AKP gazetecilerin kafasına korku jandarması dikti

 "TSK'den açıklama bekleyen bir gazetecilik olabilir mi" diye soran Arslan, medyanın tabu konularından birinin hala Kürt sorunu olduğunu vurgulayarak, "AKP gazetecilerin kafasına korku jandarması dikti" dedi.

Türkiye'de devreye konulan savaş konsepti düşünce ve ifade özgürlüğüne de darbe vurmaya devam ediyor. Çatışmalı sürecin yeniden başladığı 24 Temmuz'dan itibaren muhalif haber yayımlayan onlarca haber sitesi TİB tarafından erişime engellendi, sonraki günlerde ise AKP İstanbul Milletvekili Abdurrahim Boynukalın'ın öncülüğündeki AKP’liler Hürriyet'e saldırdı.

Başbakan Ahmet Davutoğlu, uluslararası bir toplantıda, "Türkiye'de gazeteciler özgürdür" dediği sırlarda yine DİHA'nın Diyarbakır'da bulunan merkez bürosuna saldıran polis, 32 gazeteciyi gözaltına alarak, "barut izi testi" yaptı. Önceki gece ise gazeteci Ahmet Hakan Nişantaşı'ndaki evine girerken bir grubun saldırısına uğradı, Hakan'ın kaburgaları kırıldı.

Basına yönelik artan baskılara ve saldırılara tepki gösteren isimlerden biri de 41 yıldır profesyonel gazetecilik yapan Ayşenur Arslan. DİHA'ya değerlendirmelerde bulunan Arslan, 1980 darbe döneminde dahi görülmemiş bir boyutta gazetecilerin saldırı altında olduğunu belirterek, AKP'nin 13 yılın sonunda medyayı baskı almak için bir hizaya getirmeye çalıştığını ve hizaya girmeyenlerin de büyük bir tehlike ve tehdit altında olduğuna dikkat çekti.

'AKP MEDYADA YANDAŞ DEVŞİRDİ'

AKP'nin 13 yıl önce kendisine biat etmeyen medya ile "ana akım medyaya rağmen" iktidar olduğunu ifade eden Arslan, AKP'nin iktidara gelir gelmez de medyayı çok iyi analiz ettirdiğini ve kendisine yandaş devşirdiğini söyledi. Arslan, "AKP, entelektüelleri, aydınları yanına çekti ve bir süre sonra AKP il başkanı olan Aziz Babuşçu'nun dediği gibi bu kişilerle yolları fena halde ayrılacaktı. Aynen de öyle oldu. Ancak, ayrışmadan önce, entelektüellerin ve aydınların desteği AKP'ye çoktan meşruiyet kazandırmıştı" diye konuştu.

'MEDYANIN TABU KONULARINDAN BİRİ KÜRT SORUNUYDU'

Medyanın Kürt sorunu ile ilişkisine de yakından tanıklık eden Aslan, 41 yıllık gazetecilik yaşantısında başının en çok "Kürt sorunu" ile ilgili haber yaptığında ağrıtıldığını söyledi. Masum Türker'in hazırladığı Nokta Dergisi için Dersim Katliamı'nı yazdığında derginin önüne "Bu dergi sarılık çıkarmış" diye fırlatıldığını ve daha sonra dergiye baktığında dergideki Kürt kelimelerinin altının sarı kalemle çizildiğini söyleyen Arslan, "O zaman anladım ki medyanın tabu konularından biri Kürt sorunu ve Kürtler" dedi.

'BU KÜRTÇÜYÜ NEDEN ÇIKARDIN?'

CNN Türk'teki yıllarında ise bir programına ünlü şair ve yazar Murathan Mungan'ı çıkarttığında yöneticilerin kulağına, "Bu Kürtçüyü neden çıkardın?" diye defalarca söylediklerini dile getiren Arslan, medyanın Kürt algısına ilişkin bir gözlemini de, şu sözlerle anlattı: "Bir keresinde de gazeteci Avni Özgürel'i de yayına çıkarmıştık. Programda, Kuzey Irak'a gittiğini söyledi. Ben de anlatmasını istedim. Ekrana da yazı olarak, Kandil notları yazmıştık. Bana tepki gösterdiler. Bana o sırada tepki gösterenler Özgürel'in ekopolitik grubunun üyesi müzakere sürecinin önünü açmaya çalışan grubun içinde olduğunu unutmuşlar gibiydi. Özgürel bu gözlemlerini MİT'e aktarmış, devlete aktarmış. Devlete yakın bir isim. Neden bu kadar paniğe kapıldılar? Çünkü Ankara'dan emir almaya alışmışlar. Bu programdan sonra benim programı tatile çıkardılar geri döndüğümde de yanımda gazeteci Akif Beki'yi buldum." CNN'deki Medya Mahallesi adlı canlı yayın programında 29 Aralık'taki Roboski Katliamı'nı gündeme getirdikten sonra yöneticilerinin canlı yayını basması ve sonrasında işten ayrılması olayını da anlatan Aslan, "Biz yıllardır savaş haberlerini takip ediyoruz. Afganistan, Çeçenistan hepsinde olaylar aktarılır, ölü sayısı hakkında da iddialar verilir, kimse açıklama beklemez. Neymiş CNN, TSK'den açıklama bekliyormuş. Böyle bir gazetecilik olabilir mi?" diye sordu.

'DEVLET MEMURLUĞU ANLAYIŞIYLA GAZETECİLİK OLMAZ'

Bu olayın aslında Türkiye'nin gazetecilik noktasında geldiği durumu gösterdiğini belirten Arslan, "Bana onlar ders vermek istediler. Ben dersi almadım. Çünkü devlet memurluğu anlayışı ile gazetecilik olmaz" dedi. Kürt politikacılara yönelik sansüre de değinen Arslan, "Gazeteci Payzın, geçen gün itiraf etti. 'HDP'lileri ekrana çıkaramıyoruz' dedi. Daha ne desin. Düşünün Selahattin Demirtaş ABD'ye gidiyor. Siz bunu yabancı basından takip ediyorsunuz. Böyle gazetecilik mi olur mu?" diye konuştu.

'KÜRTLERİN K'SİNE BİLE TAHAMMÜL YOK'

Devletin Kürt sorunu noktasında sertleştiği dönemlerde medyada Kürtlerin K'sine yer verilmediğini, tahammül olmadığını, ancak çözüm süreci ile birlikte Kürt siyasetçilerin ekrana çıkartıldığını ifade eden Arslan, Kürt siyasetçilerin 24 Temmuz süreci ile birlikte yeniden ekranlardan uzaklaştırıldığını dile getirdi. "Ben Türkiye'nin Kürt politikasının ana akım devlet paradigmasının en hassas noktalarından olduğunu biliyorum" diyerek, sözlerine devam eden Arslan, anlayamadığı şeyin işi çok iyi bilen gazetecilerin bile devletin bu sansürünü kendi görüşleri gibi savunması olduğunu söyledi.

'GAZETECİLİĞİN EN ZOR YILLARI'

Son 13 yılın gazeteciler ve gazetecilik için en zor yıllar olduğuna dikkat çeken Arslan, "Eskiden liderler ile dalga geçilebilir, eleştiri sunulabilirken, bugün bu mümkün değil. Eskiden gazeteciler tek tek avlanırdı. Şimdi tepeden başlayan bir operasyon süreci var kimisi ekonomik baskı, kimisi işten atılma, kimisi de öldürülme tehdidiyle karşı karşıya. AKP öyle bir korku yaratmış ki sıraya dizmiş gazetecileri, medya gruplarını. Sırayı bozanlar tehdit altında. Şuanda Hürriyet sırayı bozmuş gibi. Düşün yani 9 yaşında bir çocuk öldürülüyor sen bunu yayınlayamıyorsun" dedi.

'GAZETECİLERİN GÖREVİ HAKİKATİ ORTAYA ÇIKARMAK'

Medyada artık Erdoğan eleştirisi yapmanın mümkün olmadığını söyleyen Arslan, "Eğer gazeteci Kürt siyasetçileri çıkaramıyorsa o gazeteci hizadadır. İlla kapınıza dikmeleri gerekmiyor. AKP, gazetecilerin kafasına korku jandarması dikti. Biz gazetecilerin görevi hakikati ortaya çıkarmak değil midir? Bir gazeteci kalkıp bölgeye gitmezse ne anlamı var?" diye sorarak tepki gösterdi. Arslan, "Çok zor bir dönemden geçiriyoruz. Karşıt sesler muhalif sesler çıkmıyor" diye konuştu.

'DİHA'YA GELİP GÖNÜLLÜ MUHABİRLİK YAPMAK İSTEDİM'

Son dönemde artan baskılara karşı medyada dayanışma olmadığına vurgu yapan Arslan, şunları söyledi: "Herkes kendi gazetecisine sahip çıkarsa anlamı kalmaz, tüm gazetecilere sahip çıkılması gerek. Baskın olduğunda ben DİHA'ya gidip gönüllü muhabirlik yapmak istedim, programımı orada yapmak isterim. Bunu herkes için yapmalıyız." 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.