Akit yazarı:Bütün hadis kitapları toplanmalı

 Şaban Şimşek'in "Bütün hadis kitapları toplanmalı ve...(1)" başlığıyla yayımlanan (22 Eylül 2016) yazısı şöyle:

Bilindiği gibi, kelime karşılığı “söz, haber, sonradan vücuda gelen şey”olan, fiil olarak da “bir şeyi haber vermek, anmak ve anlatmak” anlamına gelen hadis, bir rivayet zinciriyle Hz.Peygamber’e bağlanan ve O’nun değişik olaylar-konular karşısında insanları aydınlatmak, Kur’an’ın ayetlerini daha anlaşılır hale getirmek üzere söylediği sözleri (ve davranışları) ifade eder.   

İslam dininin Kur’an-ı Kerim’den sonraki kaynağı “sünnet” olduğuna göre, Kur’an’ın yorumu ile ilgilenen “tefsir ilmi âlimleri” de dâhil her Müslümanın başvurması kaçınılmaz olan ikinci mercii şüphesiz ki hadisler ve Hadis kitaplarıdır. Onlarla; Hz. Peygambere ait olan söz, fiil, takrirler(önermeler) dile getirilerek Kur’an’ın anlaşılması kolaylaşır, Peygamberin ahlâk ve vasıfları öğrenilir, yaşam biçimi yani “sünnet”ortaya konur. Böylece, tabiri caiz ise, dinin yaşanmasına dair bir “rol model” oluşur.  Kur’an’da doğrudan yer almayan bir meselenin hükmü de öncelikle Hadislerde aranır. 


 
Ama ne ilginçtir ki, vahiylerle hadislerin karıştırılma ihtimaline karşı Peygamber’in hadis yazılmasını bizzat yasakladığı düşüncesiyle(!), O’nun irtihalinden yaklaşık bir asır sonrasına kadar bu konuda ciddi bir çalışma yapılmamıştır. Hadislerin ezberlerden kâğıda geçirilmesi için bir asır, bir araya toplanmaları için bir asır, tasniflenmesi için bir asır, yorumlanıp ayıklanmaları için de bir asır daha beklenmiştir!

Neticede Hz.Peygamber’e ait olduğu ispat edilen-söylenen-düşünülen-inanılan yüz binlerce söz, farklı coğrafyalarda, değişik müellifler tarafından toplanmış ve kitaplaştırılmıştır. Bunlardan bir kısmına itibar edilmiş (halen de edilmekte) diğer bir kısmına ise fazla ilgi gösterilmemiştir. 

Günümüzde en muteber hadis kitabı sayılan ve altı kitaptaki hadislerin toplanmasıyla oluşturulan Kütüb-i Sitte, tam 2 300 000 (iki milyon üç yüz bin!) söz(hadis!) arasından seçilmiş 23 346 (Yirmi üç bin üç yüz kırk altı) hadisten müteşekkildir. Ne var ki hadisler ansiklopedisi niteliğindeki bu eserde bile sahihliği şüpheli hadis yer almıştır. 

Rakamlardan da anlaşılıyor ki hadisler konusunda çok büyük bir muğlaklık ve güvensizlik mevcuttur. Öyle ya bir kısım âlimler ya da aktarıcılara (rivayet eden-ravi) göre hadis olduğu iddia edilen tam 2 276 654 (iki milyon iki yüz yetmiş altı bin altı yüz elli dört!) söz, sahih hadis olarak kabul edilmemiş ve Kütüb-i Sitte’ye girememiştir!! 

Bugün, Hz. Peygamberle ilgili rivayetleri sened (rivayet edenlerin isim zinciri) ve metin yönüyle inceleyen, bunları değişik biçimleriyle değerlendirip usul ve esaslarını ortaya koyan bir “Hadis İlmi” ve üniversitelerimizde de kürsüler mevcuttur. Bu bağlamda hadisler; çeşitlerine, ravilerine, sihhat derecesine göre (kudsî, merfû, mevkuf, maktu, mütevatir, ahâd, sahih, hasen, mürsel, ünkati, muaallak, uydurma hadisler) incelenmiş-irdelenmiş-yorumlanmış ama; ne yazık ki bu kitaplardaki “Kur’an-ı Kerim’e, sünnete, akla aykırı” sözler yeterince ayıklan(a)mamıştır. 

Basit bir aritmetik hesapla, mesela; “Binden fazla hadis rivayet eden sahabiler; Ebu Hureyre, Abdullah bin Ömer, Enes bin Malik, Hz. Aişe, Abdullah bin Abbas, Cabir bin Abdullah, Ebu Said el-Hudrî;  Beş yüzden fazla rivayet edenler; Abdullah bin Mesud, Abdullah bin Amr, Hz. Ömer ve Hz. Ali” diye sıralanırken, hadi diğerlerini bir kenara bırakalım, ömürleri Hz. Peygamberle geçmiş olan Hz. Ayşe’nin 2 300 000 hadisten ancak 1000, Hz. Ali’nin ise sadece 500 tanesini aktarması neyle açıklanabilir? 

Bunu normal görürsek geri kalan 2 298 500 sözün ravilerine, senedine ve dolayısıyla sahih hadis olduklarına nasıl inanabiliriz? 

Şimdi denecektir ki sahabiler, zamanla ilk anlamlarından uzaklaşacağı veçhiyle, hadislerin lafız olarak dahi aktarılmasının hatalı olabileceği endişesini taşıyorlardı…” 

Peki ya sonrakiler; tabiin, tabe-i tabiin??? Sahabiler söylemekten çekindiğine, kimden öğrenmiş ve nasıl cesaret etmişler de bunca sözü (hadis!) rivayet etmişler?

Evet, kabul etmek gerekiyor ki daha baştan, Hz. Ebubekir’den hemen sonra başlayan ve İslam’ın ilk dört halifesinden üçünün cinayetle öldürülmesiyle neticelenen, özellikle de Hz. Osman’ın yerine Hz. Ali’nin hilafete geçmesiyle günümüze kadar etkileri süren iç çekişmeler, siyasi iktidar uğruna, maalesef uydurma hadislerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. (Diğer sebeplerine ikinci makalede değineceğim.)

Örneğin, “Benim vasiyetim, sırdaşım, ailemde benden sonra vekilim ve geriye bıraktığım kişilerin en hayırlısı; Ali bin Ebî Tâlib’tir” rivayeti sahih değildir.. Çünkü Hz. Peygamber’in kendisinden sonra yerine kimseyi tayin etmediği aşikârdır. “Muaviye’nin Hz. Peygamber’den sonra güvenilir bir yönetici olacağına” veya bunun tam tersini “Muaviye’nin Hz. Peygamber’in minberinde görülmesi hâlinde öldürülmesi gerektiğine” dair hadisler(!) de siyasi amaçlarla uydurulmuştur. 

Bu örnekler, hemen her konuda o kadar çok ki…

Başka çarpıcı örnekleri ve nihayetinde bu konudaki naçizane teklifimi kısmet olursa haftaya takdim edeceğim. 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.