Öne Çıkanlar başbakan binali yıldırım merkez Bağlar ilçesi Hüseyin Mert Saral göklerde tekbirler

Türk Tarihinde Kadının Yeri: Sultan Raziye Örneği

Dönem dönem, Türk toplumunda kadının yerine yönelik söylemlerde, Türk tarihine menfi yönde atıfta bulunarak Türk kadınının Türk tarihinde önemli bir yere sahip olmadığı, hatta adının dahi anılmadığı gibi görüşlerin varlığına şahit olunmaktadır. Oysa tarihsel derinlikte bu tür söylemlerin tutarlılığı tartışmalıdır.

Kafesoğlu’nun ifadesiyle; Türk devletlerinde hatunlar söz (Hatunluk Hukuku) sahibi idiler. Aralarında devlet siyasetine yön verenler, devlet reisliği yapanlar ve naip olarak devleti idare edenler (Sabarlar, Gök–Türkler, Uygurlar, Oğuzlar) vardı. 585–726 yıllarında Çin elçilerinin kabulünde Gök–Türk hatunları hazır bulunmuşlardı. Ayrı sarayları ve “buyruk”ları bulunan hatunlar umumiyetle devlet meclislerine katılırlar, bazen elçileri ayrıca kabul ederlerdi. Hatunların –gelecek hakanların anneleri olmaları sebebiyle– ilk zevce ve asil olmalarına dikkat edilirdi (1). Dolaylı ya da yarı doğrudan, siyasete etki etme bakımından, Osmanlı’da Hürrem Sultan ve Kösem Sultan dönemleri hangi açından bakılırsa bakılsın halen üzerinde dikkatle durulan birer dönem olarak karşımıza çıkmaktadırlar. Bu sebeplerden ötürü, belli teorilere zemin oluşturmak amacıyla tarihi gerçeklikleri yok sayma ya da hepsini ayrı ayrı birer istisna olarak kabul etme yönündeki çaba ve girişimleri doğru bulmuyoruz.

Bu kapsamda Türk tarihinde, XIII. yüzyılın ikinci çeyreğinde bir kadın hükümdarın varlığı dikkate şayandır. Bu hükümdar, Sultan Raziye’dir.

1206 yılında, Delhi’de ilk Türk Sultanlığı Aybeg tarafından kurulmuştur. Daha sonra Delhi Türk İmparatorluğu adıyla anılacak olan bu Sultanlığın kuruluş yılı üzerinde bir mutabakattan söz edilebilirse de, ortadan kalktığı dönem için farklı tarihlerin var olduğu, ancak yine de genel itibariyle 15. yüzyılda mutabık kalındığı söylenebilir.

Bu İmparatorluk içerisinde, Sultan Raziye, Delhi Türk İmparatorluğu sultanlarından Sultan Şemsettin İltutmuş’un kızıdır. İltutmuş’un vefatının ardından Delhi Tahtı’na oğlu Rükneddin Firuz Şah geçmiştir. Rükneddin Firuz, İltutmuş’un diğer eşinden olan oğludur. Yine, Rükneddin tahta geçmiş olsa da kaynakların büyük oranda mutabık kaldıkları hususlardan biri de, İltutmuş’un esasında çocukları arasında en yetenekli olan Raziye’yi veliaht tayin etmiş olduğudur. Ancak çeşitli sebeplerle bu gerçekleşmemiştir.

Rükneddin’in tahta geçmesinin ardından, annesi ve İltutmuş’un karısı olan Türkan Hatun tehdit olarak gördüğü pek çok kişiyi öldürtmüştür. Bu isimlerden birisi de, Raziye’nin ana–baba bir kardeşi olan Kutbuddin’dir. Kutbuddin’in gözleri çıkarılmış ve yine Türkan Hatun’un emriyle öldürülmüştür.

Bir süre sonra, Türkan Hatun bu kez İltutmuş’un en büyük kızı olan Raziye’yi öldürtmek istemiştir. Sultan Raziye’nin bu durumu sezmesi ya da durumdan haberdar olması ile yaşanan gelişmeler şu şekilde anlatılmaktadır: “Bir Cuma gününde Raziye Cuma camiine yakın olan eski saray Devlet Hane’nin balkonuna çıkarak halka hitap edip, ‘Sultan küçük kardeşimi öldürdü şimdi de beni öldürmek istiyor’ dedi. Bu konuşma üzerine galeyana gelen halk İmparatorluk sarayına saldırarak Türkan Hatunu yakalayıp hapsetti.”(2) Bu sürecin ardından Türk emir ve melikleri Rükneddin’i yakalayarak Sultan Raziye’nin huzuruna çıkarmışlardır. 29 Kasım 1236’da Sultan Rükneddin’in hayatına son verilmesi kararının ardından Rükneddin, altı ay yirmi dokuz günlük bir iktidardan sonra devrilmiştir (3).

Bütün engellere karşın, Sultan Raziye, Türk Delhi Sultanlığı tahtına çok erken yaşta oturmuştur (4). Belirtmek lazımdır ki, Sultan Raziye Hindistan Türk imparatorluğunun en büyük sultanlardan biri olmuştur. Tahtta bulunduğu zaman dilimi içerisinde babasının izinden gittiği ve birçok başarılar elde ettiği ifade edilmektedir. Babasının kendisini veliaht ilan edeceğini belirtmesi sebebiyle, yüksek rütbeli memurların hoşnutsuzluklarını dile getirmelerinin ardından; “Oğullarım gençlik zevkleriyle vakitlerini öldürmektedirler ve hiçbirinde devleti yönetecek kabiliyet yoktur. Ölümümden sonra bu kabiliyetin sadece kızımda olduğunu siz de anlayacaksınız. Aslında Raziye her yönden erkek kardeşlerinden üstündür. Gerçi şeklen kadındır ama zekâ ve basireti erkekten farksızdır”(5) yönündeki söylemine bakıldığında, bu ifadelerin yanlış olmadığının görülmüş olduğu ifade edilebilir.

Sultan Raziye’nin saltanatı, 1236–1240 yılları arasında, 3 yıl altı ay ve altı günün ardından son bulacaktır (6). Ancak ilginç olan, Sultan Raziye’nin kadın düşmanı bir Müslüman tarafından değil, bağnaz bir Hindu tarafından öldürülmüş olmasıdır (7).

Çeşitli tartışmalar ekseninde Türk tarihinden Sultan Raziye gibi örneklerin verilmesi, çoğu kez olaya/tartışmaya çok romantik yaklaşıldığı şeklinde eleştirilere maruz kalmaktadır/kalabilmektedir. Oysa diğer taraftan, belli bir zemine otur(tula)mayan bazı teorilerin, tarihi birer vaka olan bu tür örneklerin karşısında bu tür eleştiriler geliştirmelerini tabii karşılamak gerektiği düşüncesindeyiz.

Samet ZENGİNOĞLU 

Dipnotlar

(1)İbrahim Kafesoğlu, Türk Milli Kültürü, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2005, s. 270.

(2)M. Aziz Ahmet, Siyasi ve Tarihi Müesseseleriyle Delhi Türk İmparatorluğu, (bas. haz. Tansu Say), Tercüman 1001 Temel Eser, s. 190.

(3)A.g.e., s. 191.

(4)Erkan Türkmen, Sultan Raziye, Nüve Kültür Merkezi, Konya, 2007.

(5)Ahmet, a.g.e., s. 194.

(6)A.g.e., s. 198.

(7)Jean–Paul Roux, Türklerin Tarihi Pasifik’ten Akdeniz’e 2000 Yıl, (çev. Aykut Kazancıgil, Lale Arslan–Özcan), Kabalcı Yayınevi, İstanbul, 2008, s. 234.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.