Türkler nereye Dede Korkut oraya

 İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Abdulkadir Emeksiz ile Dede Korkut'un Paltosu adlı yeni kitabından yola çıkarak Dede Korkut'un oluştuğu ortamı, Türk edebiyatındaki macerasını ve kültür tarihimiz açısından önemini konuştuk.

Yaygın olarak “Dede Korkut Hikâyeleri” şeklinde adlandırılan bu metin külliyatı hangi coğrafya ve zaman dilimine ait?
Evvela şunu söylemek isterim: Dede Korkut Kitabı'nı inceleyenler çok defa bir tek tarih kesiti ve belirli bir coğrafî saha arayışına saplanıp kalıyorlar. Ancak Dede Korkut ile ilgili anlatılar sınırlı bir tarih kesitine ve dar bir coğrafyaya sığdırılamaz. Oğuzların yaşadıkları zaman ve bölge değiştikçe metinlerde şahıs adlarından yer adlarına, düşmanlara ve yansıtılan folklorik özelliklere kadar birçok farklılık meydana geliyor. Dede Korkut metinlerini değerlendirirken “tarih” ve “coğrafya” iki problem alanı olarak karşımıza çıkıyor. Metinler tarihle ne derece ilgilidir? Yaşanan tarihî olaylar ve gerçek tarih kişileri metinlerde ne ölçüde yer almıştır? Olayların yaşanma zamanı ile sözel veya yazılı metinlerde yer almaları arasında ne kadar zaman farkı vardır? Yaşamakta olan ve değişmeye devam eden boylar Türk göçlerinin seyri ile ne derecede ilgilidir? Tek bir tarih ve tek bir coğrafyaya bağlı sabit bir metin üzerinde düşünmediğimiz dikkate alındığında Dede Korkut anlatılarını bu sorular etrafında ele alarak düşünmeliyiz.
Köprülü'nün o meşhur sözünü buradan anmanın tam sırası sanırım!
Evet. Prof. Dr. Fuat Köprülü'nün “Bütün Türk edebiyatını terazinin bir gözüne, Dede Korkut'u öbür gözüne koysanız, yine Dede Korkut ağır basar” sözünü Oğuzların eski vatanları Sir-derya bölgesinden Azerbaycan'a ve Anadolu sahasına uzanan geniş bir coğrafyada tarih boyunca yaşadıklarını yüzyıllarca yazıp söylemiş olmalarıyla birlikte okumak gerek. Destanî karakter dikkate alındığında milattan öncesinden, metin kurgulanışları itibariyle İslam öncesinden, Şamanlıktan, İslamiyetin kabulüyle birlikte İslam dini ve kültüründen izleri bir arada yaşatan anlatılardır Dede Korkut boyları.

YÜZLERCE ÇEŞİTLEMESİ VAR
Kaç hikâyeden oluşuyor?
Dede Korkut metinleri Dede Korkut Kitabı'nda yer alan 12 boy ve onun metinleriyle sınırlı değil. Dede Korkut anlatılarının yüzlerce çeşitlemesinin her biri Oğuznâme hükmündedir. Dresden ve Vatikan nüshaları olarak bilinen eserler dışında Kahire yazması, Türk Dil Kurumu'nda bulunan yazma, cönklerde yer alan metinler, İstanbul Üniversitesi'ndeki yazma eser, sözlü kaynaklardan tespit edilip yazıya geçirilenler arasında Ignácz Kunos'un derlemesi, “Akkavak Kızının Hikâyesi” adıyla yayımlanmış Kayseri'nin Gesi ağzıya kayda alınmış Ermenice derleme ve Şah Kasım Hikâyesi örneğinde olduğu gibi müstakil basılmış eserler, bu Oğuznâmelerin Cumhuriyet öncesine ait birkaç örneği olarak görülebilir. Daha sonra yapılan tespitlerle bu sayının yüzleri bulabildiğini ifade edebiliriz.
Bu metinler nasıl bir ortamda üretilmiş peki?
Dede Korkut Kitabı'nın hangi yaratıcılık ortamının ürünü olduğu konusunda değerlendirmeye alınan iki seçenek var genel olarak: Sözlü ve yazılı. Çoğunlukla da metin neşri ağırlıklı ilk dönem çalışmalarında boyların yazıya geçirilmiş olduğu ön kabulü vardır, bunun zamanı tartışılır, yani öncesinde sözlü kültürde yaşadığı, sözel ortamda üretildiği hükmüne bağlı olarak hareket edilmiştir. Aslında hangi metinden bahsediliyorsa onun ortamını ele almak gerekir. Sözlü kültürden yazıya aktarılan metinler olduğu gibi yazılı olarak meydana getirilmiş olanları da vardır, aynı metnin hangi ortamda oluştuğunun tartışmalı bulunduğu anlatılar da. Bir de değerli araştırmacı Prof. Dr. Dursun Yıldırım'ın bilgilendirmesiyle öğrendiğimiz “üçüncü yaratıcılık ortamı” var: Sözel ve yazılı ortam yaratıcılıklarının imkân ve yaratıcılık özelliklerinden istifade ederek Türk medeniyetinin yerleşik hayat düzeni içinde bir üçüncü yaratıcılık ortamı doğmuştur. Her iki ortamın bir yeni terkibi gibi algılanabilecek bu ortam, sözel/yazılı yaratıcılık ortamı diye adlandırılabilir.
Dede Korkut  elyazmasının ilk sayfası
Dede Korkut elyazmasının ilk sayfası
BENZER MOTİFLER
Dede Korkut, ortaya çıktığı dönemden itibaren güncelliğini nasıl korumuş?
Aslında bu soruya Türkler nereye, Dede Korkut oraya diye cevap vermek mümkün. Sadece Bamsı Beyrek boyunun “kardeş anlatılar” olarak nitelendirdiğimiz boylarını bile dikkate alsak güncellemenin nasıl olduğunu görebiliriz. “Alpamıs”, “Bamsı Beyrek”, “Bey Böyrek” ve “Şah Kasım” anlatıları aynı boyun farklı zaman, başka coğrafya ve değişik kültür ortamlarında tespit edilmiş, yaşamış, yaşamakta olan çeşitlemeleridir, kardeştirler. Epizodik yapı birliği gösterirler, kültürel genetik kodları aynıdır. Türk'ün esareti kabullenmeyişini, insanî değerlerini en güçlü biçimde yansıtırken benzer motifleri barındırırlar. Dede Korkut boylarının Türkmen rivayetleri, içerisinde eski motiflerin yanı sıra, teşekkül ettiği coğrafyanın ve devrin yaşama şartlarının izlerini görürüz. Bu, bize kültürel yansımanın nasıl olduğunu, benzerlik içinde özgünlüğü ve metinlerin nasıl kimlik edindiğini de gösterir. “Kamgan Oğlı Bamsı Beyrek Boyu”nun “Bamsım Birek” şeklindeki Türkmen rivayeti, av sahnesi bakımından “Salur” adlı sözlü gelenekten derlenen rivayetle hemen hemen aynıdır. Oysa, Dede Korkut Kitabı'ndaki Beyrek boyunun av sahnesinde Beyrek, alıcı kuşuyla değil, geyik kovarak Banı Çicek'in otağına gelir. Bu bakımdan Türkmenistan'da avcı kuşların sosyal hayatta halâ önemli bir yer tutması Beyrek boyunda devam ettirilmiştir.
Anlatıların farklı edebî formlara bürünerek değişim göstermeleri de güncellenmeyi destekleyen yapısal göstergelerdendir. Mitolojik ögeleri de destan formu ve üslubunu da, destanî hikâyeyi, hikâyeyi, hatta masalı Dede Korkut'u anlatırken görebilmekteyiz.

Sizin kitabınızda incelediğiniz 20. yüzyıla ait Şah Kasım Hikâyesi'nde Dede Korkut ile ilgili unsurlar nelerdir?
Kırımlı Süleyman Sûdî Bey tarafından müstear isimle yazılıp basılan Şah Kasım Hikâyesi bir Bamsı Beyrek çeşitlemesidir, kardeş anlatılar içindedir. Şehirli karakteri daha baskın olan ve yazılı hikâye üslubunda bir Dede Korkut anlatısıdır.
Kitabınızın ismi çok ilginç: Dede Korkut'un Paltosu. “Gogol'ün paltosu”nu çağrıştırıyor. Tam olarak neyi kastediyorsunuz bu “palto” kelimesiyle?
Dostoyevski bu sözüyle Rus ve dünya edebiyatında önemli yer tutan gerçekçilik akımının köklerini Gogol'e dayandırır. Evet bu yönüyle bir çağrışım var. Ben de kitap tamamlandığında, isim ararken, arkadaşım Bahtiyar Aslan'ın tavsiyesiyle bu isimde karar kıldım. Dede Korkut boyları sadece Türk edebiyatında, Türk dünyası edebiyatında değil dünya edebiyatı ölçeğinde de temel eserlerden biridir. Türk edebiyatının özgün kök eseri Dede Korkut'tur, biz de ona bağlıyız.

• • •
Dede Korkut'un Paltosu
Abdulkadir Emeksiz
Boğaziçi Yayınları
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.