TEŞKİLAT-I MAHSUSA TARİHİ

Bundan tam yüz yıl önce, 5 Ağustos 1914’te kurulan Teşkilat-ı Mahsusa, siyasi tarihimizin en tartışmalı, en karmaşık ve bir o kadar da gizemli, pek çok konuda “günah keçisi” ilan edilip suçlanmış, sonradan yargılamalara konu olmuş örgütlerinin başında geliyor. Bir yanıyla, her tarafı kaynayan ve çökmekte olan, kendisine göz diken Batılı ülkelerin başlıca paylaşım konusu niteliğindeki yarı sömürgeleştirilmiş Osmanlı İmparatorluğu’nun çok farklı cephelerde yaşadığı dramların üzerine inşa edilmek istenen son bir isyan hareketi, son bir ihtilal ve silkinme çabası… Bir diğer bakış açısına göreyse, etkileri günümüze dek uzanan geniş bir suç çetesinin, siyasi cinayet ve suikastların, “derin devlet”in başlangıcı. Kısacası, bizzat teşkilat şemasının başında bulunan kişi tarafından tarif edildiği gibi, “görünmeksizin görmek, hissettirmeksizin iş görmek, harekâtıyla değil ancak ef’aliyle kendisini göstermek mecburiyetinde” olan, tam yetkili gizli bir yapılanma söz konusu.

İki haftalık mesafede çarpışan Osmanlı subaylarının İstanbul’dan gelen telgraf emirlerine, çöküşü ve çaresizliği mükemmel özetleyen cümlelerle, “İtaat var, lâkin takat yok” şeklinde cevap verdikleri günler. Sürekli geri çekilen orduyu baştan aşağı teslimiyet ve bozgun duygusu sarmış. Genel gidişe ve çöküşe ayak uydurmak istemeyenler ise İlhan Selçuk’un Yüzbaşı Selahattin’in Romanı’nda Bağdat Cephesi Kurmay Başkanı Saffet’in ağzından duyduğumuz üzere “Eh, artık askerlik kalmadı, kurmaylık kalmadı, iş kabadayılığa kaldı” demekte. İran’dan Fas’a, Kafkas Cephesi’nden Trablusgarp’a, Mısır’dan Hindistan’a, Tunus’tan Afganistan’a açılan yelpazede Osmanlı’nın son direniş hareketlerini örgütlemek için oluşturulan Teşkilat-ı Mahsusa da neresinden bakılsa bir tür “örgütlü kabadayılık” manzarası arz ediyor zaten.

Sert ve elim yöntemler
Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ni bitirdikten sonra doktorasını Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü’nde tamamlayan, ardından da Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Dairesi’nde arşiv şube müdürü olarak çalışan Dr. Ahmet Tetik’in üç ciltlik geniş hacimli çalışmasıTeşkilat-ı Mahsusa (Umûr-ı Şarkiyye Dairesi) Tarihi’nin, 1914-1916 arasını ele alan ilk cildi bu manzarayı en ince ayrıntısına dek gözler önüne seriyor. Konuya dair daha önce yapılan kimi çalışmalarda “Teşkilat-ı Mahsusa’ya dair hiçbir kayıt ve belge yoktur” vs. şeklinde notlar düşülmüş olmasına rağmen Tetik tüm çalışmasını belgeler üzerine kurmuş. Hemen hemen tümü, bizzat Enver Paşa’nın görevlendirmesiyle merkez-i umuminin başkanlığını üstlenen Binbaşı Süleyman Askerî’nin elinden geçen yazışmalar, yönetmelikler, emirler, para pul hesabı, normal güvenlik örgütlerinin yöntemleriyle çalışmayacağı belirtilen Teşkilat-ı Mahsusa’nın kalbine, beynine, kol ve kaslarına dair merak edilen her şeyi açıkça ortaya koyuyor.

Altı aylık kira borcu
Elimizdeki kitap araştırmacı ve akademisyenler için eşsiz bir kaynak işlevi görürken, “siyasi serüven” meraklısı okurları da epeyce tatmin edecek nitelikte. Örneğin “Arapçayı iyi konuşur, mahallin âdet ve mizacına uyabilecek, zeki ve kabiliyetli adamlar göndermek suretiyle Fas içinde çalışmak, birçok kabileyi düşman olan Fransa aleyhine kaldırmak…” sahte pasaportlarla Avrupa ülkelerinde maceradan maceraya koşmak, yıldırma hareketlerinde bulunmak ya da “sadık unsurları hain unsurlardan ayırmak” ve imparatorluğun ayakta kalması için “sert ve elim yöntemlere” başvurmak için yapılanlar neredeyse gün gün, saat saat anlatılmış. Fakat tüm bunların (sağlanan kimi başarı ve kimi yengilere rağmen) genel gidişatı değiştirmek açısından birer çırpınıştan, umutsuz birer çabadan ibaret olduğu da gene aynı kitaptan çıkartılan bir sonuç. Yüzlerce yarı-askeri görevli ya da gönüllü imparatorluğun arka bahçelerinde olmadık işler peşinde koşuyor ama madalyonun koskoca Osmanlı’nın gerçekte hangi durumda olduğunu gösteren bir de öbür yüzü var: “Fas’ta yürütülecek faaliyetlerde çok önemli bir merkez üssü olarak kullanılacak Madrid Büyükelçiliğinin durumu kötüdür. Maslahatgüzar Vassik el-Muayyad’ın Hariciye Nezaretine bildirmesine rağmen, altı aylık kira borcu ödenmediğinden, binadan çıkarılma tehlikesi doğmuştur. Aylık ödemeler aktarılmayınca telefon hattı iptal edilmiştir, elektrik de kesilmek üzeredir. Çalışanların maaşlarını maslahatgüzar ödemiştir. Elçilikte ağırlanması düşünülen Mevlay Hafız’ın, bu şartlarda değil bir faaliyette bulunması, elçilik resmî konumunu muhafaza edememekle karşı karşıyadır.”

AFGANİSTAN’A NASIL GİDİLİR PAŞAM?
Görev teklif edilen Binbaşı Rauf’un Enver Paşa’ya, “Afganistan denen yerin adından başka nesini biliyoruz Paşam? Şu anda oranın haritadaki yerini bile gözümün önüne getiremem. Nereden, ne ile, nasıl gidilir, hangi yolların ucundadır, meçhulüm. Müsadenizle Amerika yoluyla mı gitsem acaba?” demesinden, heyetlerde yer alan Alman subaylarla yaşanan uyumsuzluklara dek pek çok şaşırtıcı bilginin yer aldığı kitabın “Ermeni tehciri”ne yaklaşımı da “Kafkas Cephesi” bölümünde netleşiyor. Sunuş yazısında, “Harbin hemen başlangıcında girişilen ve amaca, askerî stratejiye tamamen aykırı hareket, hüsranla sonuçlanmıştır” diyen Ahmet Tetik, teşkilatın bu meseleyle ancak “hayal gücü” sayesinde ilişkilendirildiğini, Teşkilat-ı Mahsusa’nın Ermeni tehcirinde planlayıcı ve uygulayıcı olduğunu iddia etmenin, tarihin gerçekliğine aykırı düştüğünü vurguluyor.

TEŞKİLAT-I MAHSUSA TARİHİ
Cilt:1, 1914-1916
Ahmet Tetik
İş Bankası Kültür Yayınları
2014, 500 sayfa, 30 TL.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.