Ünlü yazarların Twitter\'la imtihanı
Twitter’ın yaşamımızın ayrılmaz bir parçası haline geldiği zamanları yaşıyoruz. Kimi haber amaçlı, kimi merakından, kimi hayranı olduklarına daha yakın olabilmek için; birçoğumuzsa aslında bütün bunların toplamı olarak kullanıyoruz, 140 karakterlik kişisel blogu. Takip ettiklerimiz içinde, kitaplarına aşina, kendilerine hayran olduğumuz yazarlar da var. Sayfalar dolusu okuduklarımız yetmiyor, 140 harfle neler diyeceklerinin peşine düşüyoruz.

Twitter gerçeğinin bir de yazarlara bakan tarafı var. Tweet’leri, yazar kimliklerinin izdüşümü. Peki, kendi mini bloglarında yazarken, kitaplarına ayıracakları vakitten çalıyorlar mı? Twitter’a kendilerini kaptırmaktan mustaripler mi, yoksa yazma tutkularına, tadında bırakmak kaydıyla, Twitter’da gem vurabiliyorlar mı? Kapılarını çalıp sorunca öğrendik ki, Twitter aslında hepsinin sınavı!

AHMET ÜMİT: GEZi OLAYLARINDA ELiMDEN BIRAKAMADIM

Polisiye romanların usta ismi Ahmet Ümit, Twitter’ın aktif yazarları arasında yer alıyor. Kendisi için Twitter’ın iki işlevi olduğunu belirten Ümit, “Bunlardan birincisi, o anki duygularımı ve düşüncelerimi anlatmak. İkincisi ise okurumla pratik iletişim kurmamı sağlıyor. İmza, etkinlik, kitabımın çıkacağı tarihi paylaşmak gibi duyurularımı yapabiliyorum” diyor. Ünlü yazara göre, 140 karakterle duygu ve düşünce anlatmak için kafa yormak, bir nevi zanaatkârlık. Ve bu zanaatın etkilediği, yüz binlerce okur var.

Twitter’ın kendi yazarlığından çalmadığını belirten Ahmet Ümit “Yazdığım zaman gözümde ne Twitter, ne de başka bir şey oluyor. Bazen sinema izlemek de, seyahat etmek de, arkadaşlarınızla buluşmanız da yazarlığınızdan çalabilir. Sadece Twitter değil! Kısacası, yazma isteğimi Twitter karşılamıyor” kanaatini taşıyor.

 Bir Twitter kullanıcısı olarak, o da ipin ucunu kaçırdığı zamanlar yaşamamış değil. Özellikle de Gezi olaylarında telefonu elinden bırakmadığını anlatan Ümit, “O olaylar sırasında gözlerim ağrıyıncaya kadar yazdım. Çok politik bir   ortamın getirdiği gerginlik nedeniyle ister istemez sık sık paylaşımda bulunuyorsun” sözleriyle resmediyor taşkınlığını.

SİBEL ERASLAN: ‘Vesvasil hannas’ı çok, fısıltılar alemi

Edebiyat dünyasının en tanınmış isimlerinden olan Sibel Eraslan, son yıllarda tarihi karakterler üzerine yazdığı romanlarla ses getirdi. O da istikrarlı bir Twitter kullanıcısı… 131 bin civarında takipçisi bulunan Sibel Eraslan, “Twitter, benim haber ajansı olarak da yararlandığım bir mecra. Kulis ve lobi çalışmalarını da seyredebileceğiniz bir fısıltı dünyası” anlayışına sahip. Burada, anahtar kelime ise ‘fısıltı’. Müslüman kimliğiyle değerlendirdiğinde ‘fısıltı’nın kendisini tedirgin ettiğini söyleyen Eraslan, “Vesvasil hannası da (gizli vesveseler) çoktur, bu âlemin” uyarısında bulunmadan edemiyor.

MEHMET BARANSU: İki kitap projemi erteliyorum

Ünlü gazeteci ve yazar Mehmet Baransu’nun Twitter’da 700 binin üzerinde takipçisi var. Twitter’ın en dikkat çeken isimlerinden olan Baransu, “Fazlasıyla sıkılmaya başladım. Artık Twitter’n beni kontrol ettiği noktadayım. Vaktimden çalıyor. ‘Acaba hangi haber var?’ derken, bu bir alışkanlığa dönüşüyor” diyor.

Son günlerde Twitter’a daha az zaman ayırmaya çalışan Mehmet Baransu, “Geçenlerde okumak için 24 kitap aldım ve neredeyse hiçbirini okumadığımı fark ettim. Şimdi daha kontrollü girmeye çalışıyorum” ifadesini kullanıyor. Yazdıklarına gelen yorumlardan ötürü Twitter’da ‘sinirli’ bir profil çizen ünlü gazeteci, bundan epey mutsuz. O mutsuzluk, gündelik yaşamına da sirayet ediyor. Konuşmamızın sonunda, ağzından baklayı çıkarıyor: “İki kitap projem vardı. Son dönemde, Twitter’da da yazdıklarımın neticesinde yaşadıklarım nedeniyle de onları çıkartamadım”

ALİ ÇİMEN: Romanımı dört ay geciktirdi

Bir süre önce roman yazarlığına da adım atan genç tarihçi Ali Çimen, “Söz konusu roman yazmak olduğunda Twitter tam bir dipsiz kuyu. Verimi inanılmaz düşürüyor. Gündeme kapılıp gidiyorsunuz ve resmen zihniniz ağır bombardıman altında kalıyor. Roman yazarlığı ise ciddi bir dış dünyadan tecrit durumu gerektiriyor” açıklamasında bulunuyor.

Kendisi bunun bedelini de ödeyenlerden: “Aynı zamanda gazeteci de olduğum için Twitter'ın bir yüzüne kapılıp, birçok işimi ihmal etme pahasına,17 Aralık’tan bu yana 7 bin küsur tweet atmışım (ki öncesinde nadiren kullanırdım). Normalde mayıs ayında teslim etmeyi planladığım romanım, otomatikman 4 ay gecikti. Bu 4 ay zarfında sadece 30 sayfa yazabildim. Ancak şikâyetçi değilim. İçinde yaşadığımız toplumu, en azından belli bir yüzdesini ve bu yolla kendimizi de tanımak açısından Twitter tam bir maden."

DOĞAN YARICI: Verimim değil umudum düşüyor

Yazdığı öyküler ve şiirleriyle edebiyatseverlerin haklı beğenisini kazanan Doğan Yarıcı, Twitter’ı moda olarak değil, ‘iletişim devrimi’ olarak görenlerden: “Çaldığı zamanın karşılığında Twitter'dan nasıl ‘beslendiğiniz’ önemli bence. Özellikle olağanüstü durumlarda, dönemin ruhuna tanık olmak, gözlemlemek, bu süreçte elden geldiğince etkin ve katılımcı olmak için Twitter olmazsa olmaz.” Zamanı iyi kullanan yazarların, Twitter’dan olumsuz yönde etkilenmeyeceğine inanan Yarıcı, kendine çaldığı zamanlarda sistemli biçimde kullanıyor bu sanal alemi. “Verimden düşmüyorum; ama umutsuzluğa düşebiliyorum” cümlesiyle kastı, getirilen yasaklar!

FATİH TÜRKMENOĞLU: YAZARKEN TWITTER ORUCUNA GiRiYORUM

Hayat gezince güzel” cümlesini duymayıverin… Aklınıza hemen, seyyah Fatih Türkmenoğlu düşüyor. Yaptığı gezi programlarıyla yetinmeyip bunları yazılı kelimelere de döken Türkmenoğlu, seyahat alanındaki kitaplarıyla da öne çıkmakta. Twitter için “çok sesli bir koro” metaforunu kullanan deneyimli gezgin, sarsıcı diye nitelendirilebilecek bir çıkışta bulunuyor: “Genel olarak çok sesli bir koroyu dinlemek tabii ki zevkli. Her gruptan insanların nasıl düşündüğünü anında öğrenebilmek adına... Ancak yazı yazarken, o konu da gündemdeyse, bir noktadan sonra takip edilmemesi gerektiğini düşünüyorum.” Peki, ama neden? Kafasının karıştığını anlatıyor: “Sosyal medya şövalyeleri, haberden haber üretenler, varsayımların, az datanın, bol fikrin sahipleri... Benim kafam karışıyor açıkçası. Ne doğru, ne uydurma, bir yerden sonra kestiremiyorum. Bir de her şeyi okumuş oluyorum, yazacak iştahım da kalmıyor. 140 karaktere sıkışmış onlarca düşünce...”

Fatih Türkmenoğlu, yazarlığı için sosyal medya orucu tutan belki de ender yazarlardan birisi… Nasıl mı? “Genellikle, gezi yazılarımı, yeni kitap için bölümlerimi yazmadan birkaç saat önce sosyal medya orucuna giriyorum. Zihnimi başka şeylerle meşgul etmek, yazının kalitesini etkiliyor. Tweet okumayı çok seviyorum, ayrı mesele; ama yazarken asla değil!”

SOSYAL AĞLAR MUTSUZLUK KAYNAĞI

Facebook, Twitter, Instagram, Foursquare gibi sosyal ağlarda; iletileri beğeniyoruz, paylaşıyoruz; etkinliklere davet alıyoruz, mesajlaşıyoruz, ne düşündüğümüzü söylüyoruz, takip ediyor ve ediliyoruz, fotoğraflarda etiketleniyoruz, konum bildiriyoruz… Kısacası gündelik hayatta her ne yapıyorsak, arkadaşlarımızla veya takipçilerimizle bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde paylaşıyoruz. Peki aslında tüm bu yaptıklarımızın bizleri mutsuz ettiğini biliyor muyuz?

İnternetteki sosyal ağlar konusunda Michigan Üniversitesi’nden Psikolog Ethan Kross önderliğinde yapılan bir araştırmada oldukça çarpıcı sonuçlar ortaya çıktı. Araştırmaya gore dünya genelinde 1.1 milyar kullanıcıya ulaşan Facebook’un bizi arkadaşlarımıza bağlamanın ötesinde yalnızlaştırdığı, genel yaşama sevincimizi ve coşkumuzu azalttığı sonucuna ulaşıldı. Araştırmaya göre, Facebook başkalarıyla olan etkileşimimize ve bireyselliğimize olumsuz etki ediyor. Facebook’ta geçirilen süre arttıkça mutluluk seviyemiz azalıyor. Facebook’u bilinçsizce kullananlar, hesaplarını kapattıktan kısa bir süre sonra, daha mutlu olduklarını ifade etmişler.

RUH HALİ: PARÇALI BULUTLU

Twitter ve Instagram’da da durum farklı değil. Bu iki sosyal ağın kullanıcıları genel olarak takipçilerinin sayılarına göre mutlu veya mutsuz olabiliyorlar. Özellikle genç nüfus arasında takipçi sayısı bir sosyal statü ve güç göstergesi olarak kabul edilirken, takipçisi az olanlarda özgüven eksikliği ve mutsuzluk ortaya çıkıyor. Vermont Üniversitesi ise yaptığı araştırmada, dünyadaki tüm kullanıcıların attığı tweet’lerin içerdiği 46 milyar kelimeyi analiz ederek, Twitter’daki ruh halinin negatifliğini ortaya koydu.

Sosyal medya kanallarıyla ilgili yürütülen çalışmalar, Instagram’da paylaşılan fotoğrafların daha vahim durumlara yol açtığını kanıtlıyor. Gidilen her mekanın, yenilen her yemeğin, alınan her kıyafetin, kısacası maddiyata dayalı bütün aktivitelerin yoğunlukla paylaşıldığı Instagram, aynı imkana sahip olmayan; ama aynı şeyleri yapmak isteyen insanları derin bir mutsuzluğa sürüklüyor.

Dünyayı etkisi altına alan Facebook, Twitter, Instagram gibi sosyal ağlara yönelik yapılan araştırmalar, hem kullanıcıların hem de takipçilerin derin mutsuzluğunu ortaya koyuyor. (Mustafa Erdinç/ [email protected])

FATİH VURAL - BUGÜN GAZETESİ
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.