Dizi de HIRSIZ imam oldu gerçekte imam HIRSIZ

Sezonun tam da göbeğindeyiz.. Yine her şeyimiz oldu diziler.. Kimi meraktan sarıyor bizi kimi gözyaşından..Kiminde entrikada sınır yok, kiminde hırsızlar cirit atıyor..

 

Ulan İstanbul mesela.. Kızmamız gerekir aslında ama hayır, Ulan İstanbul, hırsızı bile sevimli yapıyor gözümüzde.. Belki de o yüzden,gerçek hayatta elini kolunu sallayarak, pişkin pişkin geziyor hırsızlar.. 

 

Biz, dizinin esas oğlanı, eski polis Kandemir'in hırsızlığını ağzımız açık izlerken,  komiser Ceyhun da aval aval izliyor olup biteni..  Farkında mısınız,  yanyana yürüdüklerinin HIRSIZ olduğunu,  12 yıl sonra bugün anlayan gerçek polislerimiz gibi aslında Ceyhun da.. Burnunun ucunu göremiyor bir nevi..

ULAN İSTANBUL, aslında ne çok iz var senaryonda, gerçek hayatımızdan.. OSMANLI konağında yaşıyor hırsızlar.. Bak hele, Hırsızlık.. Osmanlı havası.. Ve saltanat süren hırsızlar..

 Bilmem size de tanıdık geldi mi?

**

Oyunu kuranlar gibi senoryaları yazanlar da hep bir açık veriyor aslında.. Belki bilerek, belki bilmeyerek birşeyler  fısıldıyorlar zihnimize.. Anlayabilirsek tabi.. Yoksa gerçek hayatımıza bu kadar denk düşer miydi KARADAYI'daki muhabbet.. Bakan Mehmet Saim'le  Mafya Necdet ne kadar sıkı fıkı değil mi? Bu aralar da öyle değil mi ya? Düne kadar Bakan'ın kendisi mafyacılık oynuyordu, bugün, cezaevinden çıkan mafyatiklerle omuz omuza örüyorlar kirli ağları..

KARADAYI'daki tüm kirli işlere rağmen belki de tek tesellimiz, oyunu, bakanı-mafyası çeviriyor ama izleyici temiz kalan Mahir'i seviyor hala.. Yani umut var hala..

**

KAÇAK hayatlar dayatıyorlar aslında bize.. Psikolojik harekat ürünü "Hırtlar Vadisi"nin Memati'si de KAÇAK ya bu aralar.. Serhat ve adamları.. Ekip sağlam.. Taklit senaryonun, her hafta bir kötüye ders veren iyi insanları  onlar.. Her hafta bir kötü adamı dövüyorlar ya, "Sıra, açılımın şu 12 kötü adamına da gelir" diye bekliyoruz belki de.. Oysa ne çok kötü adam biriktirdik son 12 yılda.. Temizlemeye, ne Serhat yeter,, ne adamları.. 

**

Payımıza düşen güzellikleri başkaları yaşıyor, biz ancak dizi başladığında  edebiliyoruz o lafı; 

-O Hayat Benim...

"Benim" dediğimiz hayat da ayrı enteresan zaten.. Fakir ve zengin ailenin etrafında dönen kirli bir tezgahı, tertemiz hayatlarımızın göbeğine oturtuyoruz.. Oysa aslında fakir olup, zengin aileye yutturulan Efsun olma ihtimalimiz yok.. Hem Efsun olmak da iyi bir şey değil zaten.. Kökü yalan, sıfatı yalan.. Milletin olanı satıp savanları boş gözlerle izlemeye devam ettikçe, gerçek hayatta, aslında zengin olup da fakirliğe mecbur edilen üvey evlat Bahar olmak kalıyor bize.. 

Zengin ailenin asıl kızı Bahar iken,senaryo ile Efsun diye nasıl yutturuyorlarsa, gerçek hayatımızda da 3-5 parça yardımla, zenginleştiğimiz yalanını yutturuyorlar bize.. O yardımlardan bile çalarken hem de.. O yalan, bu yalan, aslında haftanın her günü gözümüze sokulan bu senaryolar yalan.. O HAYAT SENİN değil zaten.. Artık Efsun olsan ne, Bahar olsan ne.. Birileri yazıyor, sen oynuyorsun benim  kardeşim.. 

***

Artık adını bile diziler koyuyor farkında mısın?  Adını unutturdular sana,  BENİM ADIM GÜLTEPE deyip duruyorsun.. Sosyeteden bir adamla dost hayatı yaşayan Suna bile gerçek hayatına döndü, sen hala rüyadasın..

Mahalledeki hayatların her biri ayrı öykü aslında.. Üstelik senin öykün, komşunun öyküsü.. Ama biz hala,  sosyeteden sonra ağır abi Eşref'le  Suna aşkının peşindeyiz.. Suna'ya teselli ikramiyesi diye..

Suna,  Eşref'e deli gibi aşık olan kardeşi Meziyeti satıyor, büyük meziyetmiş gibi, baka kalıyoruz.. Ayıplamıyor da değiliz hani.. E gerçek hayatta da  BİN YILLIK KARDEŞLİĞİMİZ SATIŞA ÇIKARILMIŞ, oralı değiliz…

 "Benim Adım Gültepe" diyoruz ekrana daldıkça.. Buna alıştırdılar, buna alıştılar.. Günü gelip, "BENİM ADIM Türk" dediğinde,  neler olacağı hakkında fikirleri yok.. Senaryoyu yazanların rahatlığı bundan..

***

Senaryo dedim de aklıma geldi; Elin çocuğunu doğurmak için gerdeğe girmeyi "KADERİNİN YAZILDIĞI GÜN" sanan masum köylü kızı gibiyiz aslında.. Oslo'da elin aracılığıyla müzakereye gireni aval aval izledik, şimdi Kahraman beye laf ediyoruz.. Defne ise  kendi ayağıyla gittiği aracı kurumla cebelleşşiyor.. Kendi başımıza çorap örmekte üstümüze yok zaten.. 

Köy kızı Elif, çok önce yazıldığını bilmediğinden, kaderinin o gün yazıldığını sanıyor.. Memlekette de 3 Kasım 2002'yi "KADERİNİN YAZILDIĞI GÜN" sananlardan geçilmiyor, biliyor musunuz? Kimi  bu yüzden mutlu, kimi de bu yüzden umutsuz.. Oysa kaderimiz değildir yazılan, sadece bir senaryo..

Tamam izleyin dizilerinizi.. Başka keyfe derman mı bıraktılar zaten.. "Kaderimin Yazıldığı Gün" diye binbir tezgahın ortasına düşen  masumdan ders çıkarıp, bilin ki, KADERİMİZ DEĞİL, senaryodur yazılan.. Dizileri hayatımıza ya da hayatı dizilerimize taşıyalım, fark etmez, mesele şu ki, olacaksak esas oğlan olalım ya da esas kız.. Köşeleri kapıp, saraylara kurulanların oyununa gelip figüran kalmak, ne bu günümüze yakışıyor, ne yarınımıza.. 

Gelip geçiyor hepsi, film şeridi gibi.. E zaten film icabı her şey.. Daha birçokları vardı hayatımızda.. Ama bunca senaryoya ne Muhteşem Süleyman dayandı, ne Hürrem.. Bir nevi, Sultan Süleyman'a kalmadı bu dünya..

***

Unutmadan bir de Kertenkele adlı bir dizimiz var.. Kahramanımız cezaevinden çıkmış bir hırsız ama imam kılığında geziyor.. Geç bunları anam babam.. 

Gerçek hayatımızda, cezaevinden çıkmış bir İMAM, bildiğin HIRSIZ..

Bak, gördün mü? Sen oyalanırken, hayatımız filim aslında..

murat İDE

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.