Sahafların dört yüz yıllık öyküsü

Günümüzde sahaflık, dışarıdan bakıldığında alım-satım işleriymiş gibi gözüküyor. Bunda artık sözde sahafların raflarını dolduran sınav kitapları, eğitim broşürleri ve elbette içinde insana dair hiçbir şey olmayan popüler kültür kitaplarının yeri büyük. Oysa sahaflık başlı başına bir sevda işi, gönül işi. Sadece okuma yazma sevdası değil ticaret ahlâkı da gerektiriyor. Asırlarca Türklerin esnaf dayanışmasını oluşturan ahî teşkilatının Türk esnafına kazandırdığı ahlâk, sahaflarda kitap terbiyesi olarak daima can bulmuştur. Eski maarif bakanı Hasan Ali Yücel'in “İnsan bir şey alacaksa kitap almalı, bir şey satacaksa kitap satmalı" sözünden çok etkilenmiş son büyük sahaflardan İbrahim Manav anılarında, kendisi siftah etmiş bir sahafın komşu sahafların da siftah etmesi için gelen müşteriyi hemen onlara yönlendirme geleneğinden bahseder. Öte yandan bazı sahaflarında müşterisinin bir kitaba yüksek ilgisi olduğunu fark ettiğinde derhal fiyatı yükselttiğinden söz eder: Evliya Çelebi bayram namazındadır. Hoca duaya başlar: “Allah yorgancı esnafının ecdadına rahmet eyleye.”. Kunduracı esnafı, bakırcı esnafı, derici esnafı derken sıra sahaflara gelir. Cemaatten biri çıkar ve “Hocam durun. O sahaflar ki, es-sahaf bî-insaftırlar. Onlara rahmet okumayın” der.

Her yazarın olduğu gibi her kitabın da kendi başına bir tarihi, yazım öyküsü ve hayatı vardır. Dolayısıyla her kitabın alışının ve satışının da bir hikâyesi oluşuyor. İşte İsmail E. Erünsal'ın "Osmanlılarda Sahaflık ve Sahaflar" kitabı da tabiri caizse son 400 yılın sahaflık öyküsünü anlatıyor. Ülkemize gerek arşivcilik gerek araştırma hususlarında büyük hizmetleri olmuş yazarın Timaş Yayınları tarafından basılan kitabı 600 sayfaya yakın ve ciltli. 1500'lü yıllardan bu yana hem Osmanlı sahafçılığını hem de sahaflık kültürünü irdeliyor. "Orta çağ İslâm dünyasının sahafları: verrâklar" bölümüyle açılan kitap, İstanbul'da ve imparatorluğun diğer bölgelerinde kitap ticareti ve sahaflar" bölümüyle derinleşiyor. Bu bölümde Bursa, Edirne, İstanbul sahafları anlatılıyor, kitap ticaretinden bahsediliyor, sınırlamalar ve yasaklamalar konularına değiniliyor. Sonraki bölüm ise okuyucu için oldukça lezzetli: Sahaflar çarşısı, sahaf dükkanları ve sahaflar. Bu bölümde hayırsefer sahaflar, sahafların ilim ve kültür hayatına katkıları ve sahafların müşterileri gibi konular var.

Sahafların faaliyetleriyle ilgili yapılan düzenlemeler, teşkilatları, şeyhi, tellalları, kethüdası, sahafların ekonomik durumları, kitapların kimlerden geldiği, sarayın rolü, müstensihler, hattatlar, kitap müzâyedeleri, muhallefat listeleri veya tereke kayıtları, yangınlar ve kitaplar diğer bölümler. Kitap aynı zamanda zengin tablolarla, belgelerle ve listelerle de son derece zengin.

Zamanında birçok sahaf, yaptığı veya baktığı hayır eserleriyle her zaman yâd edilmiş. Mesela Sahaf Emin Efendi, Kasımpaşa'daki Eburrıza Tekkesi'ni 1264 (1847) tarihinde yeniden inşa etmiş ve şöyle bir not düşülmüş:

Ashâb-ı hayrın oldu âlemde ercümendi
Tekke binâ itdi bak Sahaf Emin Efendi.


Sahaflardan kitap alanlar arasında medrese öğrencilerinden yabancı seyyahlara, okur-yazarlardan tekke mensuplarına kadar toplumun birçok farklı kesiminden insan bulunuyor. Özellikle saray, bütün mensuplarıyla asırlar boyunca sahafların en önemli müşterilerinden biri olmuş. Bu hususta İsmail E. Erünsal şöyle diyor:

"Padişahlar ve sadrazamlardan sonra hanedana mensup kadınlar ve özellikle de valide sultanlar büyük bâniler ve hayır sahibi olmalarının yanı sıra kütüphane kurucuları olarak da kitap piyasasının belli başlı müşterileri arasında yer alıyorlardı. Valide sultanlar kadar olmasa da padişahın eşleri ve kızları arasında da kitapla ilgilenenler mevcuttu." 

İsmail E. Erünsal, matbaanın girişi sırasında İstanbul'da hayatını kitap istinsâhı ile kazanan hattatlarının sayısını haklı olarak abartılı buluyor. Marsigli'ye göre bu sayı doksan bin, Jorga'ya göre ise seksen bin. Zaten bu meseleyi de D'Ohsson ateşlemiş ve "Osmanlılarda matbaacılığın gecikmesinin en önemli sebebinin ülkedeki yazma eserlerin bolluğu ve hayatlarını bu yolla kazanan sayısız derecede kitap müstensihinin bulunması" diyerek matbaanın geç gelmesini doğrudan hattatlara yüklemiştir. Yazar, bu sayıdaki hattat esnafının yazdıkları kitapları muhafaza etmek için sadece Osmanlı değil Avrupa kütüphanelerine de gereksinim duyacaklarını, bunun da yeterli olmayacağını söyler. Söz konusu hattat sayısıyla ilgili en sağlıklı veri olarak Viyana'da yayımlanan bir gazeteye İstanbul'dan gönderilen haberi işaret eder. "İstanbul'da kurulan matbaanın gelişme vadettiği ancak sayıları bini bulan müstensihlerin geçim endişesine düştüklerinden dolayı huzursuz oldukları" belirtilir bu haberde. İsmail E. Erünsal'ın konu hakkındaki yorumu dikkate değer:

"Matbaanın açılışı, müstensihleri etkilememiş olmalıdır. Kitap piyasasında talep daha ziyade dinî kitaplara olduğu, Kur'ân ve dinî kitapların basımının da XIX. asrın ortalarına kadar yasaklandığı göz önüne alınacak olursa, müstensihlerin Kur'ân ve dinî kitapların istinsâhı yoluyla hayatlarını kolaylıkla kazanmış olmalarının münkün olduğu görülür."

Kitapta XIX. asrın başlarında İstanbul'a gelen J.C.Hobhouse'un Kapalıçarşı hakkındaki sözleri de okuyucuyu derinden etkileyecektir:

"Doğu'nun bu başkentinin Charto-Pratia'sı Küçük Pazar'dır (Tusuk-Bazar). Buradaki dükkânlarda kâğıtçılar ve kitap kopya edenler (müstensihler) bulunurlar. Müstensihlerin hepsi Türk'tür. Biz onları çalışırken gördük. Bazıları kitap kopya ediyorlar, bir kısmı da tezhibini yapıyorlardı. Birçoğu da kâğıtları aharlamakla meşguldüler... Doğu edebiyatlarıyla meşgul olanlar doğal olarak Küçük Pazar'daki dükkânlara gelecekler ve Şark'ta meşhur olan kitapları burada bulacaklardır."

Kitap okumaya her zaman ihtiyacımız var. Kitap okumamızı sağlayan en büyük emekçiler, sahaflar hakkında da öğrenmemiz gereken çok şey var. Prof. Dr. İsmail E. Erünsal'ın "Osmanlılarda Sahaflık ve Sahaflar" kitabı bu açığı kapatan nadide eserlerden.

Yağız Gönüler

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.