...

1- Devlet, “barış” için PKK’dan neler istediğini ve kendisinin de neler yapacağını kesin ve net olarak bir liste halinde açıklamalı. Aynı şekilde, PKK da barış için neler istediğini, kendisinin de hangi adımları atacağını kesin ve net olarak bir liste halinde açıklamalı.

2- Bu listeler üzerinde görüşülüp nihai şeklinde mutabakata varılmalı ve hangi adımların hangi tarihe kadar, hangi nitelikte atılacağı belirlenmeli.

3- Bu mutabakattan sonra PKK silahlı-silahsız bütün eylemleri sonlandırdığını, Türkiye toprakları üzerinde eylemsizliğe geçtiğini ilan edip bunu hemen uygulamalı; silahlı unsurlarını kesin olarak sınır dışına çıkarmalı.

4- Takvime bağlı olarak işleyen süreçte karşılıklı olarak varılan ve geçilen her aşamadan toplum bilgilendirilmeli.

Çözüm süreci bu ayaklar üzerinde yürümezse, PKK bölücü amaçlarına ulaşacaktır. Hem de Kürtlerin algısında, “savaşa savaşa kazanıyor” şeklinde yer bularak...

Yazıyı ana kaynağından okumak için tıklayınız...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.