Şah ve Sultan; Anadolu\'da iki Türk hükümdarının mücadelesi

15.yya gelindiğinde Osmanlılar Türkmen Yörükleri Anadolu’dan gruplar halinde Rumeli’ye geçirmiş,ya da küçük obalar halinde birbirinden uzak bölgelere yerleştirmişti. Yine de bu tarihlerde Toroslar’dan Maraş’a kadar yörükler hakim durumdaydı ve zaman zaman Osmanlı yönetimine isyan ediyorlardı.  Aslında  Anadolu’da Türkmen aşiretlerinin çıkardığı bu isyanlar Fatih döneminden itibaren devlet yapısında  yaşanan değişimlerin bir sonucuydu.

Osmanlı devleti merkeziyetçi bir yapıya büründükçe Türkmen aşiretlerinin hareketlerini gittikçe daha fazla kontrol etmeye başlayacak, bunları Tahrir defterlerine geçirecek, miktarı az da olsa vergi almaya başlayacaktı.  Bu durum, boy beyleri idaresinde bağımsız bir hayat süren ve hayvancılıkla uğraşan bu aşiretlerin merkezi idareyi dayanılmaz bir baskı ve zulüm idaresi olarak görmelerine neden olmaya başladı. Tarım ekonomisine dayanan Osmanlı devleti yörüklerin mevsimlik göçlerine karışıyor ve yaptıkları zararlara karşı cezalar da koyuyordu.  Kısacası yörükler, kendi ekonomik faaliyetlerini ve serbest hareketlerini kısıtlayan, aşiret hukukunu dikkate almayan Osmanlı yönetimini bir baskı rejimi olarak görüyordu.  Merkezi idarenin temsilcisi olan kadıları, yöneticileri düşman gibi görüyorlar, Sünni  İslamı temsil eden yönetime karşı, İslamiyetin kendi kabile adetlerine inançlarına uygun bir şeklini telkin eden derviş tarikatlarına derin bir şekilde bağlanıyorlardı.

 13.yy’dan beri kırmızı külahlarıyla tanınan Alevi Türkmen yörükleri,Kızılbaş olarak anılıyordu. Kızılbaşlar Şi’i Alevi Türkmenlere hitap eden bir tarikatın başı olan Erdebil ailesine 15.yy’dan itibaren bağlıydılar. Onlar bu aileden Şeyh Cüneyd ve Şeyh Haydar’ın yanında Trabzon Rumlarına ve Gürcülere karşı gazalara katıldılar. Türkmen hükümdarı Uzun Hasanla akrabalık kurmuş olan aile, Doğu Anadolu’da ve İran’da büyük bir nüfuz kazanmıştı. Karaman oğulları idaresinde Osmanlılara karşı mücadele etmiş olan bu Türkmen yörükleri Safeviler etrafında toplanmaya başladılar. Şeyh Haydar’ın oğlu İsmail zamanında Erdebil sufileri, Azerbaycan,Doğu Anadolu,Irak ve İran’da siyasi hakimiyeti ele geçirdiler. Anadolu’daki Türkmen yörüklerinin manevi ve siyasi lideri olarak  Şah İsmal  İran’da Osmanlılar karşısında güçlü bir rakip olarak ortaya çıktı. Ataları gibi gazilik iddiasında bulunan Şah İsmail Osmanlılara karşı ittifak arayışından ve Osmanlı topraklarına girip çıkmaktan çekinmedi. Anadolu Türkmenleri de Şah İsmail’i kendi hükümdar ve pirleri saymaktaydı. 

Anadolu’da yaşanan bu gelişmeler 1511 yılında Şahkulu adında bir isyana dönüştü. Bu gelişmeler yaşanırken, Osmanlı tahtında hasta ve yaşlanmış II.Beyazıd bulunmaktaydı. Devlet otoritesinin güç kaybetti bu yıllarda yeniçerilerin desteğini alan Yavuz Sultan Selim babası II.Beyazıd’ı tahttan indirerek yönetimi ele aldı. Tehlikeli koşullarda tahta turan Yavuz Sultan Selim imparatorluğu demir bir pençe ile tutacak, Büyük İskender gibi’ Şarkın ve Garbın hakimi olacağını’ göstermek için harekete geçecekti.    

Şah İsmail’in ,Anadolu içlerinde giriştiği propaganda faaliyetleri,1511’de Osmanlı yönetimine karşı çıkan Şah kulu isyanı,kısacası Osmanlı devletine karşı meydan okumaları  iki devleti,iki hükümdarı 1514’te Çaldıran’da karşı karşıya getirdi.

Yavuz Sultan Selim Şah İsmail üzerine sefere çıkmadan önce onun Anadolu’ya yayılmış müridlerini ve halifelerini tespit ederek bunları hapsetti bir kısmını da idam ettirdi. Sefer öncesinde Şah İsmail’in halifelerinden Kılıç adında bir vasıtası ile Şah’a farsça bir name gönderdi. Yavuz namesinde şöyle diyordu: Fitneler çıkardınız,İslam büyüklerine küfürler ediyorsunuz,bunun cezası katldir,üzerinize geliyorum,işgal ettiğiniz Osmanlı memleketlerini geri veriniz.

Yavuz Sultan Selim’in bu namesine Şah İsmail şöyle bir cevap gönderdi :  Er isen meydana gelesin,biz de intizardan kurtuluruz. Bu name ile birlikte Yavuza bir kadın elbisesi,yaşmak yolldı.

Şah İsmail tarafından gönderilen bu mektuba Yavuz’un verdiği karşılık da ağır oldu. Yavuz gönderdiği namesinde “ Davete icabet edip uzun yolları kat ile memleketine girdik, fakat sen meydanda görünmüyorsun. Padişahların ellerindeki memleket onların nikahlısı gibidir; erkek ve yiğit olanlar kendisinden başkasını ona elini dokundurtmazlar, halbuki bunca gündür askerlerimle memleketine girip yürüyorum,hala senden bir haber yok. Seni korkutmamak için askerimden 40.000 kişiyi ayırıp Sivas ve Kayseri arasında bıraktım; hasma mürüvvet ancak bu kadar olur. Bundan sonra da saklanıp gözükmezsen erkeklik sana haramdır, miğfer yerine yaşmak ve zırh yerine çarşaf ihtiyar eyleyip serdarlık ve şahlık sevdasından vazgeçesin.

Bu mektuplaşmaların sonunda Osmanlı ordusu ile Safevi ordusu Çaldıran’da karşı karşıya geldi. 24 Ağustos 1514’teki meydan savaşını Osmanlı ordusu kazandı. Yavuz Sultan Selim iki hafta sonra Tebriz’e girdi ve adına hutbe kuttu. Kışı Amasya’da geçiren Sultan Selim Şah İsmail’i tamamen yok edinceye kadar savaşa devam etmek istiyordu ancak ordunun yorulmuş olması üzerine bundan vazgeçti.

Çaldıran zaferi Anadolu tarihinde bir dönüm noktası oldu. Yavuz Sultan Selim bu zaferin ardından Doğu Anadolu’yu tamamen Osmanlı ülkesine kattı. Böylece doğudan gelebilecek istilalara karşı Anadolu güvence altına alınmış oldu.

 Kaynaklar :

Halil İnalcık, Devlet-i Aliyye,Osmanlı İmparatorluğu üzerine araştırmalar

İsmail Hakkı Uzunçarşılı. Büyük Osmanlı Tarihi,

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.