30 Mart neleri değiştirmedi?

30 Mart seçimlerinin sonuçlarını partilerin aldıkları oy yüzdesi bazında değerlendirmenin birinci şartı elmalarla armutları değil, elmalarla elmaları toplamaktır. Elmalar, siyasi partilerin 30 büyükşehir belediyesindeki ilçe meclisleri seçimlerinde ve ilaveten 51 il genel meclisi seçiminde aldıkları oyların yüzdesidir. Armutlar ise partili belediye başkan adaylarının aldıkları oyların yüzdesidir.
Partilerin Türkiye genelindeki oy yüzdeleri, 51 il genel meclisi seçiminde kullanılan oylar (elmalar) ile 30 büyükşehirde partili belediye başkan adaylarının aldıkları oyların (armutlar) toplanması yoluyla hesaplanamaz.
Bu yanlış hesaplama sonucu elde edilen yanıltıcı yüzdeleri 2011 genel seçimlerinin sonuçlarıyla mukayese etmek de imkânsızdır.
AKP ve CHP, işlerine öyle geldiği için, elmalarla armutların toplanması sonucu elde edilen oy yüzdelerini konuşuyorlar. Maalesef bu yanlış hesaba medyamızın bir kısmı da ortak oluyor.
Elmalarla elmaların toplanmasıyla varılan sonuçlara göre AKP 30 Mart’ta yüzde 43.3, CHP yüzde 25.6, MHP yüzde 17.6, BDP ise yüzde 4.68 oy elde etmişlerdir (Kaynak: Cihan Haber Ajansı).
Buna göre AKP’nin oylarında 2011 seçimlerine göre yüzde 6.5 oranında bir gerileme söz konusudur. AKP 2.5 milyona yakın oy yitirmiştir. AKP’nin bu oyları ziyadesiyle MHP’ye kaybedilmiş görünüyor. CHP’nin oylarında ise artış yok; yerinde sayıyor.
Bu seçim sonuçları karşısında AKP cenahının kapıldığı coşkusu bol sevinci anlayışla karşılamak gerekir. Onlar az kaybettikleri için seviniyorlar ve bunu da, beğenin ya da beğenmeyin ama bir gerçek olarak kabul edin, Recep Tayyip Erdoğan’ın olağanüstü liderlik performansına borçlular.
17 Aralık’tan sonra iktidarı hedef alan yolsuzluk iddialarının eşliğinde girilen 30 Mart seçimlerinin AKP oylarında yüzde 6.5’ten fazla bir düşüş yaratmamış olmasının hakkı, herkesten önce Erdoğan’a teslim edilmelidir.
AKP oylarındaki düşüş daha fazla olsa ve mesela iktidar yüzde 40’ın altına düşseydi, 30 Mart seçimleri iktidar partisinin aşağıya gidiş trendini sert bir kırılma yaratarak ani biçimde şiddetlendirebilirdi.
Bu gerçekleşmedi de ne oldu? Kimse kendisini aldatmasın; Gezi’den bu yana iktidarı zorlayan bütün olumsuz dinamikler sabit, yerli yerinde duruyorlar.
Gezi’den bu yana Türkiye yönetilemiyor.
AKP’nin 30 Mart seçiminden oy kaybederek birinci parti olarak çıkması, Cemaat-AKP çatışmasının yıprattığı kurumlara kaybettiklerini iade etmez. Bunu sağlamanın yolu iktidarın bir seçimden güçlenerek ya da zayıflayarak çıkması değil, demokrasinin temel prensiplerini, iyi yönetişimi ve hukukun üstünlüğünü gözetmesidir.
Kurumlar tam tersine bu seçimlerden daha da yıpranmış olarak çıkabilir. Bu bakımdan sandık yolsuzluğu iddialarının objektif ve eksiksiz biçimde incelenerek karara bağlanması, ülkemizde demokratik seçim müessesesine duyulan güvenin korunması açısından çok önemlidir.
Ayrıca şu unutulmamalıdır: Kendi seçmeninin 30 Mart’ta iktidara gösterdiği rıza, yolsuzluk iddialarını ortadan kaldırmaz.
Türkiye’de, kaynağında kutuplaştırıcı söylem ve politikalar olan ayrışma dinamiklerinin de iktidar bu seçimde yüzde 43.3 oy aldı diye kendiliğinden zayıflamasını beklemiyoruz.
Bu seçim sonucunun en olumsuz yorumu, iktidarın kaybının idare edilebilir bir seviyede görülmesi nedeniyle otoriter eğilimlerin sorgulanmaya gerek duyulmaması olacak. Otoriter eğilimlerle istikrarsızlık arasında Gezi’yle birlikte ortaya çıkan neden-sonuç ilişkisi önümüzdeki dönemde de canlı kalacak.
30 Mart’ı, Erdoğan’ın şahsıyla ilgili yarattığı bir sonuç, bir de perspektif açısından inceleyelim.
Sonuç, Erdoğan’ın siyasi pozisyonunu kısa vadede koruyacağıdır. Şimdi “Erdoğan’lı Türkiye”yi tartışmanın ehemmiyeti, “Erdoğan sonrası”nı konuşmanın lüzumundan fazladır.
İktidarın Gezi’ye ve 17 Aralık’a verdiği tepki nedeniyle dünyada Türkiye’nin öngörülebilir ve yatırım yapılabilir ülke imajını zedelendi. 30 Mart her ne kadar Erdoğan için bir öngörülebilirlik sağlamış ise de Türkiye için aynı tespiti yapmak kolay değildir. Bu nedenle Türk ekonomisinin maruz kaldığı riskleri bertaraf edilmiş saymamız mümkün görünmüyor.
30 Mart’ın yarattığı perspektif ise Erdoğan’ın yüzde 43,3’lük desteği, Kürt oylarını da katıp Cumhurbaşkanı seçilmenin zemini olarak değerlendirmesinin önünün açılmasıdır. Bu perspektif Gezi ve 17 Aralık’la birlikte kapanmıştı.
Bizce 30 Mart’ın yarattığı önemli fark budur.

KADRİ GÜRSEL

MİLLİYET

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.