Tutunmayan adam Roger Garaudy

ERKAM EMRE ZAMAN

Bir asra yaklaşan hayatı, geçen sene hitama erdi. Ünlü Fransız filozof ve siyaset adamı Roger Garaudy, hiçbir fikrin ve ideolojinin çeperine sığamadı. Çalkantılarla geçen uzun sergüzeşt-i hayatı, İslâmiyetle şereflenince, tutunmaya da ihtiyaç duymadı.

“Düşündüklerini gerçekleştirmek için daha fazla beklemek istemedi; gecikmesinin dünyada bir eksiklik doğurduğunu düşünerek acele ediyordu; karşı koyulacak saldırılar, düzeltilecek hatalar, giderilecek haksızlıklar, cezalandıracak suçlar, ödenecek borçlar çoktu. Ve bir sabah güneş doğmadan, niyetinden hiç kimseyi haberdar etmeden, kimseye görünmeden zırhını kuşandı…”

Zihninde dönen çarkların tıkırtısı dışarıdan duyulan bir delikanlının, artık yerinde duramayıp harekete geçmek istediği o ânı ancak Don Kişot romanından iktibas edilen bu satırlar tevil edebilir. Daha yirmili yaşından gün aldığı vakitlerde Fransız Komünist Partisi’nin kapısını çalıp, “Beni aranıza alın!” dediğinde, fikrinin aksiyona dönüştüğünü çoktan ispat etmişti genç Roger. Yirminci yüzyılın tüm köşe başlarında durup buralarda mihmandarlık edecek Fransız mütefekkir ve filozof,  seyr-i sülûkuna hiç es koymadan devam edecekti. 98 sene sürecek uzun hayat serüveni boyunca onlarca ürün veren, saygı duyulduğu kadar yaftalanan Roger Garaudy, bundan bir yıl evvel ebedi âleme göçtü.

Komünist Parti safları sıklaşırken

“Harb-i Umumîyi gören ihtiyardır” sözüne muhatap olan Roger Garaudy (Roje Garodi), 1913’te Fransa’nın Akdeniz’deki liman şehri Marsilya’da dünyaya geldi. Tevellüdünden bir sene sonra patlak veren Birinci Dünya Savaşı uzun ömrünün mücadeleyle geçeceğine bir işaretti belki. Ömrünün ilk demlerini yokluk ve sıkıntılar ile geçirir Garaudy. Öyle ki, babasını ilk defa yedi yaşında görür. Savaşın hemen başında Fransız ordusu tarafından silah altına alınan baba, koltuk değnekleri ile yürüyerek dönmüştür evine. Anneannesi koyu bir Katolik de olsa anne ve babasının ateizm ile perçinlediği bir evde büyür. 14 yaşına geldiğinde insanın tabiatında inançsızlığa yer olmadığına ikna olur ve Protestanlık mezhebini seçer. Liseyi bitirdikten sonra üniversite tahsilini yapmak üzere Paris’e gider. Sorbonne Üniversitesi’nde felsefe tahsili yaparken bir yandan da Protestan Gençlik Teşkilatı’nın başkanlığını yapar. Mizacındaki mücadele ruhu onu yaşananlara karşı bigane kalmasına izin verme. Roger Garaudy hocalığın yanı sıra Komünizmin tüm dünyayı kasıp kavurduğu devirlerde bu rüzgâra kapılarak Fransız Komünist Partisi saflarında yer alır. Kongrelerde halka hitap edişi ve komünist düşüncenin yayın organı L’Humanité gazetesindeki makaleleri ile sivrilir, siyasi hiyerarşi basamaklarını tek tek tırmanır. 1945 yılında Tarn vilayetinden milletvekili olarak parlamentoya katılır. 1956 yılında Fransız Komünist Parti’nin en önemli kıdemlerinden biri olan büro şefliğine getirilir. Yürüttüğü görevler sırasında sosyalizm ve Markist düşünce ideolojisini derinlemesine inceleyen kitaplar yazacaktır.

Cezayir sürgünü ve İslamiyet’le tanışma

Roger Garaudy, İkinci Dünya Savaşı’nda ülkesinin özgürlüğü için silahlanan grupların içindedir. Almanlara karşı yapılan ‘Somme’ savaşına bizzat katılır ve şeref madalyası ile onurlandırılır. Akabinde Vichy Rejimi askerleri tarafından alıkonularak 1941’de Kuzey Afrika’daki toplama kamplarına gönderilir. Cezayir’deki kampta kaldığı sürede ölüm cezasına çarptırılır, fakat sonrada affedilerek salıverilir. 1943 yılında özgürlüğüne kavuşurken, ileride gönül bağı ile bağlanacağı İslamiyet ile tanışır. Savaştan sonra hemen terk etmez burayı Garaudy.  Alger’deki Fransız Radyosu’nda yöneticilik yapar, komünist La Liberté Dergisi’nde çeşitli yazılar kaleme alır.

Davasısnın bekçisi Garaudy, Fransa’ya dönünce siyasete kaldığı yerden devam edecektir. 1951 yılına kadar vekillik yaptıktan sonra 3 sene senatörlük görevini yürütür (1959-1962). Fransız entelijansiyasında popülaritesi gün geçtikte artarken, devrin önemli isimlerinden Charles de Gaulle, Stalin, Fidele Castro, Pablo Picasso, Louis Aragon, Gaston Bachelard, Jean-Paul Sartre ve Romain Rolland gibi önemli simalarla yakından diyalog kurar. Ünlü düşünür, 1952’de Sorbonne Üniversitesi’nden edebiyat dalında, 1954’de SSCB Bilimler Akademisi’nden bilim dalında doktor unvanını alırken, 1962’de Fidel Castro tarafından Küba Üniversitesi’nde felsefe reformunu yapmak üzere görevlendirilir. Burada Marksist İnceleme ve Araştırmalar Merkezi müdürlüğü yapar.

SSCB’yi bir kalemde sildi

Garaudy, düşüncede devrimin sona ereceğine inanmamış, bunu bir asır devam edecek hayatının her dönemecinde ispat edecekti. Teorisyenliğini yaptığı sosyalizm düşündesini konferanslar, kitaplar ve daha birçok vesile ile yarım asırdan fazla bir müddet anlatmıştı. Fransız komünistlerin iskeletini oluşturacak eserleri bir bir yazarken, nerede sosyal eşitlik, adalet, Marksizm konulu bir toplantı olsa orada Roger Garaudy’nin ismi geçer olmuştu.

Sonra, 1968 yılında, FKP yöneticilerini Çekoslovakya’ya giren SSCB‘ye karşı sessiz kalmakla suçlanmıştı. Parti yönetimini hedef alan tenkitleri ve SSCB’ye dair sert ithamları, parti ile yol ayrılmasına sebep oldu. Bu noktada, yeryüzünde hiçbir ülkenin gerçek bir sosyalizmle yönetilmediğini savundu. 1970 yılına gelindiğinde Fransız Komünist Parti’den tamamen ihraç edilmiş ve ebedi muhalif damgasını yemişti. Hayatının bu evresinde maneviyata eğildi.  İnsanlığın yegane kurtuluşunun Sosyalizmle birleşen bir imandan geçtiğine ikna oldu. Bu yörüngede Marksizm ile Hıristiyanlık arası orta yol bulmaya çalıştı. Ve nihayet sonradan müşerref olacağı İslam hakkında derin düşüncelere daldı. Uzun bir uzletin ardından, 1982 yılında şahitlerin huzurunda Müslüman olduğu duyuldu. Roger Garaudy’in Müslüman olması dönemin sanat, edebiyat ve siyâset camiasında bomba etkisi yaptı. Bir zamanlar dünyanın her tarafında yaptığı ateşli konuşmalarla komünizmi kitlelere izah eden akıl hocası artık Reca Carudi ismini almıştı. İslamiyet’i seçtikten sonra “Kişisel inançlarımdan ve entelektüel kanaatlerimden ödün vermedim.” diyerek davasına sıfırdan başlayan Garaudy, bu seçimini Fransız gazetesi Le Monde’da yazdığı bir makale ile ifşa etti. Bundan sonra Müslüman dünyanın sorunları üzerine çalışmalar yaptı, konferanslar verdi. Filistin davasının batı dünyasındaki en büyük destekçilerinden biri oldu. ‘İsrail’in Kuruluşundaki Mitler’ kitabını hiçbir yayınevi basmaya yanaşmayınca kitabı kendi imkanlarıyla bastırdı. Fransız mütefekkir, 1995 yılında çıkan kitabı yüzünden bir damga daha yedi: Antisemit. Abbe Pierre’in kendisine verdiği destekle Fransız kamuoyunda büyük tartışmalar oluşturdu. Fikirlerine ket vurmak ve yıldırmak amacı  ile uzun süre Fransız mahkemelerince  yargılandı.

    Dilimize otuzdan fazla çevrilen eserleriyle Roger Garaudy, Paris banliyölerindeki mütevazı evinde son nefesini vereceği 13 Haziran 2013’e kadar davasını savunmuştu. Vicdanından tüm ömrü boyunca taviz vermemiş ve ihtiyarını bir ideolojinin sultasına zincirlememişti. Roger Garaudy, vasiyet ettiği gibi Paris yakınlarındaki Champigny-sur-Marne crématorium’unda (ölü yakılan yer) sevenlerinin katıldıgı sade bir törenle küle dönüştü.

Gerçek Müslüman ahlâkı, onu kurşuna dizilmekten kurtardı

Roger Garaudy, 1940 yılında tutuklanır. Genereal Pétain yönetimindeki Fransız Vichy Rejimi, Naziler ile işbirliği içindedir. Tutuklanma sebebi, mevcut rejime ve Nazilerin tahakkümüne karşı silahlı mücadele girişimidir. Aynı sebeple II. Dünya Savaşı sonuna kadar kalacağı Fransız müstemlekesi Cezayir'e gönderilir. Celfa denilen bölgede bir askeri kışlada tutukluluğu devam edecek Roger Garaudy'nin hayatı burada değişir. Kamp içinde ayaklanmaya sebep olmak ve isyancı gruba elebaşılık etmekle suçlanıp idama mahkum edilir Garaudy. İnfazı kurşuna dizilerek yapılacaktır. Her daim mazlumun yanında, zalimin karşısında duran dava adamını iyi tanıyan Cezayirli askerler, Fransız generalin ateş emrine itaat etmezler. Usulca ölümü beklerken infazı ertelenen Garaudy, sonunda affedilir. Yıllar sonra İslam'dan nasıl etkilendiği sorularına karşı, “Biz silahsız ve savunmasız bir insana ateş etmeyiz” diyerek mukabele eden kahraman askerlerden bahsedecektir. Ünlü mütefekkir, bu tecrübesini kendi kelimeleriyle şöyle yorumluyor: “Yaşadığım bu olay bana Sorbonne Üniversitesi'nde on yılda tahsil ettiklerimden daha mühim şeyler öğretmişti.”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.