AKP, böyle giderse 'en fazla çalan İslam Halifesi olur' kuralını getirecek

AKP yönetiminin bulaştığı hırsızlıklar sayesinde ‘Küresel Yolsuzluk Endeksi’nde Türkiye bu yıl 11 basamak inerek 64’üncü sıraya, Ruanda ve Gana’nın gerisine düşüverdi.

Hırsızlıkları bitmiyor.

Hırsızlık arttıkça ‘din’ vurgusu da artıyor.

Çaldıkları milyarlarca doları arkasına saklayacakları dinden başka bir şey kalmadığından sürekli olarak dini siyasetin içine daha fazla çekip dini de yolsuzluğun bir parçası yapmaya uğraşıyorlar.

Dindarlık ve hırsızlık kavramlarının böylesine iç içe geçtiği başka bir dönem ben hatırlamıyorum.

Müslümanlığı öyle kirlettiler ki böyle giderse, ‘en fazla çalan İslam’ın halifesi olur’ kuralını da getirecekler.

***

Geçenlerde Milli Eğitim Şurası’nı topladılar.

Yolsuzluğun artık ‘sıradanlaştığı’, ahlakın tümden yozlaştığı bir ülkede, eğitimin geleceğini konuşan bu insanlar ne tür tavsiye kararları aldılar peki?

Tam bir felaketle sonuçlanan 4+4+4 sistemi ile hafız olmak isteyen ortaokul öğrencilerine tanınan okuldan bir yıl muafiyet hakkının, iki yıla çıkarılması…

İlkokul 4’üncü sınıfta iki saat görülen İnsan Hakları, Yurttaşlık ve Demokrasi dersinin kaldırılması…

Dünyanın ‘yolsuzluk’ listelerinde rekorlar kıran bir iktidarın oluşturduğu eğitim şurasının Türkiye’ye tavsiyelerinden bazıları bunlar.

Çocuklar hafız olsun, demokrasi okumasın.

Bir de ‘nasıl hırsızlık yapılır’ dersi koysalar, bugünkü iktidarı Türkiye gençliğinin ‘modeli’ haline getirecekler. İdeallerindeki gençlik, ‘demokrasi bilmeyen hırsız hafızlar.’

Sonra da ‘Yeni Türkiye’nin gençliğine seslenen bir söylev gelecek herhalde zirvelerden:

‘Ey Türk gençliği birinci vazifen çalmaktır...’

***

Milli Eğitim Şurası’nda alınan son kararları görünce, oyuncak başbakanın ‘hükümet programına’ göz attım, ‘ne demişlerdi’ diye.

Yüzleri kızarmadan şöyle yazmışlar:

“Türkiye’de demokrasi açığına kaynaklık eden ana sebep, devleti yönetenlerin kimlik dayatan, toplum mühendisliği yapan zihniyeti olmuştur. Bu zihniyet ve uygulama, siyasetimizi zayıf, demokrasimizi ayıplı, devlet-toplum ilişkilerimizi sorunlu kılmıştır.”

Programına bunları yazan hükümetin Milli Eğitim Bakanlığı’nın oluşturduğu Şura’nın aldığı tavsiye kararlarını siyasal İslam anlayışının ‘fıtratındaki’ sahtekârlığın sonucu olarak mı kabul etmek lazım acaba?

Hükümet programında ‘yönetenlerin kimlik dayatan, toplum mühendisliği yapan zihniyetini’ eleştirecek, icraatta da hafızlara açık, demokrasiye kapalı bir tavır alacaksın…

Aynı zamanda Aleviliğin, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi müfredatındaki yerinin yeniden gözden geçirilmesine ilişkin önerinin Şura’da görüşülmesini dahi kabul etmeyeceksin…
Bu gidişle ‘yolsuzluk algısı’ sıralamasında hızla aşağıya doğru düşerken, ‘sahtekârlık sıralamasında’ hızla birinciliğe tırmanılacak…

***

Siyasal sahtekârlık, iktidar için tek siyaset biçimi haline geldi adeta.

Hatırlayın, parti programlarına, “partimiz, ideolojik platformlarda değil, çağdaş demokratik değerler platformunda siyaset yapmayı benimseyen bir partidir” diye yazmışlardı.

Programlarına bunu yazanlar zaman geçince neler yapmaya başladı, hatırlatayım…

Cumhurbaşkanı Erdoğan adaylığını açıkladığı konuşmasında “biz siyaseti Allah için yaptık” dedi…

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de “Cumhurbaşkanı adayımız Sn. Erdoğan’ın logosunda Arapça ile ‘Muhammed’ isminin kullanıldığını biliyor musunuz” diye twit attı…

Keşke ‘Allah için siyaset yaptıklarını’ parti programına da yazsalardı…

Ordu sopalı Kemalist laikliğin yerine ‘demokratik laiklik’ getirme vaadiyle yola çıktılar, şimdi süratle laiklik düşmanı bir hatta ilerliyorlar…

***

Başörtüsüyle duruşmaya alınmayan avukat hakkında Anayasa Mahkemesi’nin verdiği ihlâl kararıyla ilgili gerekçe Resmî Gazete’de yayımlandı.

Anayasa Mahkemesi’nin kararına göre ‘devletle dinin ayrılığı, din ve vicdan hürriyetinin bir gereği olmanın yanında, dinin siyasî müdahalelerden korunması ve bağımsızlığını sürdürmesi için de gereklidir.”

Anayasa Mahkemesi ‘devletle dinin ayrı olması gerektiğini’ söylerken Cumhurbaşkanı adayı Başbakan, ‘Allah için siyaset yaptıklarını’ söylemekten medet umarak anayasa suçu işliyor, demokratik laiklik kuralını çiğniyordu, şimdi topluca aynı istikamette koşmaya devam ediyorlar…

Programlara yazdığının tam tersini yapmak nasıl bir utanmazlıktır acaba?

Eşe dosta bol keseden sınavsız kadro dağıtmak türünden bir utanmazlık olmalı…

***

Karanlık bir sefaletin pençesinde debelenip duran Türkiye, cami-kışla zıtlaşmasını aşarak demokratik bir cumhuriyete erişir mi bilmiyorum, bildiğim insanlığın parçası olmayı şiar edinmiş ülkelerde eğitim tümden başka noktalarda seyrediyor…
Bizim hırsızlar dindarlığın arkasına saklanmaya çalışıp demokrasi bilmeyen yolsuz bir nesil yetiştirmeye uğraşırken dünya kendi yolunda ilerliyor.

İlk Sanayi Devrimi su ve buhar gücü ile üretim mekanizmasının üzerine kuruluydu, onu elektrik enerjisine dayalı İkinci Sanayi Devrimi izledi.

Daha sonrasında ise Üçüncü Sanayi Devrimi olan dijital devrim gerçekleşti, elektronik yaşam aldı yürüdü.

Şimdi ‘Endüstri 4.0’ diye de ifade edilen Dördüncü Sanayi Devrimi’ni yaşıyoruz…

Endüstri 4.0, Alman hükümetinin imalat gibi geleneksel sanayiyi bilgisayarlaşma yönünde teşvik etme ve yüksek teknolojiyle donatma projesi olarak başladı.

***
İçinde bulunduğumuz döneme ‘Akıllı Fabrika Dönemi’, ‘Akıllı Üretim Dönemi’ de denmekte…

Bilişim çağının uzantısı olan bu otomasyon döneminin hedefi, uyum, kaynak verimliliği, insana uyumlu çevrenin yaratılması, hem müşterilerin hem de iş-değer sürecinde iş ortaklarının entegrasyonunu sağlamak olarak belirlenmiş…

Bir başka deyişle bilgisayar dönemi bitiyor, daha ötesinde bir yeni dönem başlıyor…

Teknoloji değişince hayat da değişir…

‘Bundan böyle makineler kendi aralarında insanlara ihtiyaç duymadan doğrudan sohbet etmeye başlayacaklar. Eskiyen otomobil lastiği doğrudan servis istasyonuna ve hatta lastik tedarikçisine mesaj gönderebilecek. Çatlamak üzere olan bir ampul, kendi yerine yeni ampulün siparişini doğrudan tedarikçiye iletebilecek. Evinizdeki buzdolabı, azalan meyve stoku için manavla doğrudan iletişime geçebilecek.’

***

Algoritma, bir işlemin yapılmasında, bir problemin çözümünde izlenecek yol anlamına geliyor. Bilgisayar algoritması da bir bilgisayara herhangi bir işlemi hangi aşamalardan geçirerek, nasıl çözüme kavuşturacağını anlatmak demek…

Önce İngiltere okul öncesi eğitime ‘bilgisayar algoritması’ dersini koydu…

Çocuklara bir işlemin nasıl gerçekleştirileceğini bir makineye anlatabilme becerisi kazandırma işine öncülük etti…

Ardından ABD ilkokullara aynı dersi koydu…

Yeni kuşakları Dördüncü Sanayi Devrimi’ne hazırlıyorlar…
Biz de hafız olmayı özendirip, demokrasiyi yasaklayacağız.
Alevilere de baskı yapacağız…

***

Bu hırsızlar, dini kirlettiler, demokrasiyi gündemden çıkardılar, Türkiye’nin bugününü mahvettiler...

Şimdi de Türkiye’nin geleceğini mahvetmek için kollarını sıvadılar.

Sadece paraları değil geleceği de çalıyorlar.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Önkuzu 2 yıl önce

Ulan küreselci,kısa süre önce sen başyalaka deyilmiydin.

Bu ne nane,bu ne perhiz,bu ne lahana turşusu.

Hayret papanın geldiği gün nerelerdeydin yahu!Diğer yandaşların sıraya girmişlerdi,takkesisiyle takkelisiyle.