Bu ‘muhafazakâr sorumluluk’ algısıyla iç barış ‘muhafaza’ edilemez!
“Şunu bir defa bilmemiz lazım: Biz sorumluluk mevkiinde olan muhafazakâr demokrat bir parti olarak, bu ülkede ebeveynlerin, herkesin çocukları bize emanettir...”
Başbakan Erdoğan’ın, bazı özel yurtlarla ve öğrenci evleriyle ilgili olarak Meclis’te yaptığı konuşmada ben en çok, fazla dikkat çekmeyen bu cümleye takıldım... İki nedenle:
Birincisi: Bu sözler bana bir kez daha, bundan 19 yıl önce Tayyip Erdoğan’ın belediye başkanlığı günlerinde kendisine yönelttiğim bir soru üzerine sarf ettiği cümleyi hatırlattı: “Ben bu şehrin belediye başkanı olarak başkalarının günahlarından da sorumluyum...”
İkincisi: Konuşmadaki daha çarpıcı gibi görünen kimi bölümler sadece Başbakan’ın tavrını ortaya koyarken, alıntıladığım bu cümle, o tavrın altında yatan temel motifi, yani sahibini er geç ataerkil-otoriter hamlelere zorlayacak bir sorumluluk anlayışını ortaya koyuyordu.
***
1994’ün Ekim ayıydı, Aktüel dergisinin altı aylık genel yayın yönetmeni olarak, İstanbul’un altı aylık belediye başkanı Recep Tayyip Erdoğan’a sorular sormak üzere Kanal 7’deki bir televizyon programına davet edilmiştim...
Benim sorularımdan biri, o günlerde belediyeye ait bir salonda açılan, sanatçı Şirin Devrim’e ait serginin kokteylinde içki sunulmasına izin verilmemesine dairdi.. 
Erdoğan’a, kendi davetlerinde içki sunmamalarına kimsenin bir şey diyemeyeceğini, fakat başkalarının davetinde (de) buna hakkının olduğunu düşünen bir kamu otoritesinin tehlikeli bir özgürlük kısıtlamasının faili olacağını hatırlattım.
Gelen cevap, Erdoğan’ın 2007’de kaleme aldığım portresinde de ifade ettiğim gibi biraz “kan dondurucu” cinstendi:
“Çünkü” demişti Erdoğan, “ben aynı zamanda bu şehrin imamıyım. İnsanların günah işlemesine engel olmak da görevlerim arasındadır.”
***
Bana göre, Erdoğan’ın bu sorumluluk algısının, özel hayat alanında gerçekten de çok tehlikeli, er geç ataerkil-otoriter hamlelere kapı aralayacak bir içeriği vardı. O nedenle, üç buçuk yıl önce kaleme aldığım bir yazıda, Erdoğan’ın bu sorumluluk algısının tehlikeli sonuçlar doğuracak bir pratik üretmediğini memnuniyetle not etmiştim:
“(...) Bugün artık kendisini ‘ülkenin imamı’ olarak görmediğini, ‘herkesin günahı kendi boynuna’ noktasına geldiğini düşünüyorum.” (Taraf, 30 Mart 2010)
“Şimdi?” diye soracaklara cevabım:
Şimdi, Başbakan’ın yetişkin bireyleri özne olarak görmeyen; “doğru” ahlak, hayat ve din anlayışına sahip bir otorite olarak kendini onlardan da “sorumlu” sayan bu tehlikeli sorumluluk anlayışından sıyrılamamış olduğunu düşünüyorum.
***
Bazı okurların dillerinin ucuna gelen itirazı duyar gibiyim: Başbakan muhafazakâr bir insan, toplumun çoğunluğu da muhafazakâr... Bu durumda neden hayatını muhafazakâr değerlere uygun olarak yaşamak isteyen insanları teşvik etmesin, onların bu değerlere uygun bir hayat sürebilmeleri için kamunun imkânlarını seferber etmesin?
Tartıştığımız mesele bu olsaydı, itiraz da yerinde olurdu. Fakat tartıştığımız mesele, “muhafazakâr değerlere uygun olarak yaşamak isteyenler”le değil, istemeyenlerle ilgili bir mesele...
İşin ilginç yanı şurada: İktidar, enerjisinin çoğunu “muhafazakâr değerlere uygun olarak yaşamak isteyenler”in haklı taleplerini karşılamak yerine öyle yaşamak istemeyenlerin yüreklerine korku salacak söylemlere ayırmayı tercih ediyor.
Tam bu noktada, geçtiğimiz yıl atılan “AVM’lerde mescit” ve “kadınlara plaj” adımlarından “zır” laik tepkiler üzerine geri basılmasını hatırlamak gerekiyor.
Cumartesi günü bu noktadan devam edeceğim.

07.11.2013 ALPER GÖRMÜŞ

TÜRKİYE

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.